Bir zamanlar her şeye yetişmeye çalışıyordum.
Her söze cevap vermek, her yanlış anlaşılmayı düzeltmek, herkesin ne düşündüğünü önemsemek, önüme çıkan her meseleyi hemen çözmek…
İnsan gençken galiba böyle oluyor.
Kendini anlatabileceğini, herkesi ikna edebileceğini ve her problemi aynı gün içinde çözebileceğini sanıyor.
Sonra hayat birkaç kez karşına oturup sana bazı gerçekleri gösteriyor.
Ben de zamanla öğrendim.
Herkese kendimi anlatmak zorunda değilmişim.
Hakkımda konuşan herkesin karşısına çıkıp hesap vermek zorunda değilmişim.
Beni yanlış anlayan herkesin fikrini değiştirmek gibi bir görevim de yokmuş.
Çünkü insanın en büyük yorgunluklarından biri, kendisini sürekli başkalarına açıklamaya çalışması.
Bugün bir şey söylüyorsun, başka türlü anlaşılıyor.
Yarın başka bir şey yapıyorsun, arkasından başka bir hikâye yazılıyor.
Bir yerde susuyorsun, “cevap veremedi” diyorlar.
Konuşuyorsun, “kendini savunuyor” diyorlar.
İyi niyet gösteriyorsun, zayıflık sanıyorlar.
Mesafe koyuyorsun, değiştiğini söylüyorlar.
Bir noktadan sonra insan şunu anlıyor:
Ne yaparsan yap, herkesin gönlüne göre yaşayamazsın.
Ben artık bunu kabulleniyorum.
Hem de eskisinden çok daha rahat bir şekilde.
Çünkü hayat bana insanların söylediklerinden çok, yaptıklarına bakmayı öğretti.
Bir insanın yanında durduğu günleri değil, zor gününde nerede olduğunu önemsiyorum.
Güzel sözlerini değil, arkamı döndüğümde hakkımda ne söylediğini değil; yüzüme bakarken nasıl davrandığını önemsiyorum.
Çünkü sözün çok olduğu bir dönemdeyiz.
Herkes konuşuyor.
Herkes bir şey biliyor.
Herkes bir başkasının hayatı hakkında hüküm veriyor.
Ama iş sorumluluk almaya geldiğinde ortalık bir anda sessizleşiyor.
Benim artık böyle şeylere ayıracak fazla enerjim yok.
Hayatımda gerçekten değer verdiğim insanlar var.
Üretmek istediğim işler var.
Yazmak istediğim cümleler, anlatmak istediğim hikâyeler, gerçekleştirmek istediğim hayaller var.
Ben enerjimi bunlara ayırmak istiyorum.
Çünkü zamanın ne kadar kıymetli olduğunu insan bazı şeyleri kaybettikten sonra daha iyi anlıyor.
Bir gün geriye dönüp baktığında, “Keşke daha fazla tartışsaydım” demiyorsun.
“Keşke herkese kendimi daha fazla anlatsaydım” da demiyorsun.
Asıl söylediğin şey çoğu zaman şu oluyor:
Keşke kendimi bu kadar yormasaydım.
İşte ben artık kendimi gereksiz yere yormak istemiyorum.
Birileri benim hakkımda ne düşünürse düşünsün.
Birileri beni sever, birileri sevmez.
Birileri yanımda yürür, birileri yolun ortasında başka tarafa sapar.
Bunların hepsi hayatın içinde var.
Benim görevim herkesi yanımda tutmak değil.
Benim görevim, kendi yolumu kaybetmemek.
Bu yüzden artık bazı şeylere hemen tepki vermiyorum.
Bazı insanlara ikinci kez açıklama yapmıyorum.
Bazı tartışmaların içine girmiyorum.
Çünkü her tartışmanın bir kazananı olmadığı gibi, her söze verilecek bir cevabın da değeri yok.
Bazen insan susarak kendini korur.
Bazen geri çekilerek daha büyük bir yanlıştan kurtulur.
Bazen de hiçbir şey yapmadan beklemek, yapılabilecek en doğru iştir.
Ben hayatın bana getireceği şeylerden artık eskisi kadar korkmuyorum.
Çünkü biliyorum ki zaman, insanların gerçek niyetlerini de ortaya çıkarıyor.
Bugün yanında görünen yarın olmayabilir.
Bugün seni eleştiren, yarın seni takdir edebilir.
Bugün seni anlamayan, yıllar sonra neden öyle davrandığını anlayabilir.
Hayat böyle.
Değişken.
Bazen acımasız.
Ama aynı zamanda çok adil.
Çünkü kim ne ekerse, bir gün onun sonucuyla karşılaşıyor.
Benim bundan sonraki derdim daha fazla görünmek değil.
Daha fazla konuşmak hiç değil.
Ben yaptığım işin arkasında durmak, verdiğim sözün gereğini yerine getirmek ve geriye dönüp baktığımda kendi vicdanıma hesap verebilmek istiyorum.
Gerisi beni artık eskisi kadar ilgilendirmiyor.
Ben artık herkese yetişmeye çalışmıyorum.
Çünkü fark ettim ki insan herkese yetişmeye çalışırken bazen kendisine geç kalıyor.
Ben kendime geç kalmak istemiyorum.
Bundan sonra kim benimle aynı yolda yürümek istiyorsa buyursun, başımın üstünde yeri var.
Kim başka bir yolu seçiyorsa ona da saygım var.
Ama ben kendi yolumu, başkalarının sesine göre değiştirmeyeceğim.
Çünkü artık biliyorum:
Hayatta önemli olan herkesin seni anlaması değil; senin, kim olduğunu unutmaman.
