Toplumsal Varoluşun Hatırlama Üzerinden Şekillenmesi
Hatırlama ve “Kendilik Bilinci”[1] Üzerine
Hatırlama, insanı insan yapan, daha doğrusu insanı “kendi” yapan yegâne unsurlardan biridir. Hatırlama ve hafıza, toplumlara “kendilik bilincini” (Bıçak,2019: 19-20) verir. İnsan niçin hatırlar? Niçin unutmaz? Yahut kimi zaman da niçin unutmak isteriz? Toplumsal düzeyde hatırlamanın daha güçlü olması da buradan ileri gelir. Çünkü Jan Assmann’ın (2015 :35-45 ; 50-60) ifade ettiği gibi, toplumlar kolektif hatırlama düzeyinde hafızadan çıkmaması gerekenleri ritüellerle, törenlerle, anma günleriyle, mitlerle, mitolojik hikâyelerle, danslarla, efsanelerle, kutsal metinlerle, bayramlarla sabitlerler.
Halbwachs (1950/2023: 20-50 ; 25-45)’ın vurguladığı üzere, hatırlamak varoluşsal bir sürekliliğe tekabül eder. O halde unutmaksa bu varoluşsal süreci kesintiye uğratır. Bu nedenle unutmak yok olmaktır ya da yok etmektir biraz da…Hatırlamak bir varoluş biçimi ise unutmak yok olmaya karşılık gelmekte midir acaba gerçekten? Yahut unutmak gerçekten bir yok sayma mıdır yoksa unutmanın ardında başka gerekçeler de var mıdır? Bu sorunun yanıtını farklı biçimde verir Aleida Assmann. Linda Shortt (2012 : 1-14) ile kaleme aldıkları makalede unutmanın politik yönünden bahsederler. Bu bağlamda unutmak/unutturmak, politik ve bilinçli bir tercihtir.
Bir hatırlamada neler vardır? Örneğin muhafaza ettiğimiz bir hatırada mevcudiyetini sürdürenler nelerdir? Yaralar, kırgınlıklar, mutluluklar, sevinçler…Kimi zaman bir daha yara almamak adına hatırlarız.
Toplumlar böylesi bir hatırlamayı, kolektif travmalardan sonra, ders çıkarmak, hataları tekrarlamamak ve geleceği buna göre inşa etmek adına yapabilirler. Böylece kolektif travmaların ardından yaşananları hatırlayarak geçmişten ders çıkarma, hataları tekrar etmeme ve geleceği buna göre inşa etme yönünde çeşitli bellek pratikleri geliştirirler. Bu manada hatırlama, yalnızca geçmişi anımsamak değil ; aynı zamanda onu koruma ve kültürel süreklilik içinde muhafaza etme pratiği olarak işlev görür. Anıtlar dikilir, anma törenleri yapılır, kent inşalarında şehrin belli merkezlerine dikilen heykellerle hikâye tekrar ve tekrar göstergebilimsel biçimlerde anlatılır ve gelecek kuşaklara aktarılır. Kolektif kırılmalar sonrasında anıtların dikilmesi, anma törenlerinin düzenlenmesi ve kamusal mekanlara yerleştirilen sembolik figürler aracılığıyla tarihsel anlatının sürekli yeniden üretilmesi, belleğin kuşaklararası aktarımını mümkün kılar (J.Assmann, 2015 : 35-45; 50-60, 52-60 ; 60-70 ; Halbwachs, 2023 : 20-50). Halbwachs’ın dikkat çektiği temel nokta da tam olarak budur : Hafıza ve hatırlama toplumsaldır. Kolektif bir yön taşır içinde. Ona göre çocukluğumuzdaki anılarımızı da çevremizdekilerin, içinde bulunduğumuz ve ait olduğumuz grupların aracılığı ile hatırlarız yahut onlar tarafından bize hatırlatılırlar. Bu yönüyle hafıza, bireysel bir süreç olmaktan ziyade toplumsal bir nitelik taşır (Halbwachs, 1950/ 2023 : 20-50).
Hatırlama bizi güvende tutar. Hatırladığımız ölçüde geleceğe bakabiliriz. Çünkü hatırlananlar, içlerinde bir hikâye, bir anlatı taşırlar ve bu anlatılarda da insanı kendisi yapan, onun kimliğini biçimlendiren, hayata bakışını ve yaşama biçimini, değerlerini şekillendiren izler bulunur. Böylece geleceği de belirleyebileceğimizi ya da seçimlerimizi daha doğru bir zeminde yapabileceğimizi hissederiz. Dolayısıyla hafıza/bellek, hem bireysel olarak hem de toplumsal olarak kimliği ve değerleri belirleyen bir yerde durur. Jan Assmann (2015 : 50-70; 90-110) ve Aleida Assmann &Linda Shortt (2012 : 1-14) da hatırlama ve hafızanın politik olan ; aynı zamanda da kimlik inşa eden taraflarına dikkat çekerler.
Modi Memorandi, Kültürel Bellek, İletişimsel Bellek : Kimliğe ve Politik Olana Dair
Toplumlar “modi memorandi”, yani hatırlama biçimleri geliştirirler. Burada önemli olan yalnızca neyin hatırlandığı değil, nasıl hatırlandığıdır. Ritüeller, metinler, anlatılar, anıtlar, törenler hatırlamanın kurumsallaşmış biçimleri olarak bu modi memorandinin somut tezahürleridir (J. Assmann, 2015 : 30-45). Jan Assmann’a göre kültürel belleği iletişimsel bellekten ayıran temel özellik, onun sürekliliği güvence altına alınmış, kuşaklar boyunca geçmişi yeniden canlandırma yoluyla aktaran kurumsal bir yapı olmasıdır. J. Assmann, kültürel belleği gündelik iletişim içinde dolaşan geçici hatıralardan farklı olarak, toplumsal kimliğin inşasında merkezi rol oynayan kalıcı bellek olarak tanımlar. Böylece J. Assman belleği, kültürel bellek ve iletişimsel bellek olarak iki düzeyde ele alır. İletişimsel bellek, gündelik etkileşimler içinde dolaşan, yaklaşık üç kuşakla sınırlı, geçici ve sözlü aktarıma dayalı bir hatırlama alanını ifade ederken ; kültürel bellek metinler, ritüeller, anıtlar, anlatılar ve kurumlar aracılığıyla kuşaklar boyunca sürdürülen kurumsallaşmış ve kalıcı bir bellek biçimini temsil eder (J. Assmann, 2015 : 21-80).
Hatırlamanın Bedensel Yönü
Paul Connerton (2019 : 5-30), “Toplumlar Nasıl Anımsar?” da, hatırlamanın bedensel yönüne dikkat çeker. Ona göre hatırlama aynı zamanda bedensel pratikleri de kapsar. Bu anlamda hatırlama ve hafıza yalnızca metinlerde, hikâyelerde, sembollerde muhafaza edilmez. Aynı zamanda bedenlerde de bir hafızanın varlığı söz konusudur. İletişim esnasında çeşitli davranışlar, jestler, bu jestlerin tekrar edilmesi ve hatta rutinleşmeleri, gündelik yaşamın içine bu halleriyle yerleşmeleri hafızanın ve hatırlamanın bedensel yönüne işaret eder. Dolayısıyla toplumlar bedensel olarak da anımsarlar. Böylece geçmiş, bedenler yoluyla da konuşur ve kendini ifade eder.
Mağara Resimlerinden Dijital Belleğe
Hatırlama, bir insanlık meselesi olarak hiç bitmez, hep devam eder. Günümüzde dijitalleşmeyle birlikte ise çok farklı bir yöne evrilmiştir. Jose Van Dijck (2004 : 349-373), “Memory Matters in the Digital Age” adlı makalesinde, anımsamanın artık “mediated memory (dolayımlanmış bir süreç)” olduğundan bahseder. Artık hatırlama dijital platformlar, ekranlar, sosyal medya ve sosyal medyada yayınlanan dijital fotoğraflar, videolar yoluyla gerçekleşmektedir. Burada geçmiş ve hatıralar insanların zihinleri tarafından değil de medyalar yoluyla aktarılmaktadır. Anımsama dijital bir biçim almıştır. Sosyal medya platformlarının kaydetme özelliklerinin bulunması, kaydet butonuna basıldığında ve görseller/videolar kaydedildiğinde bir arşivin oluşması ya da bu dijital platformlar tarafından yaşananların hatırlatılması, hatırlamanın nasıl bir yöne evrildiğini göstermektedir. Burada artık kişisel bellek ile toplumsal bellek ayrımı da silikleşmiştir.
Dijital çağda kişisel olarak yaşananların ve kaydedilenlerin sosyal medya platformlarında paylaşılması kişisel olanı kamusal olana çevirmiştir. Bireysel anılar da artık kamusaldır ve aynı şekilde kamusal olan da kişiselleşir. Dijital çağda algoritmalar, arama motorları, sıralama sistemleri hatırlatır artık. Van Dijck, belleğin artık ne tam olarak bireysel ne de tam olarak kolektif olduğunu, bu ikisinin de birleşimi olduğunu söyler. Dijital bellek seçici değildir ama görünürlük seçicidir. Hatırlama böylece “görünürlük” üzerinden okunduğunda ve bu yana evrildiğinde unutma da farklı bir dönüşüme uğrar. Unutma da artık unutma değildir. Unutma artık, “görünmez” olmaktır. Hatırlama ve anılar bir performansa ve içerik üretimine dönüşmüştür. İnsanlar artık daha fazla görünür olmak için “hatıralar üretmek” istemektedirler. Yaşanan anlar dijital platformlarda bir içerik olarak karşılık bulduğu oranda değerlidir. Aksi halde kimse araçsız/medyasız bir biçimde anı yaşamaya odaklanmamaktadır. Dolayısıyla Van Dijck (2004 : 349-373), dijtial belleğin hiç de masum olmadığına işaret eder. Çünkü bu haliyle ideolojiden, iktidardan, ticari olandan bağımsız değildir dijital bellek.Aleida Assmann, Linda Shortt (2012 :1-14) ile kaleme aldığı “Memory and Political Change : Introduction” adlı makalesinde hatırlamanın ve unutmanın politik tarafından bahseder. Onlara göre unutmak da politik ve bilinçli bir tercihtir. A. Assmann ve Shortt (2012 : 1-14), iktidarlar değiştiğinde geçmişin de değiştiğini söylerler. Çünkü anımsama her iktidarda farklı bir biçim kazanır. Geçmişin okuması ve yorumlanması farklı iktidarlar döneminde farklı biçimlere bürünür. Bu aynı zamanda hatırlamanın ideolojikleşmesidir.
Toplumların yaşadıkları iç savaşlar, göçler, devrimler gibi kolektif kırılmalar belleğin politik geçişlerinin zeminini oluşturur. Siyasi değişimler yalnızca kurumlarla değil, aynı zamanda geçmişin yorumlanması ve onunla temas etme biçimiyle de gerçekleşir. A. Assmann (2012 : 1-14), unutmanın bastırma ve inkâra, devam edebilme stratejisine; hatırlamanın ise tanıma, tanıklık etmek, yüzleşme ve adalete (bazen de adalet arayışına) karşılık geldiğine dair bir farklılık ortaya koyar. A. Assmann (2012 : 1-14), bizi belleğin iki yüzüyle de karşılaştırır. Bellek iyileştirici de olabilir ama bazen de yaralayıcıdır. Hatırlama adalet vurgusundan veya arayışından çıkıp bir anda intikam alma arzusunu tetikleyici bir işleve geçebilir. Aradaki sınırın aşılması bir anda toplumları bambaşka bir kitlesel yönelime tabi kılabilir. Burada devletlerin/kurumların veya egemen grupların hatırladıkları veya hatırlanmasını istedikleri ile toplumun hatırladıkları arasında çatışma olabilir.
Sonuç
Hatırlamak, kuramcıların da işaret ettiği gibi aidiyet, varoluşsal süreklilik ve kimlik inşasının, aynı zamanda toplumsal sınırların çok önemli bir parçasını oluşturur. Hatırlamak özellikle toplumsal kayıp ve yas dönemlerinde kolektif olarak bir duygusal kaybın, yükün, acının paylaşılmasını da mümkün hale getirir. Böylece toplum, bireyler arasında kurulan bağ aracılığıyla kitle olmaktan çıkarak anlamlı, kolektif bir mevcudiyete dönüşür. Durkheim da bu dayanışma üzerinden kolektivitenin oluşmasına dikkat çeker.
Hatırlama ve unutma ideolojikleştiği oranda işlevlerini değiştirir. Belli bir ideolojinin tek elinde hatırlama bağ kurma, kolektif paylaşım ve yas amacının veya bir haksızlığın unutulup gitmesinin önüne geçme gibi amaçların dışına taşarak, bir anda bir intikam aracına, kitlesel bir huzursuzluğa dönüşebilir. Dahası ve en kötüsü hatırlama, kitlesel bir obsesyona dönüştüğünde içinden çıkılmaz bir hal alabilir ve o zaman hatırlama başka toplumların varoluşsal sürecine bir tehdit olarak yönelebilir. Bu nedenle hatırlamanın nasıl olduğu da önem taşır. Toplum tarafından doğal süreçlerle gelen, toplumun doğal bir biçimde, hiçbir zorlama olmaksızın hatırlama ritüellerini gerçekleştirmesi ; bunu yaparken yalnızca kolektif olarak yaşanan duyguların yine kolektif olarak paylaşılarak sağaltılması grubu sağlıklı bir yapı haline getirirken, ideolojik yönlendirmelerle gerçekleşen hatırlama kitlesel bir düşmanlığa ve yıkıcı bir amaca dönüşebilir.
KAYNAKÇA:
Assmann Jan, (2015). Kültürel Bellek Eski Yüksek Kültürlerde Yazı, Hatırlama ve Politik Kimlik, Çev. Ayşe Tekin, 2. Bas., İstanbul : Ayrıntı Yayınları.
Assmann, Aleida, Shortt, Linda. (2012). “Memory and Political Change : Introduction”, Palgrave Macmillan Memory Studies, Palgrave Macmillan, London, 1-14.
Bıçak, Ayhan, (2019). Tarih Metafiziği Ya da Kendilik Bilinci, İstanbul: Dergâh Yayınları.
Connerton, Paul, (2019). Toplumlar Nasıl Anımsar?, Çev. Alaeddin Şenel, 3. Bas., İstanbul : Ayrıntı Yayınları.
Halbwachs, Maurice (2023). Kolektif Bellek, Çev. Zuhal Karagöz, 3. Bas., İstanbul : Pinhan Yayıncılık.
Van Dijck, Jose, (2004). “Memory Matters in the Digital Age”, Critical Studies in Media Communication, Johns Hopkins University Press, 12 (3), 349-373.
[1] Ayhan Bıçak, Tarih Metafiziği ya da Kendilik Bilinci, 2019, İstanbul: Dergah Yay.

