İslam’da Aşure (Âşûrâ)

tarafından
Temmuz 30, 2026
8 dakika okuma süresi

Aşure (Âşûrâ) on sayısı ile ilgili olan “aşr” ve “âşir” kökünden türemiş Arapça bir kelime olarak kabul edenlerin yanı sıra “faula” vezninin bulunmadığını ileri sürerek, kelimenin İbranice’den geldiğini söyleyenler de vardır.[1] Aşure, İslam’da bir anma gününü temsil eder ve her yıl İslami takvimin ilk ayı olan Muharrem’in 10’unda gerçekleşir ve özellikle Şii Müslümanlar için önemlilik teşkil etmekte aynı zamanda Aleviliği gündeme taşıyan hususların başında aşure törenleri gelmektedir.[2]

Aşure törenleri, Müslüman ay takviminin ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu günü gerçekleşir ve Musa Peygamber ve İsrailoğullarının Mısır’dan mucizevi kaçışıyla ilişkilendirilir. Bu süre zarfında Müslümanlar, Tanrı’nın Kızıldeniz’in bir kısmından suyu çekerek kuru yatağından geçmelerini sağladığına inanırlar. Tanrı daha sonra suyun geri akmasına izin vermiş, böylece Mısırlı takipçilerinin hepsi öldürülmüştür.[3]

İslam’da Sünni ve Şii olmak üzere iki temel gelenek vardır; Müslümanların %80 ile 85’i Sünni geleneğe, %15 ila 20’si ise Şii geleneğe mensuptur. Aşure, Şii Müslümanlar için Sünni Müslümanlara göre çok daha önemlidir.[4]

Aşure günü Sünni Müslümanlar oruç tutar, Kuran okur, fazladan dua eder ve hayır kurumlarına bağışta bulunurlar. Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin ve birçok insanın Kerbela’da şehit edilmelerini anmak için umumi yas günü olarak kabul edilmiştir.[5] Nitekim Kureyş’in Cahiliye devrinde Aşure oruç tutulan bir günü temsil eder ve Hz. Muhammed’in de aşure günü oruç tuttuğu bilinmektedir. Medine’ye hicret edince de bu oruca devam etmiş ve başkalarına da emretmiştir. Bu emretme altında yatan yegâne şey Yahudileri taklit etmemek ve hurafelerin İslam’a girmesini engellemek ve Müslümanlara bir nevi uyarıda bulunmaktır.

Sadece aşure günü değil, muharremin dokuz, on ve on birinci günlerinde de oruç tutulması bizzat Hz. Muhammed tarafından tavsiye edilmiştir.[6] Ancak ramazan orucu farz kılınınca, Hz. Muhammed aşure günü oruç tutmayı bırakmış ve Müslümanlar üzerinde bir emir telakkisi ortadan kalkınca, aşure günü oruç isteye bağlı tutulmaya başlanmıştır.[7]  

Şii Müslümanlar için Aşure, Muharrem ayının ilk gününde başlayan bir dizi yas ritüelinin zirve noktasıdır. Bunun nedeni, M.S 680 yılında Aşure günü Hz. Muhammed’in torunu İmam Hüseyin’in Irak’ın güneyindeki Kerbela’da bir savaşta öldürülmüş olmasıdır. Bunun arka planında, ilk Müslüman topluluğu içinde liderin kim olması gerektiği konusunda gelişen bir anlaşmazlık yatmaktadır.

Bazı Müslümanlar, Hz. Muhammed’in ölümünden önce kuzeni Ali’yi, öldüğünde Müslüman toplumunun lideri olarak yerine geçmesi için aday gösterdiğini iddia etmektedir. Ancak Hz. Muhammed’in yakın arkadaşı ve yoldaşı Ebu Bekir ilk halife (vekil ya da halef) olmuştur. Ancak beş yıl sonra Ali bir suikast sonucu öldürülmüş ve Muaviye hızla genişleyen Müslüman imparatorluğunun kontrolünü ele geçirmiştir. Muaviye de Hz. Muhammed ve Ali gibi Mekke’den gelmiştir, ancak farklı bir aşirete, Emevîlere mensuptur. Bazı Müslümanlar Muaviye’yi yönetmeye hakkı olmayan bir gaspçı olarak görürler. Hz. Muhammed’in kızı Fatıma, Ali ile evlenmiş ve Hasan ve Hüseyin adında iki oğulları olmuştur. Muaviye’ye karşı çıkanlar, Muhammed’in torunları oldukları için Ali’nin ölümünden sonra oğullarından birinin Halife olması gerektiğine inanıyorlardı.

Muaviye M.S 680’de öldüğünde, oğlu Yezid onun yerine Halife olmuş. Akabinde Güney Irak’ta bir şehir olan Kufe halkı, Ali ve Fatıma’nın küçük oğlu Hüseyin’i, Yezid’e karşı bir muhalefet hareketinde kendilerine liderlik etmesi için davet etmiştir. Hüseyin daveti kabul etmiş ve yakın aile üyeleri ve arkadaşlarından oluşan küçük bir grupla, yaşamakta olduğu Medine’den Kufe’ye doğru yola çıktı. Yezid’in destekçisi olan Irak valisi tarafından gönderilen büyük bir asker birliği onları Kerbela’da durdurdu. Kufe halkı onu şehirlerine davet etmiş olmasına rağmen yardım etmek için hiçbir şey yapmamış ve Hüseyin’in grubu çölün sıcağında susuzluktan çok acı çekmiştir. Birkaç gün sonra askerler saldırıya geçmelerine rağmen, Hüseyin ve taraftarları cesurca direndiler ama galibiyet alamadılar. Hüseyin’in en küçük oğlu Ali Asghar da dâhil olmak üzere, kendisi ve beraberindeki erkeklerin neredeyse tamamı öldürüldü. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynu’l-Abidin savaşamayacak kadar hasta olduğu için canı bağışlandı, kadınlar esir alındı, ancak bir süre sonra Yezid onları serbest bıraktı. Şiilerin (kelime Arapça shi’at Ali, yani Ali’nin ‘partisi’nden gelmektedir) Aşura’da andıkları işte bu katliamdır.

Şii Müslümanlar Hüseyin ve ailesini, erken dönem İslam’ın ideallerini korumak ve imparatorluğu yönetmeye hakkı olmayan Yezid’e karşı durmak için kendilerini feda etmiş olarak görmeye başlamışlardır. Hüseyin’in Kerbela’da acı çekmeye ve ölmeye istekli olması nedeniyle, Tanrı’nın ona, Tanrı’nın emirlerine uyanların cennete kabul edileceği ve onları görmezden gelenlerin cehenneme gönderileceği, Kıyamet Günü’nde Müslümanlar için şefaat etme gücü verdiğine inanılır. Bu nedenle çoğu Şii Müslüman, Hüseyin ve ailesinin Kerbela’da çektiği acılara katılmanın ve paylaşmanın kurtuluşa ermelerine yardımcı olacağına inanır ve bunu çeşitli şekillerde yaparlar. Bunlardan belki de en bilineni, Hüseyin’in savaştan sonra gömüldüğü Kerbela’ya yapılan hac ziyaretidir.

Hüseyin’in mezarı Şii Müslümanlar için önemli bir hac merkezi haline gelmiştir ve günümüzde yüz binlerce insan Aşura’da Hüseyin’in şehadetini anma törenleri de dahil olmak üzere çeşitli yas ritüellerine katılmak için burayı ziyaret etmektedir. Bu törenlerde zil ve davul sesleri eşliğinde elleriyle göğüslerine vurmakta ve zincirlerle sırtlarına vurmaktadırlar. Tören alayları Irak’ın başka yerlerinde, İran, Lübnan, Pakistan ve Hindistan’da ve Şii nüfusun yoğun olduğu dünyanın diğer bölgelerinde de düzenlenmektedir. Genellikle sokaklara pankartlar ve bayraklar asılır ve katılanlar siyah renkli giysiler giyinir.

Hüseyin’in tabutunun, mezarının veya bedeninin kopyaları, Hüseyin’in resimlerinin bulunduğu taşınabilir türbeler, bezler ve kurdelelerle süslenmiş ve çeşitli tasarımlara sahip metal armalar gibi çeşitli ritüel nesneleri insanlar anma ritüelinde taşır. Bunlar ritüel nesneler arasında, parmakları ve başparmakları Muhammed Peygamber’i, kızı Fatıma’yı, Ali ve Hüseyin’i ve kardeşi Hasan’ı temsil eden stilize edilmiş iki boyutlu eller de bulunmaktadır. İran’daki tören alaylarında kadınlar, Hüseyin’in en küçük oğlu Ali Asghar’ın Kerbela’daki ölümünü anmak için direkler üzerinde bir beşik silüeti taşırlar. İran’ın güneyindeki Yezd şehrinde yas tutanlar, Hüseyin’in mezarını temsil eden devasa bir ahşap yapıyı omuzlarında taşırşar. Bazı yerlerde, örneğin Hindistan’daki Haydarabad’da, yas tutanlar ‘Kerbela’da Hüseyin’in kanının dökülmesini’ canlandırmak için göğüslerini ve kafa derilerini bıçak ve usturalarla keserek kanın akmasını sağlarlar (Aşure: Dünya Dinleri Ansiklopedisi/İslam Ansiklopedisi).

Şii Müslümanlar ayrıca Aşura’dan sonraki 40. gün olan Erbain’i de anmakta ve Muharrem’den önceki günlerde çok sayıda hacı Necef’ten (Ali’nin gömülü olduğu yer) Kerbela’ya 50 mil kadar yürüyerek, Hüseyin ve ailesi için düzenlenen yas törenlerine katılmaktadır ve bilinene göre bu, çağdaş dünyadaki en büyük halk toplantısıdır. Şii Müslümanlar için de Muharrem aynı zamanda bir hayırseverlik zamanıdır, insanlar yoksulları ve törenlere katılanları doyurur. İnsanlar ayrıca Kerbela’daki olaylara odaklanan anlatıların ve şiirlerin okunduğu toplantılara da katılabilirler. Okumalarda İmam Hüseyin ve ailesinin çektiği acılar üzerinde durulur ve dinleyicilerin ağlaması ve onlara sempati duyarak ağıt yakması amaçlanır, çünkü bu aynı zamanda onun şefaatini kazanmaya da yardımcı olacaktır. Muharrem ayının özellikle İran’daki bir diğer özelliği de Kerbela olaylarının yeniden canlandırılmasıdır. Bu canlandırmalar Hüseyin’in, ailesinin ve Hüseyin’in katili Şimr de dahil olmak üzere ölümlerinden sorumlu olanların rollerini üstlenen aktörler tarafından gerçekleştirilir. Hindistan ve Pakistan’daki Aşura törenlerinde Hüseyin’in Kerbela’da onunla birlikte ölen atı Zuljenah’ı temsilen bir beygir de yer almaktadır.

M.S 19. yüzyıldan bu yana ve özellikle M.S 20. yüzyılın sonlarında Aşure gününün anlamı gelişmeye devam etmiştir. Günümüzde dünyanın dört bir yanındaki birçok Şii toplumunda, örneğin İngiltere’de, insanlar kendilerini kesmek ya da dövmek yerine tıbbi yardım kuruluşlarına kan bağışında bulunmaktadır. İngiliz Şii Müslümanlar da Aşura’yı anmak için törenler düzenlemektedir; örneğin Londra’nın merkezinde otuz yıldan uzun bir süredir bir tören düzenlenmektedir. Hüseyin M.S 680 yılında Halife Yezid’e karşı bir muhalefet hareketine önderlik etmek üzere Kufe’ye ulaşmaya çalışmıştır ve özellikle 20. yüzyılın ortalarından bu yana Şii Müslümanlar Aşura’nın dini olduğu kadar siyasi bir önemi olduğunu ve Hüseyin’in şehadetinin kendilerine zulüm ve baskıya karşı direnme konusunda ilham vermesi gerektiğini savunmaktadır.

Dipnotlar:

[1] Daha fazla bilgi için bkz. Bozkuş, M., (2008), s.34.

[2] Daha fazla bilgi için bkz. Bozkuş, a.g.m., s.35.

[3] Daha fazla bilgi için bkz. İbranice İncil/Eski Ahit Çıkış:14; Kur’an 26:63-68.

[4] Hugh Beattie., (2023). Ashura. Open Learning.

[5] Daha fazla bilgi için bkz. Bozkuş, a.g.m., s.43.

[6] Daha fazla bilgi için bkz. Buhari, “Savm”, 69; Ayni, IX, 190.

[7] Daha fazla bilgi için bkz. Buhârî, Şavm, 69: Müsned, VI, 29-30.

İkincil Literatür:

Beattie, H. (2023, 13 Temmuz). Ashura. OpenLearn, The Open University.

Bozkuş, M. (2008). Aşure günü, Muharrem matemi/orucu ve Sivas’ta aşure uygulamaları. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 12(1), 33–61.

Chelkowski, P. J. (2009). Taʿzia. Encyclopaedia Iranica.

Öz, M. (2011). Tâziye. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (C. 40, ss. 203–204). TDV Yayınları.

Yaşaroğlu, M. K. (2020). Muharrem. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (C. 31, ss. 4–5). TDV Yayınları.

Yavuz, Y. Ş. (1991). Âşûrâ. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (C. 4, ss. 24–26). TDV Yayınları.

08.03.2001 tarihinde Edirne’de doğdu, ilk, orta ve lise öğretimini Tekirdağ’da tamamladı. 2024 yılında Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü “Bilim Tarihi’nin Akademik Hüviyeti” isimli mezuniyet tezi ile tamamladı ve Pedagojik Formasyon eğitimi de alarak Tarih Öğretmeni sıfatını aldı. 2021 yılından itibaren çeşitli amatör ve akademik dergilerde, blog sayfaları gibi yayın organlarında tarih-kültür kategorisinde yazarlık ve editörlük yapan Çetinbaş, çeşitli konularda araştırmalarına devam etmektedir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.