Toplumsal İletişim: “Ben”likteki Kolektivite Üzerine

Mart 5, 2026
5 dakika okuma süresi

Toplumsal iletişim, içimizdeki kolektiviteyi fark edebildiğimiz ve bir topluluk içinde, tüm o yaşanılanların gerisinde, kendimizi aynada seyrettiğimiz bir süreçtir. Cooley, Mead ve Blumer düzleminde bu görüşü çok açık bir biçimde görebiliriz. Sembolik etkileşimci kuram perspektifinde Cooley’in “ayna benlik” kavramı, Mead’in “ferdî ben” ve “sosyal ben” ayrımı, Blumer’ın “toplumsal etkileşim” meselesine bakışı bu kolektivitenin bireydeki iz düşümlerini açığa çıkarır (Bal, 2013 :36-44).
İletişim bir yönüyle mesaj aktarma arzusu içinde olan “mesaj gönderici” tarafla, bu mesajı alan “alıcı” taraf arasında geçen bir süreç olarak değerlendirilir. Diğer tarafta, iletişim kuramcıları ve sosyologlar iletişimin, sadece bir mesaj alış verişi olmadığını; bunun çok daha ötesinde bir “anlam inşası” yani “ortak bir algılama” meselesi olduğunu da vurgularlar. Dil, kamusal alan, kültür, konuşma, eylemler, kültüre dâhil olan ritüeller, törenler (anma törenleri veya özel günler, bayramlar) gündelik hayat pratikleri, roller, normlar, jestler, mimikler, “medeni ilgisizlik” durumları gibi unsurların oluşturduğu çok geniş bir alan, toplumsal iletişimin çerçevesini çizer (Türkoğlu, 2010: 19-260).
Toplumsal iletişim, kamusal alanda, konuşmalarla; dil ile gerçekleşir. Jürgen Habermas kamusal alanı “herkesin erişim sağlayabildiği, herkese açık, bireylerin resmi olmayan biçimde bir araya gelerek, kendilerini ilgilendiren konularda konuşmaları” olarak tanımlar. Burada Habermas, “kamusal gövde” (Habermas, 2015 :95) den bahseder. Kamusal gövde; bireylerin bir araya gelerek karşılıklı konuşmaları, tartışmaları, eleştirileri ile şekillenir. Habermas (2015 : 95) “bir araya gelerek oluşturulan her konuşmanın kamusal alanın varlığını değerlendirdiğini” söyler. Bu kamusal gövdenin bir araya gelmesini sağlayan en önemli araçlar ise radyo, televizyon, gazeteler gibi kitle iletişim araçlarıdır. Kitle iletişim araçları aktardıkları bilgilerle bireylerin meseleler ve olup bitenler hakkında bilgi edinmelerini sağlar. Böylece bu durum, kamusal alandaki tartışmaların alt yapısını oluşturur ve onlara yön verir (Habermas, 2004: 95,96). Habermas’ın tanımlamalarına göre kamusal alan “sivil toplumun içinden çıkan özgül bir alandır”. E.M. Wood, sivil toplum tanımını, “ne özel ne kamusal; belki her ikisi birden olan, özel alanın ve kamu alanının dışında, birtakım toplumsal etkileşimleri içine alan, ekonomik ilişkiler, pazar alanı, üretim, dağıtım ilişkilerini de kapsayan ayrı bir insan ilişkileri ve etkinlik alanı” olarak ifade eder (Özbek, 2015: 29). Dolayısıyla burada “insan ilişkileri ve etkinliklerine dair bir alana” dikkat çekilmesi toplumsal iletişim açısından çok önemlidir ve iletişimin toplumsal yanına dair bize çok şey söyler. Şu halde toplumsal iletişim için kamusal alanın varlığının oldukça önemli bir yerde durduğunu söyleyebiliriz.
Toplumsal iletişimde rol oynayan önemli unsurlardan bir diğeri de dildir. Dil, kamusal alana ve toplumsal olana da varlık kazandırır. Dilin toplumsal olana dair önemini ve işlevini Levinas ve Lacan’da görebiliriz. Her ikisinde de “ben” ötekinin varlığından önce değil, ötekinden sonra gerçekleşir ve oluşur. “Ben” in oluşunu sağlayan “öteki”dir. “Ben” kendisini “öteki”nin gözünde görür ve öyle kendini kurar. Dolayısıyla buradan hareketle, Levinas ve Lacan’a göre “özne sosyal bir varlıktır”. Bunun sebebi, “öteki” vasıtasıyla “ben” i kurması, kendisini önce “öteki”nin gözünde görmesidir. Böylece özne, ötekine sembolik ve toplumsal ilişki düzeylerinde temas eder. Levinas ve Lacan’a göre dil, “öznenin konumlandığı” ve “öznenin kurulduğu, yeniden inşa olduğu” yerdir. Bu da kişinin, simgesel düzende “öteki” ile temas ettiği noktada dil aracılığıyla gerçekleşir (Akdeniz, 2022 : 106-107).
Cooley, toplumun varlığını meydana getirenin “etkileşim” olduğunu öne sürer. Onun bu görüşü Mead’in de fikirlerinin ana çekirdeğini oluşturur. Mead de, “zihni” açıklarken, “toplumsal etkileşimin mevcudiyetinden” söz eder. Mead’e göre, zihin, bireyin içsel bir özelliği değil, sembolik etkileşim sürecinde ortaya çıkan bir süreçtir. Cooley’in “ayna benlik” kavramına göre, kişinin kendisi hakkındaki algısı, başkaları üzerinden gelir. Bu nedenle ayna benlik, başkalarının gerçek tepkilerinden ziyade, bireyin bu tepkileri nasıl tahayyül ettiğidir. Dolayısıyla Cooley’in “ayna benlik” kavramına göre, başkalarının ya da başka bir deyişle ötekinin bizim hakkımızdaki düşüncelerine, bizi görme ve değerlendirme biçimine dikkat kesiliriz. Burası bizim, (ister istemez) kendiliğimiz hakkında yüzleştiğimiz yerdir. Maed de “ben”i, “ferdi ben (I) ” ve “sosyal ben (Me)” olarak ayırır. Ferdi ben, topluma karşı olmamakla birlikte daha kendiliğindenlik içerir ve aynı zamanda sosyal ben ile etkileşim içindedir. Sosyal ben, topluma uyum sağlayan, “ötekinin” hakkımızda ne düşündüğü veya “ben”i nasıl algıladığına göre hareket ettiğimiz bir zemindir. Bu anlamda, sosyal ben toplumun üzerimizde etkili olan, kontrol edici ve organize edici yönünü temsil eder. Maed’e göre, toplum, bireylerin birbirlerinin rollerini alarak karşılıklı beklentiler üretmesi sürecinde kurulur (Bal, 2013 : 36-44).
İletişim doğası gereği sosyallik içerir. Çünkü bir kişinin varlığına daha ihtiyaç duyar. Bu nedenle “öteki” ile temas etmeden, etkileşime geçmeden iletişimden söz edemeyiz. Tam da bu sosyallik, toplumsallık durumlarında iletişimi gerçekleştirmiş oluruz ve girdiğimiz her bir iletişim bizde , kendiliğimizin nasıl olduğuna dair bir yansıma bırakır. Bu temaslar, etkileşimler aile çevresinden başlamak üzere, kamusal alana doğru bir yayılım gösterir. Kamusal alan, bizim aynı zamanda kendimizi de gördüğümüz bir alandır diyebiliriz bu sebeple. Dilin, iletişimin, konuşmanın, söylemin, diyaloğun, çatışmanın, tekrar uzlaşının, tekrar ayrışmanın ve bir döngüsellik dâhilinde tekrar buluşmanın gerçekleştiği; en nihayetinde tüm bu ayrışmalar ve buluşmalarda kendimizi yeniden keşfettiğimiz yerdir.
Toplumsal iletişim, kendimizi seyrettiğimiz, kendimizle yüzleştiğimiz ve en nihayetinde kendimizi görebildiğimiz bir ayna tutar. Şayet, bu sürecin daha fazla farkında olabilirsek, toplumsal iletişime de aynı oranda dikkat kesiliriz. Orası hem “ben”e hem de “ben”deki kolektiviteye dair çok şey söyler ve burdan öğreneceğimiz, üzerinde düşüneceğimiz çok şey sunar bizlere…Bu, birliğin kolektifliğidir ve üzerinde düşünmeye değer bir anlamdır.

KAYNAKÇA

Akdeniz, Faezeh, (2022). “Lacan ve Levinas’ta Dilin Kurucu İşlevi”, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı : 34, Güz, s.s.,105-121.
Bal, Hüseyin (2013). İletişim Sosyolojisi, 3. Bas., Bursa : Sentez Yay.
Türkoğlu, Nurçay (2010). Toplumsal İletişim, 4. Bas., Urban Yay.
Özbek, Meral (2015). “Kamusal Alanın Sınırları”, Kamusal Alan İçinde, Edit. Meral Özbek, 3. Bas., İstanbul : Hil Yay., s.s., 21-90.
Habermas, Jürgen, (2015). “Kamusal Alan”, Kamusal Alan İçinde, Edit. Meral Özbek, 3. Bas., İstanbul : Hil Yay., s.s., 95-102.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Tapınaktan Foruma

Müze Kim İçindir?

Giriş “Müze kim içindir?” Bu soru,