Günümüzde çocukları rahatlatan, güzel rüyalara dalmasına sebep olan masallar aslında isimleri gibi tatlı ve masumlar mı? Modern çocuk edebiyatı, çocuklara ahlak dersi verme ve hayal güçlerini güçlendirme eğilimindedir. Ancak kimi masalların çocuklara bu etkiyi sağlayabilmesi için birtakım neşterlenme işlemlerine uğramaları gerekmektedir. “Hansel ve Gretel” de bu işlemden payını büyük ölçüde almıştır. Günümüzde iki kardeşin dayanışmasının ve kolektif zekanın başarısının bir örneği sayılan bu masal, Aarne-Thompson’un sınıflandırma sisteminde “Çocuklar ve Dev” başlığı altında, doğaüstü düşmanlar kategorisinde yer alır. Yani o süslü, sert, karton kapağı biraz kaldırdığınızda içinden kimi zaman bir vahşet çığlığı duyabiliriz. Aslında Hansel ve Gretel, insanlık tarihinin en dehşet verici sosyoekonomik krizlerinden birinin anlatıldığı karanlık bir anlatıdır. Editöryel savunma mekanizması ise bunun göz ardı edilmesini sağlamıştır.
Masalın en temelinde yer alan çocukların ormana terk edilmesi motifi, sanılanın aksine hikâye akışının güçlendirilmesi için yazılan bir kurgu değil, Orta Çağ Avrupası’nın vahşi bir gerçekliğidir. 1315 yılında başlayan ve yıllarca süren büyük kıtlık, tarımın ve hayvancılığın çökmesiyle tüm kıtayı bir hayatta kalma mücadelesinin ortasında bırakmıştır. Dönemin kroniklerinin bize anlattığı; yaşayanların ölüleri gömmeye yetişemediği, at, köpek ve kimi zaman kendi çocuklarının etinin yendiği bir tablodur. Ahlakın ve toplumsal etiğin açlık ve sefalet karşısında diz çöktüğünü görürüz. İşte bu yokluk anlarında aileler, çocuklarının yarattığı yükten kurtulmak adına onları doğrudan ormanda ölüme terk etmeyi sıradan bir pratik haline getirmiştir. Masaldaki çocukların açlıkla karşılaşması ve zencefilli çörekten bir ev bulması, o dönemin kolektif hafızasına karışmış kitlesel travmaların edebi hayata birer yansımasından başka bir şey değildir.
Ancak bu akılalmaz gerçeklik, zaman içinde egemen ahlakın ve neşterci editörlerin ahlak duvarına çarpmıştır elbette. Grimm Kardeşler, 1810 yılındaki ilk el yazmalarından masalın 1857’deki son baskısına kadar metni dönemin değerlerine uydurmak için derin neşter operasyonları yürütmüştür. Orijinal versiyonunda çocukları ölüme gönderen kişi üvey anneleri değil, öz ve biyolojik annedir. Kendi çocuğunu açlık yüzünden bile bile ölüme gönderen anne figürü dönemin toplumsal yapısına çok ağır geldiğinden Grimm Kardeşler bu figürü üvey anne olarak değiştirmiş ve annelik kurumunun kutsallığını korumayı hedeflemişlerdir. Masal dünyasındaki bu vahşet elbette Grimm Kardeşler’in Hansel ve Gretel öyküsüne ait değildir. Kırmızı Başlıklı Kız masalı da bu karanlık bağı “kan” bağıyla taşır. Günümüzde kahramanca kurtarma operasyonları ve avcının kurdun karnını yarıp büyükanne ve küçük kızı sağ salim çıkardığı o tatlı versiyon, Fransız sözlü edebiyatının vahşi gerçeklerini gizler. Masalın orijinalinde avcı da yoktur, mutlu son da. Kurt, büyükanneyi öldürdükten sonra onun kanını ve etini Kırmızı Başlıklı Kız’a yemek olarak servis eder. Kız bilmeden büyükannesinin etini yer ve kanını içer. Ardından kurt, küçük kıza kıyafetlerini ateşe atmasını ve yatağa yatmasını söyler. Yatağa yatan kızı ise canlı canlı yutar. Hansel ve Gretel’deki yamyam cadı gibi Kırmızı Başlıklı Kız’ın kökenleri de insan eti yeme tabusu ve ergenliğe geçişteki o cinsel yırtıcılığın kurt figürü üzerinden vahşi bir anlatımıdır. Hansel ve Gretel öyküsünde karakterleri pasifleştiren ve kurbanlaştıran veya vahşi şekilde olgunlaştıran bir açlık dürtüsü ön plandadır. Başlangıçta akılcı planlarıyla öne çıkan Hansel, kırıntıların kuşlar tarafından yenmesiyle pasifleşir ve kafeste bekleyen aciz bir kurbana dönüşür. Ancak bu pasif mağduriyetten kurtulup eyleme geçen Gretel, ahlak kurallarını bir kenara bırakarak yaşlı bir kadını fırında diri diri yakar. Masal evreninde bu vahşet elbette cezalandırılmaz. Çünkü masala göre bu çocuklar ihanet travması yaşamış ve ebeveynleri tarafından terk edilmişlerdir.
Masalın kendisi ne kadar tekinsizse, gerçek dünya adına çıkanlar da o kadar tekinsizdir. 1963 yılında Hans Traxler’in yazdığı “Hansel ve Gretel Hakkındaki Gerçek” adlı kitap, masalın aslında 1647 yılında zencefilli çörek tarifini çalmak için Katharina isimli bir kadın fırıncıyı katleden Metzler kardeşlerin polisiye hikayesi olduğunu iddia etmiştir. Sahte mahkeme belgeleri ve fotoğraflarla desteklenen bu iddia, tüm Almanya ve bilim dünyası tarafından uzun yıllar gerçek kabul edilmiştir. Traxler’in bunun edebi bir şaka olduğunu itiraf etmesine rağmen toplumun bu yalana sarılması; insanların masallardaki bu ilkel, dehşet verici ve derin bilinçdışı korkuları kabullenmek yerine, bu vahşi dürtüleri masal gibi masum bir anlatıya değil de gerçek hayatın vahşiliğine yedirmeye çalışmasındandır.
Sonuç olarak Hansel ve Gretel, çocukları eğlendirmek için yazılan masum bir masal olmaktan çok uzaktır. O parıltılı şeker kaplamalarının ve kırmızı pelerinlerin altında yamyamlık, kıtlık ve ebeveyn ihanetinin getirdiği ağır travmaların sebep olduğu vahşilikler yatmaktadır. Şekerli evin tatlı davetkârlığına aldanıp içeriye giren her okuyucu, aslında insanlığın en soğuk ve karanlık dönemlerinden yükselen feryatları duymak zorundadır.
Kaynakça
https://kayiprihtim.com/dosya/kapali-kutu-imgesi
https://study.com/academy/lesson/hansel-gretel-themes-analysis.html
https://en.wikipedia.org/wiki/The_Truth_About_Hansel_and_Gretel

