Dünyaya gelmeden önce annemin karnındayken hiçbir şeyden habersizken bile yalnız olmadığımı hissettiren birisi vardı. Kendi dinlediği müziği açıp kulaklıklarından birini annemin karnına götürür, böylece müziği benim de duyacağımı düşünürdü. Daha hayatın ne olduğunu bilmediğim halde onun varlığını biliyordum. Küçük bir kız çocuğuyken; koşmayı, konuşmayı hatta yemek yemeyi bile bana o öğretmişti. Parkta oyun oynamayı beceremeyip kolumu kırdığımda beni kucağında eve götürürdü. Zaman geçti, büyüdüm; artık hayatın nasıl bir şey olduğunu anlayabiliyorum. Ama ne kadar zaman geçerse geçsin o müziği dinleten kişi hala yanımdaydı. Ve hala benim yalnız olmadığımı bana hissettiriyordu.
Herkes bir anne bir babayla dünyaya gelir. Benim ise iki annem vardı. Birisi beni dünyaya getiren annem, diğeriyse zaman zaman bana daha çok annelik eden ikinci annem; ablam. Kendisiyle aramızda on yaş olduğu için ablalıktan daha çok annelik yapmıştır bana. Kimi zaman bu durumdan nefret ettiğimi söyler , annemden daha korumacı olduğu için ona kızardım. Böyle zamanlarda unuttuğum şeyler olur: Hastayken başımda beklediği saatler, anne ve babamın sinirinden beni kurtardığı zamanlar, aç kalmayayım diye yaptığı yemekler… Kardeş olmak sadece aynı genleri paylaşmak değil sanırım. Kalbinin büyük bir bölümünün ona ait olması ve o yeri kimsenin alamayacak olması bence. Çünkü insan ne kadar kızarsa kızsın ne kadar tahammülsüz olursa olsun kalbindeki o yer hiçbir zaman küçülmüyor. Bende de böyle. Küçükken hep daha iyi anlaşan kardeşler olmuştuk. Zaman geçince kavgalarımız, tartışmalarımız arttı. Ama birbirimizi yesek bile gün sonunda ablamla küs ya da kavgalı olmaya dayanamıyorum halen daha. Çünkü o olmadan ne yapacağımı bilmiyorum. Size biraz onu anlatmak istesem diyebileceğim ilk şey yağmur gibidir. Bazı günler o kadar şiddetli olur ki yağmasını istemezsin. Islanmaktan korkarsın, ıslanıp hasta olmaktan çekinirsin. Oysa dindikten sonra beraberinde gökyüzüne rengarenk gökkuşağı getireceğini düşünmezsin. Öyle zamanlar gelir ki o yağmur hiç yağmaz. Ve bir damlası için dua etmeye başlarsın. Çünkü her bitkinin yaşaması için, doğanın kendini devam ettirebilmesi için ona ihtiyacı vardır. Ablam da tıpkı yağmur gibidir. Bazen hiç yağmasını istemesem de o olmadan devam edemeyeceğimi biliyorum. Tıpkı her çiçeğin açması için yağmura nasıl ihtiyacı varsa benim de kendisine ihtiyacım var. Çünkü bir zamanlar tohumken beni büyüten, tüm dikenlerime rağmen koruyan, her bahar çiçek açmamı sağlayan da kendisidir. Bunun yanında kendisi çok zor bir insandır. Ama bu zorluk onun şefkati, merhameti, sevgisiyle beraber devenin yanında pire kalır. Tanıdığım herkes de onu çok sever. Benim aksime cıvıl cıvıl bir enerjisi vardır. Girdiği her ortamın renklenmesini sağlar. Çok kötü bir gün geçirdiysen bile onun yanına gittiğinde o mutsuzluk dağılıverir. Bunlar pozitif ve mutlu biri olduğu için mi böyle gerçekleşir yoksa hayat onu üzebileceği kadar üzmüşken o herkesi mutlu etmek istediği için mi gerçekleşir bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var hayatta en çok onun mutlu olmasını istediğim. Hayat ne kadar acımasız olursa olsun ben buna hazırım. Sadece o zarar görmesin yeter. Kendisinin sürekli söylediği bir şey vardır bizi birbirimizden başka kimse üzemez. Çünkü biliyoruz ki ne kadar birbirimizi kırarsak kıralım daha sağlam şekilde tekrar bir araya geliyoruz. Ve biliyoruz ki bizim kırgınlıklarımız bir toz tanesi gibi. Sadece üflemek yeterli.
Ben bunları yazarken biliyorum ki çok kavga etmiş olacağız, birbirimizin kalbini çoktan kırmış halde duruyor olacağız. Her şeye rağmen bildiğim bir şey de var çoktan bunları unutup sarılmış olacağız. Şu hayatta en büyük dileğim bana sarılan kolların beni hiç bırakmasın. Tüm gök gürültülere, tüm sağanaklara, hatta çıkaracağın fırtınaya hazırım. Her şey bittikten sonra gökteki o gökkuşağını görsem yeter.

