78’den 26’ya Maden

tarafından
Mayıs 4, 2026
4 dakika okuma süresi

Yavuz Özkan’ın [İki Kadın (1992), Bir Sonbahar Hikayesi (1994)] yazıp yönettiği Maden filmi, Türkiye’de 1970’li yılların sonunda iyice artan gerilime bir ayna tutar. İş cinayetlerinin iyice arttığı ve hakkını arayan insanların işten kovulduğu baskıcı bir dönemde çekilen Maden filmi, maden ocaklarında çalışan işçilerin yaşadığı zorlukları konu edinir. Madencilerin vefatıyla sonuçlanan iş kazaları artınca İlyas (Cüneyt Arkın), madencileri sendikanın ve patronun elinden kurtarmaya çalışır. Cüneyt Arkın’a Nurettin karakteriyle Tarık Akan eşlik eder. Filmin kurgusunu İsmail Kalkan [Selvi Boylum Al Yazmalım (1977), Neşeli Günler (1978)], görüntü yönetmenliğini ise İzzet Akay [Sürü (1978), Duvar (1983)] yapmıştır.

Maden (1978), Yavuz Özkan – 1

“Bunun neresi alın yazısı? Bu patronun yazısı!”

Film maden karanlığında daha doğrusu madenin getirdiği karanlıkla açılır. Maden işçisinin cenazesinde acılı aile kendisini “ecel” diyerek avutur. İlyas’ın taziyeden sonra işçilere yaptığı konuşma bugün bile halen daha izleyicileri etkileyecek güçtedir. Fakat çabaları sonuç vermez. İlyas, patronun ihmalleri yüzünden daha kaç iş arkadaşını kaybedeceğini sorduğunda kendi emeğine yabancılaşmış işçiler yalnızca günü çıkartmak derdindedirler. İşçilerin güvendiği sendika, bayrak önünde konuşmalar yapar ve vaatler verir ancak patronla iş birliği içerisindedir. Yaptıkları konuşmalar, vurguladıkları değerler ve ağızlarından çıkan her şey yalandır.

Maden (1978), Yavuz Özkan – 2

“Dürt şunları, hiç olmazsa horlamasınlar.”

Patronun işçileri uyutma yöntemleri ise çok basittir. Onları kovmakla tehdit etmez sadece, işçiler her akşam eğlence ile meşgul edilir. Dansözler, çalgılar ve çengiler işçilerin tek odağı olmuştur. Emeklerine yabancılaştıkları gibi kadınlar üzerinde de baskı oluştururlar ve onları istismar ederler. Açılıştaki kahvehane sahnesinde işçilerin İlyas’ı dinlemek yerine eğlenceye koşmalarını izledikten hemen sonra bir köşede tek başına oturan kör bir adam kadraja girer.

İlerleyen sahnelerde kız kardeşinden gelen mektubu okuduktan sonra İlyas, yatakhanede horuldayanlara sitem eder. Bu sahneler bize işçilerin örgütlü mücadeledeye karşı olan tutumunu ve tam anlamıyla kör olduklarını ya da uyuduklarını gösterir. İlyas’ın kardeşinden gelen mektup, o dönemin Türkiye’sinden havadisleri aktarır. Kentteki siyasi gerilimlerin ve güvensiz ortamın gölgesinde; çalışma koşullarının ağırlığıyla ezilen işçiler, uğradıkları haksızlıklara karşı henüz bir farkındalık geliştirememiş, adeta derin bir sessizliğe gömülmüşlerdir.

Kadınlar için ise işler daha da zordur. Eğlence ekibinde gördüğümüz Halkacı Kadın (Hale Soygazi) karakteri gündüzleri halka atma oyunundan para kazanmaya çalışırken akşamları erkek işçilere şarkı söyler. Erkeklerden oluşan patronları ve işçiler ise ondan daha fazlasını bekler. Kapitalizmin metalaştırmadığı hiçbir şey kalmamıştır.

Filmin en güçlü yönlerinden birisi de görünmeyen emeği Nurettin’in ailesi üzerinden göstermesidir. Yalnızca iş hayatında değil evde de sömürülen ve emeği hiçe sayılan bir kadın vardır. Halkacı Kadın’a patronu tarafından şiddet uygulandığı sahnede ise otoritenin kimin tarafında olduğunu da çok net görürüz.

Maden (1978), Yavuz Özkan – 3

“Herkesi işten atacaklarmış! Herkesi işten atıp kendileri mi çalışacakmış?”

En nihayetinde grevi bitirmek isteyen ve örgütlü mücadeleden korkan patron, kurşunlayarak bile kurtulamadığı işçilerden iş kazası kisvesi altına sakladığı cinayet ile kurtulmaya çalışır. Kâr için almadığı önlemlerden sonra riskli olduğunu bilmesine rağmen İlyas’ı ve arkadaşlarını ölüm tehlikesi olan ocağa gönderir. Patronun umduğu olur ve yaşanan göçükte İlyas hayatını kaybeder. Kelimenin tam anlamıyla bir cinayettir bu. Filmin bu final ile bize sormak istediği en önemli soru şudur:

Kol kola girmemiz için daha kaçımız öldürülmeli?

Maden (1978), Yavuz Özkan – 4

“-Kim var bu işin arkasında?

-Rusya var tabii ki beyim.”

Yakın zamanda da maden işçilerimiz 12 ay içerisinde yalnızca 2 maaş aldıkları için eylemdelerdi. İşçilerin talepleri lüks bir yaşam sürmek değil. İşçiler çocuklarının yatağa aç girmemesini istiyor. İşçiler acaba ölecek miyim korkusuyla çalışmak istemiyor. İşçiler filmde de patronun inandığı gibi Rusya ya da bir başka devletin yönlendirmesiyle hareket etmiyor esasında. İlyas’ın da dediği gibi işçiler koyun değiller. Ülkemizde Soma gibi büyük can kayıplarının yaşandığı, ihmalkarlıklar sonucu meydana gelen iş “kazalarının” sayısı saymakla bitmez. Bunlar yetmiyormuş gibi çocuklarımızın MESEM gibi uygulamalar ile maruz kaldıkları şeyler de ortada. 1978’de yapılan Maden filmi 2026’da halen güncelliğini koruyor. Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde işçilerin dertleri birbirine benziyor. Bu durumda kendimize tekrar şunu sormamız gerek:

Kol kola girmemiz için daha kaçımız öldürülmeli?

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.