En aydınlık günde, en karanlık gecede, hiçbir kötülük kaçamaz gözümden. Kötülüğe tapanlar korksun gazabımdan, Yeşil Fener’in ışığından!
Giriş
Green Lantern benim için çocukluğumdan beri diğer süper kahramanlardan biraz daha özel oldu. Hal Jordan, DC'deki en sevdiğim karakterdi. Çizgi romanlarda Batman, Wonder Woman ve Superman üçlüsünden sonra DC evreninin demirbaşlarında Flash ile dördüncülüğü paylaşsa da dizi ve film evreninde şansı o kadar yaver gitmedi.
Arrow ve The Flash kendi dizileriyle bambaşka bir hayran kitlesi oluştururken Green Lantern yıllarca ortada yoktu. 2011'de Ryan Reynolds'ın oynadığı film vizyona girdi ve karakterin sinemadaki kaderini daha da kötü bir yere taşıdı. Film başarısız oldu; Reynolds da yıllar boyunca film ile dalga geçti.
Bu yıl ise nihayet Yeşil Fener’in itibarını kurtaracak yeni bir dizi başladı. HBO'nun DC evrenine eklediği Lanterns’ın arkasında sağlam bir ekip var. True Detective ve Ozark ile tanınan Chris Mundy, Watchmen ve The Leftovers gibi işlerin yaratıcısı Damon Lindelof ve çizgi roman yazarı Tom King dizinin yaratıcı kadrosunu oluşturuyor.
Yeşil Fenerler, irade gücüyle çalışan özel bir yüzük sayesinde diledikleri nesneyi üretebilen galaksiler arası bir birliktir. Dizi, çizgi romanlarda alışık olduğumuz kozmik Green Lantern mitolojisini Amerikan taşrasının küçük bir kasabasına, bir cinayet soruşturmasının ve gizemin içine yerleştiriyor. Green Lantern gibi doğası gereği dünyayı aşan bir kahramanlık hikayesi; burada insanların arasına, insanların korkularına, önyargılarına, kayıplarına ve gündelik hayatlarına iniyor. Bu da bize iki ana karakterimiz John ve Hal’ı daha iyi tanıma şansı veriyor. Sezonun geneli için iyi bir karakter çalışması demek yanlış olmaz. Mekan olarak Rushville, Nebraska'nın seçilmesi de yalnızca atmosfer yaratmak için yapılmış bir tercih gibi durmuyor. Hikayenin içerisine güçlü bir sosyolojik ve politik katman ekliyor.
‘’Uzaylı’’ olmak
Hikayenin temellerinden birini oluşturan Manhunter’lar, Green Lantern yüzüklerinin de yaratıcısı olan Gardiyanların adaleti sağlamak için ürettikleri, her surete bürünebilen sentetik robotlardır. Programlamalarındaki bir hata yüzünden bir gezegende katliama neden olurlar. Bu katliam sonrasında hayatta kalanlar, son Manhunter’ın Rushville’de olduğunu öğrenirler ve intikam için dönerler. Yeni Green Lantern adayı John Stewart ile deneyimli Hal Jordan, kasabanın yok olmaması için bu Manhunter’ı bulmalıdır.
Rushville'de Hal ve John birer yabancı. Ve bu kasabada yabancılar iyi karşılanmıyor. John'un siyahi olması ise durumu daha karmaşık hale getiriyor. Bu işi otuz yıldır yapan Hal bir uzaylıyı nasıl tanıyacağını iyi biliyor. Şüpheliyi sorgularken Obama hakkındaki düşüncelerini sorar. Bir uzaylı için Obama'nın ten renginin hiçbir anlamı yoktur. Yerli bir Nebraskalının ise bu konuda nötr kalması neredeyse imkansızdır. Hal böyleyece şüphelinin uzaylı olduğunu tepkisinden kolayca anlar.
Kasabanın zengini Will Macon ile Hal arasında geçen diyalog, Nebraska'nın geçmişi düşünülünce nokta atışı. Will, Rushville’in önce Kiowa'lara, sonra Sioux'lara ait olduğunu; ardından okyanusun ötesinden gemilerin, sömürgecilerin, geldiğini anlatır. “Uzaylıların bizi almasını öylece bekliyoruz.” derken aslında Amerikan sömürgeciliğini bir uzaylı istilasıyla yan yana getiriyor. Böylece istila, sömürgecilik ve yabancılık aynı yerde birleşiyor. Will, Hal’a “İkimiz de dünyayı burada doğmayanlardan korumak istiyoruz.” der. Bir tarafta dünya dışı tehditlere karşı gezegenini korumaya çalışan Green Lantern var; diğer tarafta Yerli Amerikalılardan çalınmış topraklarda hak iddia eden, başka insanları dışarıda bırakmaya çalışan bir toplum. John'un kasabanın şerifi Kerry’ye söylediği “Hepimiz uzaylıyız. Hangi gezegende durduğuna göre değişir.” cümlesi de aslında dizinin bu meselesini özetliyor. Zaten şerifin de Gotham'dan geldiğini öğreniyoruz. Kasaba konferansında ona “Buralı değilsin, geldiğin yere dön!” diye bağırılmasıyla bu yabancılık meselesi yeniden karşımıza çıkıyor.
‘’Alien/uzaylı’’… Amerikan hükümetinin mültecileri tanımlamak için kullandığı bu kelime, dizide de yalnızca başka bir gezegenden gelmek anlamına gelmiyor.
Bazen farklı ten rengine sahip olmak, farklı yerde doğmak, başka bir şehirden gelmek ya da yalnızca “bizden biri” olarak görülmemek de insanı uzaylı yapabiliyor.
Programlanmak ya da Yetiştirilmek
John henüz bebekken babası, Green Lantern olmak için gereken seçim testine girer ancak başarısız olur. Bunun üzerine bir Gardiyan, John'un ailesine onun korkusuz yetiştirilmesi halinde ileride bir Green Lantern olabileceğini söyler. John, Amerika’da bir siyahi olarak toplumun ona biçtiği birçok kalıpla beraber doğmuştur ama bu yetmez. Artık ona biçilen bir kader vardır. Ailesi onu korkusuz yetiştirmek için birçok dehşet verici şey yapar. Kafasındaki elmaya ateş eder, onu en tehlikeli mahallelerde tek başına bırakır. John küçüklüğünden beri kardeşlerinden ve kendi siyahi kültüründen izole yetiştirilir. Kardeşleri rap dinlerken o klasik müzik dinler. Kardeşlerine yakınlaştığında ise cezalandırılır.
Bunun John'un daha açık tenli bir siyahi olmasıyla da güçlü bir bağlantısı var. Hem kendi kültürüne hem de ailesine yabancılaşıyor. Kardeşleri ona “seçilmiş” lakabını takıyor. Bu lakap bir yandan açık renk tenine ve renkli gözlerine, bir yandan da Green Lantern olmak için seçilmesine gönderme yapıyor.
Ailesinin John’un Yeşil Fener olmasını istemesindeki ana motivasyon yalnızca onun başarılı olması değil. Siyahi bir aile olarak kendilerini tekrar tekrar kanıtlama zorunluluğunu sona erdirmek, toplumda saygınlık kazanmak istiyorlar. Annesinin söylediği “Yeşil Fener olarak Hal seçildi çünkü bizim korkusuz olma lüksümüz yoktu.” cümlesi burada çok önemli. Aile, John’un seçilmesinin yolunun onu korkusuz yetiştirmekten geçtiğine inanıyor. Fakat Amerika’da siyahi bir insanın korkusuz olma lüksüne sahip olmadığını düşündükleri için John’u kendi kültüründen, kardeşlerinden ve ailesinden uzaklaştırarak yetiştiriyorlar. John’un Green Lantern olabilmesi için önce ait olduğu topluluktan kopması gerektiğine inanıyorlar.
Yani John kendi ailesinin içerisinde bile bir çeşit “öteki” haline getiriliyor.
John korku içinde doğup korkusuz yetiştiriliyor. Sürekli kuşlar tarafından gözlemlendiğini, attığı her adımın kontrol edildiğini düşünerek büyüyor. Ama tıpkı çocuk aklımızla Tanrı’nın bizi sürekli izlediğine körü körüne inansak bile yine de günah işlememiz gibi, John da izlendiğini ve kontrol edildiğini bilmesine rağmen kendi programının dışına çıkıyor, sorguluyor.
Çünkü John'un sahip olduğu şey, dizinin tekrar tekrar tartıştığı irade.
Gardiyan, John’a yetiştirilme biçiminin insanların programlanmasına aykırı olduğunu söyler. John ise der ki: İnsanlar programlanmaz, yetiştirilir.
Gardiyanların Hal’ın yerine yeni birini bulma isteği de benzer bir yerden geliyor. Onu yetiştiren baba figürü Sinestro bir haindir. Gardiyanlara göre Hal’ın benzer düşünce ve eğilimlerden kaçması imkansızdır. Kaderimizi kendimiz mi çizeriz yoksa içine doğduğumuz şartlar tarafından mı belirlenir? Bütün sezon boyunca ana karakterlerimiz üzerinden bu temayı tartışmaya devam ediyoruz.
Kurbağa ve Akrep
Manhunter’ın, yani Zoe’nin hikayesi de John’un hikayesinin karanlık bir yansıması gibi. Zoe, Gardiyanlar tarafından cezalandırmak ve yok etmek için yaratılmış. Kurbağa ve akrep hikayesinde olduğu gibi, yok etmek Zoe'nin doğasında var. Tıpkı bizi yetiştiren anne babamız gibi Gardiyanlar onun ne olduğunu belirliyor ve Zoe kendisine çizilen çemberin dışına çıkamıyor.
Kurbağa ve akrep hikayesinde akrep, nehrin karşısına geçmek için kurbağadan yardım ister. Kurbağa, akrebin kendisini sokmasından korksa da ona yardım eder. Tam karşıya varmak üzereyken akrep kurbağayı sokar. Kurbağa, ikisinin de öleceğini bile bile bunu neden yaptığını sorduğunda akrep, “Bu benim doğam.” der. Kendisine verilen görevin ve doğasının dışına çıkamayacağına inanan Zoe, kendisini affetmek ve serbest bırakmak için dünyaya getiren Abin Sur'u bile öldürmüştür.
Bu yüzden Zoe ve John'un hikayeleri birbirine bağlanıyor. İkisi de kendilerinden önce belirlenmiş bir şeyin içerisinde doğuyor. Zoe'nin neden renkli bir kadın bedenini seçtiğine dair söylediği söz de burada önemli:
“Bir topluluğu, kültürü, geleneği nasıl fethedersin? Yabancı olarak yanaşarak. Bir uygarlığı anlamanın en hızlı yolu dezavantajlı bir konumdan başlamak.”
John için bu ırksal bağlantı oldukça açık. Çünkü o, dezavantajlı bir konumun ne demek olduğunu sonradan öğrenmiyor; bunun içine doğuyor.
Finalde Zoe'nin hikayesine dair öğrendiğimiz şey ise bütün bunları başka bir yere taşıyor.
Zoe’nin torunu Noah’nın, yani Şerif Kerry’nin çocuğunun da bir Manhunter olduğunu öğreniyoruz. John, Noah’ya Zoe’nin kendi doğasına karşı koyamayacağını bildiği için kendisini öldürmesini istediğini anlatıyor. John bunu bir ceza olarak değil, Zoe’nin isteğine gösterdiği bir merhamet olarak gerçekleştirmiştir. Sezon boyunca düşündüğümüzün aksine Zoe aslında yalnızca doğasına yenilerek ölmemiş, döngüyü kırmak için ölmeyi seçmiştir.
Kendi travmalarını ve kendisine yapılanları sonraki nesle, torununa aktarmamak için kendi hayatını sonlandırmayı seçmiş olması, Zoe'nin bütün hikayesini yeniden anlamlandırıyor. Noah'nın da kendi programlanmasına karşı çıkıp iyi bir insan olmayı seçmesi, nesiller arası travmayı kırma noktasında hikayeyi tamamlıyor.
John da ailesinin onun için çizdiği kaderi reddetti. Kendisine biçilen izolasyonu reddetti. John'un ailesi ona sürekli hamburger yedirdiği için vegan olması da bunun bir parçası. Bir noktada veganlık, ailesinin onun için çizdiği hayata karşı geliştirdiği bir tür sivil itaatsizlik haline geliyor. Ama ailesinin çizdiği kaderi bıraktığında buna artık ihtiyacı kalmıyor. Artık et yiyorsa bunu ailesi için değil, kendi istediği için yapıyor.
Green Lantern yüzüğüyle olan ilişkisi de aynı şekilde işliyor. Ailesi istediği için yüzüğü reddediyor. Kendi iradesini eline aldığında ise yüzüğü gerçekten hak ediyor ve istiyor. Yeşil Fener yeminini reddederek kendi yeminini oluşturması da bu kendini bulma yolculuğunu tamamlayan nokta oluyor.
Ve yüzük üzerinden hikaye diğer baş kahramanımız Hal’a dönüyor.
Sessiz Miras
Hal bu işi otuz yıldır yapıyor. Hayatının büyük bölümünü Green Lantern olarak geçirmiş. Mesleği, yüzüğü ve kimliği birbirinden ayrılamaz hale gelmiş.
Her şeyin bir zamanı var. Bir mesleğin, bir özelliğin, bir nesnenin ya da sana ait herhangi bir şeyin seni tanımlamasına izin verirsen, o şey senden alındığında elinde ne kalır? Green Lantern olmak Hal’ın hayatının kendisi olmuş. Sürekli “Korkuyor musun?” sorusuyla yüzleşecek cesarete sahip olması gereken bu meslek, Hal’a hayatı boyunca taşıdığı Jordan erkeklerinin mirasına rağmen ilerleme gücü veriyor. Bu nedenle yanına onun yerine geçecek öğrenci John verilince onu çok sert bir tepkiyle karşılıyor ve yüzüğü bir gün bırakması gerektiği gerçeğiyle yüzleşmeyi reddediyor.
Hal’ın dedesi ve babası intihar ederek, arkalarında bir not ve bir kasa bırakarak ölüyor. Buna Jordan erkeklerinin mirası adını veriyorlar. Bu miras depresyon ve intihara meyilli olmak. Hal da hayatı boyunca bu yükü taşıyor. Kendi cenaze konuşmasını hazırlarken bile sanki intihar edeceğine emin şekilde bir veda yazmış. ‘’Belki uçup gitmek yerde kalmaktan daha kolaydı.’’
Sorguladığı uzaylı bunu yüzüne vuruyor: “Neredeyse ölmeyi istiyorsun Hal Jordan. Bu, o kıymetli yeminine aykırı değil mi?”
En Aydınlık Günde, En Karanlık Gecede.
Depresyondaki bir insan karanlık gecelerden ancak aydınlık günlere ulaşacağı düşüncesiyle çıkar. Hal için bu yüzük ilerleme nedeni, hayata tutunma nesnesi. Tıpkı küçükken bir beyzbol topuna tutunması gibi. Babası ona beyzbol topunu bırakmasını söylüyor. Topa tutunmak bir anlamda hayata tutunmak. Hal babasının söylediğini yapıp topu atıyor. Ama babasının cenazesinden sonra topu geri alıyor. Böylece John ve Zoe gibi o da döngüyü kırıyor.
Hal, John ve Zoe birbirlerinden çok farklı karakterler olmalarına rağmen aslında aynı sorunun etrafında dolaşıyorlar: Bizim için biçilen kaderden kaçabilir miyiz?
Final
Açıkçası finalin beklediğimden çok daha sakin ve aksiyonsuz geçtiğini söylemem gerekiyor. Sinestro'nun hikayede daha büyük bir rol oynayacağını düşünüyordum. Buna rağmen Sarı Fener hikayesi ve Hal Jordan'ın Parallax hikayesinin kapısını aralamış oldu. Dolayısıyla ikinci sezon için sağlam miktarda malzeme bırakıyor.
Açtığı kapıları büyük ölçüde kapatan ve sezonu iyi sonlandıran bir bölüm olsa da bana göre sezonun en zayıf bölümü. Finalde ilk bölümün sonunda orataya çıkan Hal'ın neden öldüğü gizemi çözülüyor. Kerry, Hal’ın sırrı öğrenmesi üzerine oğlu Noah'yı korumak için onu öldürüyor. Hal'ın hikayesinin bu şekilde bitmiş olduğuna inanmakta zorlanıyorum. Şu ana kadar anlatılan bütün hikayenin bir vurulma ile sonlanması bana fazla basit geliyor. Belki karakterin bu kadar sevileceğini tahmin etmediler. Ama Hal Jordan şu anda birçok kişi için yeni DC evreninin favori karakterlerinden biri haline geldi. Bu nedenle hikayesinin devam edeceğine inanmak daha kolay. Üstelik Sinestro'nun onu yeniden diriltebileceğine dair bıraktığı ima da var.
Kapanış
Bütün bunların sonunda Lanterns benim için son yıllarda hasret kaldığımız bir derinliğe sahip, iyi yazılmış bir süper kahraman işi.
Keşke biraz daha yüksek bütçeli bir iş olsaydı. Green Lantern güçlerini biraz daha fazla görebilseydik ve dizinin kozmik tarafına biraz daha fazla yaklaşabilseydik, eminim daha da iyi bir yere gidebilirdi. Çünkü dizinin dünyasında bunun potansiyeli fazlasıyla var.
Bir de Hollywood colorist almayı mı bıraktı acaba? Biraz kontrast, biraz saturation, biraz yeşillik lütfen.
Yazıyı John’un yeminiyle bitirmek istiyorum:
“En aydınlık günde, en karanlık gecede. Korkumu kucaklıyorum, doğru olanı yapacağım. Bu yüzüğü seçiyorum, bu savaşı seçiyorum. Bu Fener’in ışığının hizmetinde.”
