Çevrem çok kalabalık. Kimi insanlar bağırıyor, kimisi ise sessizce gözyaşlarını siliyordu. Onları uzaktan izlemeyi seviyordum, kendi hayatımdan kaçışımı bir nebze de olsa kolaylaştırıyordu. Elimle kavradığım bavulun kulpunu daha da sıktım ve derin bir nefes aldım. Beni uğurlamak için gelen aileme baktığımda içimdeki endişe beni yiyip bitiriyordu.
Elim sürekli olarak telefonumdaydı, bir an önce otobüse binmek ve yola koyulmak istiyordum. Otobüsün hareket saati yaklaştıkça çevremdeki sarılmalar ve vedalaşmalar artıyordu. Ailemin bana doğru yöneldiğini hissetsem de daha vakit olduğunu düşündüğümden bakışlarımı kaçırıyordum. Sarıldıktan sonra yan yana durmayı sevmiyordum, hareket etmeyen bir otobüste beklemek ise daha da kötüydü. Nihayet saat dolduğunda ve otobüsün muavini bağırdığında bavulumun kulpundan çektim ve bagaja doğru sürükledim. Koltuk numaramı söyleyip bavulumu teslim ettikten sonra beni hüzünlü gözlerle bekleyen ailemin yanına döndüm. Annem, babam ve ağabeyim bana bakıyorlardı. Annemin gözleri dolu ve hüzünlüydü; sanırım sürekli yanında olan arkadaşının gitmesi en çok onu üzüyordu. Babam da üzülüyordu muhtemelen ama bunu çok da dışarı yansıtmıyordu. Ağabeyim ise gülümsüyor, uzaklara gittiğim için benim adıma mutlu oluyordu. Yanlarına yaklaştım, sırayla hepsiyle vedalaştım. Annem sessizce ağlamaya başlarken ağabeyim onu teselli ediyordu. Ben otobüse binip yerime geçtiğimde otobüs de kapılarını kapatmış ve yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştı. Camdan dışarı baktım, işte yeniden gidiyordum. Yeniden ailemi bırakıyordum, geri dönmek üzere. Her defasında üzülmeleri yer yer beni öfkelendirse de onlar kadar ben de duygulanıyordum. Otobüs otogardan ayrılırken el sallamaya başladım ta ki görüş açılarından çıkana kadar.
Artık otobüste bir başımaydım. Çevremdeki insanların fısıltıları kulağıma doluşurken çantamdan kulaklığımı çıkardım. Telefonuma bağladıktan sonra kulağıma götürdüm ve sevdiğim müziklerden rastgele bir tanesini açtım. Kendimi müziğin ritmine bırakırken gözlerimi kapattım ve kafamı koltuğa yasladım.
Otobüs ilerledikçe rahatlıyordum, âdeta yüklerimi şehrimle birlikte arkamda bırakıyordum. Kendime kurduğum yepyeni bir hayatla varacağım şehrin benim için daha iyi olacağını umsam da içimden bir ses ikisine de ait olmadığımı fısıldıyordu bana. Bir evim yok gibiydi, eskiden olduğu gibi kendimi ait hissedemiyordum. Üstelik tek sorun bu da değildi, daha üzerine düşünmem ve çözüm bulmam gereken o kadar sorun vardı ki!
Düşüncelerim kayıp giderken camdan akan yolu izliyordum. Yer yer duraksayıp uzun süredir içime dert olan sıkıntılarıma çözüm buluyordum. Her çözüm buluşumda rahatlıyordum ama çözüm bulamadığım şeyler de vardı; anılarımdı. Kulağımdaki müzik değiştikçe farklı anılarım gözlerimin önünde beliriyordu. Kimisi hâlen iletişimde olduğum sevdiklerim olurken kimisi artık yeni anılar biriktiremeyeceğim kişiler oluyordu. En çok yenilerini ekleyemeyeceğim kişileri hatırladığımda duraksıyor ve boşluğa dalıyordum. Şans eseri onları düşünürken kalbime dokunan bir şarkı çalarsa gözyaşlarımın usulca akmasına engel olamıyordum. Bu şekilde birkaç saati geride bıraktığımda artık yorulmuş ve kulaklığımı bir kenara bırakmıştım. Koltuğuma iyice yaslanıp kafayı koydum ve gözlerimi yavaşça kapattım.
Gözlerimi yeniden araladığımda ay yerini yavaş yavaş güneşe bırakmaya başlamıştı. Oturduğum yerden doğrulurken nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. Bir süre yolu izledikten sonra ineceğim yere yaklaştığımı anladım. Heyecanla kıpırdanırken bütün düşüncelerime set çektim ta ki yeni bir yolculuğa çıkana kadar. Artık aklımda kalan tek düşünce günü nasıl geçireceğim ve arkadaşlarımla neler yapacağımdı.

