Throughout art history, everyone has tried to keep the canvas clean. White walls, sterile galleries, collectors wearing gloves, “please do not touch” signs… As if art becomes damaged the moment it comes
İnsan zihninin en büyük yanılgılarından biri, geçmişin geride kaldığını düşünmesidir. Sanki yaşadığımız her şey zamanın içinde donup kalmış, görünmez bir depoda saklanıyormuş gibi davranırız. Çocukluğumuzun bir yerde durduğunu, ilk aşkımızın bir köşede beklediğini, yıllar önce yaşadığımız bir günün bütün ayrıntılarıyla
Toplumsal iletişim, içimizdeki kolektiviteyi fark edebildiğimiz ve bir topluluk içinde, tüm o yaşanılanların gerisinde, kendimizi aynada seyrettiğimiz bir süreçtir. Cooley, Mead ve Blumer düzleminde bu görüşü çok açık bir biçimde görebiliriz. Sembolik
Marcus Cicero’nun Devlet Üzerine (De Re Publica) eserinde dile getirdiği sorgulama; tanrılara, aileye, vatana ve insani değerlere karşı görev bilincinin yanı sıra adalet, iffet ve nefse hâkimiyet gibi erdemlerin kaynağına yöneliktir. Bu
Manque Manque, ortada hiçbir şey yokken belirmez.Kaybolan hislerin, silinen duyguların arasından çıkar.Bu yüzden her eksiklik manque değildir.Bazıları sadece kayıp ya da yokluktur.Manque ise hatırlananın bıraktığı izdir. Fransızcada manque “eksiklik” anlamına gelir. Türkçedeki “eksik” kelimesi gibi hem soyut
1828 yılının bir bahar akşamüstü Almanya, Nürnberg sokaklarında sendeleyerek yürüyen ve neredeyse hiç konuşamayan yalnızca belli belirsiz sözler mırıldayan bir genç belirdi. Bu genç, ne nereden geldiğini biliyordu ne de kim olduğunu. Tarihe
Her büyük yolculuk, genellikle gözden kaçan küçük bir kıvılcımla başlar. Zihnimizde çakan bir fikir, henüz şekillenmemiş bir taslak ya da bir işin en başındaki o “başlangıç noktası”, aslında sonradan gelecek olan tüm
Günümüzde hayat, akreple yelkovan arasına sıkışmış gibi yaşanıyor. Yetişilmesi gereken yerler, doldurulan ajandalar, bitmeyen yapılacaklar listesi… Günümüzde zaman, deneyimlenen bir alan olmaktan çıkıp yönetilmesi gereken bir baskıya dönüşüyor. Son yıllarda sıkça konuşulan
Sosyal inovasyon, toplumların karşılaştığı sosyal, ekonomik ve kültürel problemlere yenilikçi, sürdürülebilir ve toplum temelli çözümler üretmeyi amaçlayan dinamik bir yaklaşımdır. Kavramın kökeni tek bir kişiye atfedilmese de 1900’lü yılların başında Max Weber’in
Baruch Spinoza, Ethica kitabının yazarıdır. Amsterdam’da yaşamış, kendi cemaatinden aforoz edilmiş ama kararlarından asla dönmemiş, hem döneminin hem de günümüzün en önemli filozoflarındandır.“Spinoza Problemi”, Irvin D. Yalom’un hemen herkes tarafından bilinen, çoğu
İnsanoğlu, başlangıcı ve sonu olan fâni bir varlıktır. Öncesizlik ve sonrasızlık, yalnızca Tanrı’ya özgü bir niteliktir. Varoluşsal akıntıya kapılmamak adına, bir köke, geçmişe uzanan bir damara bağlı kalmak zorundadır. Zira kökensiz kalan
Ruhumuzun enkazında sergilenen ”başarısızlık” korkusu. “Ruhum, hayaletlerin değil, yapılmamış eylemlerin kirli enerjisinin dolaştığı soğuk, sisli bir arazidir.” Betonarme bir şehirde yaşarken, içimde bir yerlerde eski, loş bir Durmuş Zaman Müzesi taşıyorum. Bu,
Takip Et