Merhaba Sevgili Okuyucu;
Bu yazımızda bir masal anlatıcısının peşinden Alice’in Harikalar Diyarına bir yolculuğa çıkacağız. Fakat bu defa takip ettiğimiz kişi bir tavşan değil, çok sevgili Aslı Zeynep Uzun olacak. Bizimle bu yolculuğa çıktığın için teşekkür ederiz. Hazırsak eğer delikten aşağı düşelim: Bir varmış, bir yokmuş….
– Sevgili Aslı, seni kısaca tanıyabilir miyiz?
Merhaba ben Aslı Zeynep Uzun. Halk Bilimi uzmanıyım ve aynı zamanda masal anlatıcılığı da yapıyorum. Lisansımı Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölünde tamamladım ardından Yüksek lisansımı Ege Üniversitesi Türk Halk Bilimi Anabilim Dalı’nda yaptım. Zaten masal anlatıcılığına başlamam da yüksek lisans dönemime dayanıyor. Okurum, işitirim, anlatırım… Hayat ancak böyle böyle renkleniyor. Karanlık bir yol; o yolda bir tavşanla yürüyorum. Bir yandan yola güzel çiçekler dikmeye çalışıyor bir yandan da ışıklandırmaya çalışıyorum. Önümüzde de bir kedi, merak ediyor ne yaptığımızı, malum meraklıdır kediler. Ama çok sabırlı değil, önden önden yürüyor. Tavşan da ona uyuyor, bense arkada kalıyorum. Koştur koştur çiçek ekmeye ve aydınlatmaya çalışıyorum. Kaybetmemeliyim tavşanı ve kediyi. Bu yolda yürürken arada güzel insanlar eşlik ediyor, kahkahalar yükseliyor yahut yaşama dair sorgulamalar başlıyor. Yollar kesişiyor, yollar yollara bağlanıyor, yeni yollar kuruyoruz. Gelgelelim gün sonunda yine tavşan ve kediyle baş başa kalıyorum. Onlara masallar anlatıyorum. İşte bu yol “ben”dir.
-Harikulade bir tanıtım! Memnun olduk. Masal anlatmaya ne zaman ve nasıl başlamıştın?
İlk masal anlatımımı ilkokulda gerçekleştirmiştim. Bir yarışma vardı, okullar arası masal anlatma ve canlandırma üzerineydi. Hiç unutmam; Ayten Öğretmen vardı, ortaokulların Türkçe dersine girerdi. Bir gün yanıma gelip “Türk Masalları” kitabı önüme koyup yarışma için bir masal seçmem gerektiğini ve seçtiğim masalı sahnede anlatacağımı söylemişti. Arkadaşlarımız da canlandıracaktı. O gece baştan sonra kitabı okumuştum ve bir masal seçmiştim. Seçtiğim masalı inan olsun hiç hatırlamıyorum. İçinde bir şehzade ve kıza dönüşen bir portakal vardı. Yıllar sonra aradım ama bulamadım o masalı. Kim bilir çocuk aklımla hangi masalı seçmiştim? Yarışmada herhangi bir derece elde edememiştik ama izi kalmıştı bende. Çocukken katıldığımız etkinlikler nasıl da iz bırakıyor öyle değil mi?
Bu tatlı çocukluk anısını bir kenara bırakırsak benim masallara olan ilgi ve alakam Halk Bilimi’nde yüksek lisans yaparken başlıyor. Türk Halk Bilimi, Türk kültürüne dair aklına gelebilecek her şeyi kapsar ve inceler. Bunlardan biri de masallar tabi. Hatta lisansta da “Masal” dersi almıştık. Konu masal olunca amacımız çeşitli kuram ve yöntemlerle yani akademik olarak masalları incelemek oluyor. Tabi bizim önemsediğimiz bir diğer nokta da masal aktarımı. Masalları sadece bilmek, kaydetmek, arşivlemek ve ardından tozlu raflarda unutmak yetmez ki! Asıl mesele aktarmak. 2023 yılında danışman hocam Prof. Dr. Pınar Fedakar ve Doç. Dr. Seçkin Sarpkaya ile çeşitli sosyal sorumluluk projeleri yapıyorduk. Bu projelerden biri de masal anlatmaktı. “Anlatır mısın Aslı?” dediler “Anlatırım hocam” dedim. Zaten yıllarca tiyatro yapmıştım, kurmaca ifadeyi topluluğa ifade etmeye ve role girmeye alışıktım. Ardından seçtiğim “Altın Balta” masalı ile çocukların karşısındaydım. İnanılmaz keyif almıştım… İşte günden beri fırsat buldukça masal anlatıyorum; anlatmak için fırsatlar yaratıyorum.
-Gerçekten öyle, çok tatlı bir çocukluk anısı. Bahsettiğin isimler çok tanıdık geliyor. Ufak bir araştırma yaptım. Prof. Dr. Pınar Hocamızın “Amerikan Yerlileri ve KarakalpakTürklerinin Efsaneleri Karşılaştırmalı Bir İnceleme” adlı eseri bulunuyormuş. Doç. Dr. Seçkin Sarpkaya Hocamızın da “Bir Var İdi, Bir Yok İdi! Tebriz Türk Masalları Üzerine Bir İnceleme” adlı kitabı mevcutmuş. Meraklısına, kendime, okunması gereken kitaplar listesine iki kitap eklemiş olduk.
Peki, en sevdiğin olarak nitelendirdiğin bir masal var mı?
Elbette 😊 Bazen bazı masallara kızar bazılarına hayran kalırım. Bazı masalların tadı damağımda kalıyor. Masalları “sevdiğim/sevmediğim” olarak kendi zihnimde tasnif ederken bugünün şartlarıyla eleştirmeyi doğru bulmuyorum. O dönemin bakış açısıyla yorumlanmalı. Fakat masalı anlatırken bağlama göre değişiklik yapmanın doğru olduğunu düşünüyorum. Örneğin çocuklara masal anlatırken “Şehzade 3 kadınla evliymiş” yahut “Kötü kalpli kızın adı ‘Arap’mış ve kapkaraymış” diyemem. Yetişkinlereyse daha karmaşık, bol betimlemeli, bazı detayları olduğu gibi anlatabilirim. Bağlama göre değişiklik gösteriyor ve bu “bağlam” meselesi oldukça önemli. Uzun bir girizgahtan sonra sorunu cevaplıyorum 😊 en sevdiğim masal “Keloğlan’ın Ali Cengiz Oyunu”. Hem okurken hem anlatırken çok keyifli…
- Benim de sevdiğim masallardandır. Bu gibi masallaraa başlarken kullanmayı sevdiğin bir tekerleme var mı? Varsa sence bu tekerlemeler masal ve dinleyici için ne ifade ediyor?
Her masal bir tekerlemeyle başlar. İstisnasız her masalda görürsün tekerlemeleri. Senin de yukarıda belirttiğin gibi; o deliğe düşmek için. O andan ve düşüncelerden sıyrılmak için bir çağrıdır aslında bu tekerlemeler. Aynı zamanda bu tekerlemeleri söyleyen anlatıcı da ısınmış oluyor, performansını daha da yukarı çıkarıyor. Hem de dinleyici kitlesini gözlemlemiş ve dinleyicinin/ortamın nabzına bakmış oluyor. Bu tekerlemeler dinleyiciye “Hadi uçan halıya bin bak, yolculuk başlıyor” demek gibi. Ben bu tekerlemeleri Miyazaki’nin “Komşum Totoro” filmindeki “catbus”e benzetiyorum. “Bir varmış bir yokmuş evvel zamanda…” diyorum ve oradaki herkes yavaş yavaş catbuse binmeye başlıyor. “Kalbur samanda, develer tellal, pireler berber iken” işte 5 kişi daha bindi. Ve devam ediyorum; “ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken düştük yola. Az gittik, uz gittik bir de baktık ki bir arpa boyu yol gidememişiz. Bir daha düştük yola. Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir bağa vardık. Bağın içinde değirmenci; değirmenini çeker. Değirmencinin yanında bir kedi. O kedinin gözleri, o kedinin bıyığı, o kedinin kuyruğu, o kedinin tüyleri derken Kaf Dağı’nın ardında…” işte şimdi herkes bindi. Masal başladı.
-Masallar yalnızca çocuklar içindir düşüncesine sahip pek çok kişi var. Bu fikre katılıyor musun?
Kesinlikle katılmıyorum. Masal her yaştan herkese hitap eder. Önemli olan neyin kime nasıl aktarıldığıdır. Örneğin bence Binbir Gece Masalları çocuklara uygun değildir. Masal çeşitli işlevlere sahiptir. Bakıldığında masal bizi uzak dünyalara götürür, zihnimizi dağıtır bir noktada rahatlatır. Bu noktada “Hoş zaman geçirme aracı” olarak değerlendiririz. Bu durumu bugün film izlemeyle veya reels kaydırmayla denk görebiliriz. Eski dönemlerde internet yok, televizyon yok, radyo yok insanlar toplandığında ne yapacak? Bir şeyler anlatacak birbirlerine. Bugün izleyip kaydırıyoruz; eskidense anlatıp dinliyorduk.
Ama masal “eğitme/öğretme aracı” olarak kullanılırsa o zaman “çocuk” söz konusudur. Diyelim ki çocuğa bir şeyler öğretmek istiyoruz yahut bir şeyi yapmamasını istiyoruz; işte o vakit devreye masallar girer. “Çocuk yabancılara kapı açmamalı; o halde bir ayıya kapı açıp kaçırılan bir koyun masalı anlatalım” gibi düşünceler bizleri “masal çocuklar içindir” bakışına getirmiş olabilir. Hayır masallar herkes içindir. Eklemek isterim ki bir masaldan çocuk başka şeyler anlarken bir yetişkin bambaşka şeyler anlayabilir. Mesela “Kral Çıplak” masalından bir yetişkin başka sonuçlar çıkarırken bir çocuk aynı şeyleri düşünmez. Hatta meşhur bir söz vardır: “Masallar küçükleri uyutmak büyükleri ise uyandırmak içindir.”
– Özellikle bu aralar karşımıza bir meslek olarak çıkan masal anlatıcılığı oldukça popüler demek yanlış olmaz sanırım. Bu alana yönelmek isteyen okuyucular adına soruyorum: Bir masal anlatıcısı olarak bir anlatıcıda olması gerektiğini düşündüğün bir özellik var mı?
Galiba bu soruyu cevaplamak haddim değil. Ama soruyla karşılaştığımda zihnimde canlananları paylaşmak isterim. “Popülerleşen” masal anlatıcılığına evet ihtiyacımız var. “Neden?” çünkü ben bazı okullara gidip çocuklara masallar anlattığımda o çocukların daha “bir varmış bir yokmuş” denmesi gerektiğini bilmediklerini veya masal biterken “gökten üç elma düşmüş” morfemini daha önce duymadıklarını fark ettim. Masal konusunda bereketli olan Anadolu coğrafyası ve Türk kültürü için üzücü bir durum.
Masal çok köklü bir gelenek bizler için. Daha da artmalı masal anlatıcılığı ki bu topraklarda masal dinlemeden hiçbir çocuk büyümemeli. Hem onun zihin gelişimi, dünya algısı, soyut anlatımı için hem de kültürün sürdürülmesi için. Çocukları bir kenara koyup yetişkin penceresinden bakarsak; evet yetişkinlerin de masal dinlemeye çok ihtiyacı var. Bu adeta tiyatro izlemek, kitap okumak gibi. Tüm gerçeklerden sıyrılıp Şehrazat’ın anlattıklarına kim dalmak istemez ki? Peki nasıl anlatıcı olunur veya anlatıcıda olması gereken özellikler nelerdir? İnan bilmiyorum. Ben masal anlatma geleneğinden gelmedim. Benim bir ustam ve çırağım olmadı. Sonradan dahil oldum. Sahne zaten yıllardır olduğum bir yerdi. Okudum, öğrendim ve anlatmaya başladım. Bu soruyu nereden cevaplasam elimde kalır. Çünkü şimdi “iyi bir diksiyon” desem… Hayır iyi bir diksiyona gerek yok ki belki ben bir Erzurum masalını Çukurova ağızıyla anlatmak istiyorum. Galiba tek ve geçerli nokta bağlamı iyi yakalamak, topluluk karşısındaki duruş. Dinleyicinin nabzına göre anlatımı arttırmak veya başka bir olaya geçiş yapmak. Ben masal anlatırken anlattığım şeyler gözümü önünde hakikaten canlanır ve onları dinleyicilere de gösteririm. Yeri gelir çok hareketlenirim yeri gelir sakin sakin anlatırım. Karşımdan aldığım enerji neyse o beni sürükler masalın içinde.
-Kesinlikle katılıyorum. Masallar halk deyişiyle masal olmakta. Klişe olacak ama artan ekran süresi, bizi üç dakikalık bir videoyu dahi hızlandırmadan izleme imkânı sağlamıyor, ne yazık. Hayatın kendisini bile çarpı ikide yaşamaya başladık. Boomerliği bir kenara bırakacak olursak… Anlattığınız masalın etkisinden çıkamadığın bir an olmuş muydu?
Yok hiç olmadı. Çünkü “Bir varmış bir yokmuş”la o kapı açılır, içine gireriz; “Gökten üç elma düşmüş”le kapı kapanır, çıkarız ve bu dünyaya geri döneriz.
-Masal anlatırken dinleyicinin tepkisi o an ki duygu durumunuzu, dolayısıyla masalın gidişatını etkiler mi?
Kesinlikle etkiler. Az evvel de belirttiğim gibi dinleyicinin nabzını yoklarım, baktım ki heyecanla dinliyor biraz daha o anın anlatımında kelimelerle dans ederim. Baktım ki seyirci sıkıldı hemen küçük bir göz temasıyla farklı bir ses rengine geçerim. Belki farklı bir konuya geçiş… Yazılı bir metnimiz, belli bir tekstimiz yok; masal anlatırken özgürüz. O an biri mi hapşurdu; tamam masalda da o an padişah hapşursun. Bağlam-dinleyici-anlatıcı etkileşimiyle gerçekleşiyor o an her şey. Masal dinlemek için toplandığımız mekan soğuk mu? Tamam, masal kış aylarında geçsin ve masal kahramanı masal boyunca çok üşüsün. 😊
-Son olarak; hayatının sonuna kadar bir masalın içinde yaşamak isteseydin, bu hangi masal olurdu?
Naki Tezel’in “Türk Masalları” kitabındaki “Kara Kedi” masalını okuduğumda “Üçüncü kızın yerinde olmak istiyorum” dediğimi hatırlıyorum. Çok keyifli bir masaldı ve ben bu masalı henüz herhangi bir yerde anlatmadım. Nerede anlatacağım ben de çok merak ediyorum. Tabi ki de burada bu masalı anlatmayacağım “meraklısı açsın baksın” diyelim 😊
-Bu masalı biliyor muyum acaba? Hani bir kızın üvey annesinden kaçmak için kedilerin evine gitmesiyle başlayan tatlı masal, üvey annenin kurnazlığıyla komik bir hal alıyordu; bilemedim… En iyisi gidip youtube’den dinleyeyim.
Vaktini ayırdığın için çok teşekkür ederiz sevgili Aslı. Bu vesileyle, bize sevdiğin ve sıkça kullandığın bitiriş formellerinden birini armağan edebilir misin? Bir sonraki masallarda görüşmek üzere.
Öncelikle ben çok teşekkür ederim. Kız kardeşim, masal-oyun arkadaşım Hayat, seninle masal hakkında konuşmak benim için çok keyifliydi. Değer verip okuyanlara da teşekkür ederim. E o zaman; “Gökten üç elma düşmüş; biri anlatıcı olan Aslı’ya, biri bu soruları soran Hayat’a, biri de bunları okuyanlara gelsin”

