Toplumsal Yaşama ve Toplumsal İletişime Etki Boyutuyla Sosyal Dışlanma ve Sosyal İçerme: Clone Clone

Mayıs 21, 2026
7 dakika okuma süresi

İletişim ve Temsil Boyutunu da Kapsayan Bir Sosyal İçerme Anlayışının İnşası Üzerine

Bireylerin toplumsal yaşama gerçek anlamda katılım sağlayabilmeleri, sağlıklı ve kapsayıcı bir toplumun temel koşullarından biridir. Şiddetin, tahammülsüzlüğün, ayrışmanın, ötekileştirmenin ve dışlayıcı söylemlerin yoğunlaştığı toplumlarda, yalnızca bireyler arası ilişkileri değil, aynı zamanda bireylerin toplumsal yaşam alanlarına ne ölçüde katılabildiklerini de sorgulamak gerekir. Böyle bir sorgulama, psikolojik değerlendirmelerle birlikte düşünüldüğünde, toplumsal yaşam ve iletişimde ortaya çıkan sorunları daha kapsamlı ve sağlıklı biçimde tahlil etme imkânı sunar.

Temel Sorgulamalar

Bu noktada temel olarak şu sorular yöneltilebilir: Bireylere toplumsal yaşamda tanınan ifade imkânı gerçekten işler bir hak mıdır, yoksa bu hak kullanıldığında bireyler görünmezleştirilmekte ve dışlanmakta mıdır? Bireyler toplumsal yaşama, üretim-tüketim ilişkileri ile sosyal ve kültürel yaşam bağlamlarında ortak ve eşit katkılar sunabilmekte midir? Bu katkılarının karşılığını yine eşit biçimde alabilmekte midir?

Bu çerçevede yazıda, sosyal dışlanma kavramı ve sosyal dışlanmanın toplumsal yaşama etkileri, genel hatlarıyla ele alınmaya çalışılacaktır.

Sosyal Dışlanma Sebepleri ve Topluma Etkileri

Sosyal dışlanma, toplumdaki bazı grupların ve bireylerin “toplumun dışında kalmaları”, “toplumun üyesi olarak, toplumsal olmanın getirdiği eylemlere katılım sağlayamamaları” anlamına gelmektedir. “Politik, sosyal, ekonomik (üretim-tüketim ilişkilerini içine alan) eylemlerin dışında kalmak” sosyal dışlanma kavramına tekabül etmektedir. Böylece toplum içinde bazı kesimler toplumsal ve ekonomik birikimlerin dışında kalır.  Hem sosyal hem ekonomik anlamda toplumun diğer üyeleriyle eşit ölçüde toplumsal imkânlardan yararlanamazlar. Bu durum da toplumdaki eşitsizliklerin derinleşmesine işaret eder (Sapancalı, 2005: 53).

“Toplumsal Bir Rahatsızlık[1]” Olarak Sosyal Dışlanma

Bir başka açıdan sosyal dışlanma, toplumun üyesi olan bireylerde “engel/engellenme hali” oluşturur. Bu, toplumsal yaşama katılamamanın getirdiği “hem fiziksel hem de duygusal bir engellenme halini” yansıtır. Dolayısıyla bu bakımdan sosyal dışlanma, toplumların içinde gelişen “sosyal rahatsızlık/hastalık” olarak da değerlendirilmiştir (Sapancalı, 2005: 53). Buradan hareketle, sosyal dışlanmayı toplumsal patoloji olarak değerlendirmek de mümkündür.

Psikolojik Yönüyle Sosyal Dışlanma ve Etkileri

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi, bireyin fiziksel, bedensel gereksinimlerinin yanı sıra toplumsal ilişkilere de ihtiyaç duyduğuna işaret eder. Ait olma, bağlar kurma, ilişkiler içerisinde ilgi ve onay görerek varlığını ortaya koyma bu gereksinimleri ifade etmektedir. Dolayısıyla sosyal ilişkiler, toplumda kurulan bağlar kişinin bireysel duygusal yaşamı üzerinde de etkilidir. Bu nedenle sosyal dışlanma kişilerde psikolojik açıdan da izler bırakır. “Sosyal acı” bunlardan bir tanesidir. “Kişilerin içinde olmak istedikleri ilişkilerden dışlanmaları ya da bu süreç içerisinde değersizleştirilmeleri sonucunda bu algıya verdikleri ruhsal yanıt” anlamına gelir. Çeşitli kaygı bozuklukları, depresyon gibi duygusal, ruhsal problemlere yol açmaktadır (Bozkur, 2022: 27-43).

Sosyal Dışlanmanın Arka Planı

Avrupa Birliği, “işsizlik, çalışma koşulları, eğitime ulaşabilme, tüketim, gelir, barınma, evsizlik, sağlık ve sosyal hizmetlerden yararlanılabilirlik, komşuluk desteği” unsurlarını sosyal dışlanmayı meydana getiren temel etkenler olarak tanımlamıştır. Dolayısıyla sosyal dışlanmanın sebepleri olarak yapılacak değerlendirmelerde Avrupa Birliği’nin ortaya koymuş olduğu bu parametrelere bakmak yerinde bir yaklaşım olacaktır. Sosyal dışlanma, toplumsal ilişkilerin sarsılmasına ve zarar görmesine yol açar. Bireyin toplumla kurduğu ya da dilediğince kurmayı arzu ettiği bağın yara almasına, sekteye uğramasına neden olur. Toplumsal dayanışmayı da önemli ölçüde hasar altında bırakır. Bu durumda dayanışmayı tanımlayan kolektif eylemlerin bütünlüğü ve devam edebilirliği zarar görür (Sapancalı, 2005: 54-56).

Sosyal Dışlanmaya Çözüm Olarak Bireyleri İletişim ve Temsil Boyutuyla da Kapsayabilme

Tüm toplumsal kesimlerin görülmeleri, duyulmaları; kamuların her birinin ihtiyaçlarının tanınması ve sosyal hayatın tüm alanlarına katılım sağlayabilmeleri, sağlıklı bir toplum için hayati önem teşkil eder. Bu durum aynı zamanda “toplumda yaşayan ve varlık gösteren bireyleri inanç, kültür, toplumsal cinsiyet ve etnisite gibi çeşitliliklerine göre ayırmadan onların birliğini ve beraberliğini ifade eden ‘sosyal içerme’nin” (Uzunaslan ve Tek, 2019: 282) gerçekleştirilmesi açısından da önem taşır.

Sosyal dışlanmanın karşısına konulabilecek ve onu kırabilecek kavram ve uygulama “sosyal içerme” dir. Sosyal içerme, toplumla kopan bağın yeniden inşa edilmesidir. Bu kavram sosyal dışlanmaya bir çözüm olarak Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, ILO gibi kuruluşların da gündemine alınmıştır. Bu kuruluşlarca sosyal dışlanmaya karşın hangi alternatif politikaların oluşturulabileceği üzerinde durulmuştur. Sosyal içerme anlamında özellikle Dünya Bankası tarafından sosyal sermayenin arttırılması önerilmiştir. Sosyal sermaye burada para ya da para politikalarını kapsayan, fiziksel, somut bir unsur değildir.  Tamamıyla insan ilişkilerini odak alan bir kavram ve anlayıştır. Bu bağlamda sosyal içermeyi tesis etmek için sosyal sermaye, “toplumsal ilişkileri, bağlantılılığı ve güveni” kapsamaktadır. Buralardan doğacak güvenli bağlara dayalı ilişkilerin, kişilerin kendilerini topluma ait hissetmelerini destekleyerek insani yaşamın temelini sağlayacağı öngörülmektedir (Aydın, 2021: 354-355).  

Sosyal dışlanmanın olduğu toplumlarda sessizleştirilen, bastırılan, deneyimleri görünmez kılınan, ötekileştirilen, toplumsal kaynaklara ve yaşama erişimi kısıtlanan, engellenen bireyler var demektir. Uzun vadede bu durum toplumsal iletişimi derin bir yapısal bozukluğa sürükler ve toplumsal iletişim zemininin ağır hasar almasına sebep olur. Bunu önleyebilmenin yolu, yukarıdaki referanslardan da hareketle, sosyal içerme politikalarını hızla toplumsal yaşamın her alanına yerleştirmektir. Ancak sosyal içerme burada, tam bir kapsayıcılık göstermelidir. Yalnızca ekonomik kaynaklara, sağlık, eğitim hizmetlerine erişimi değil, aynı zamanda bireylerin insani koşullarda yaşamlarını sürdürebilmeleri için en az bunlar kadar hayati değerde olan toplumsal iletişim anlamında da kişilerin görülmesi, dinlenmesi, anlaşılması ve söz söyleme, karar alma süreçlerine katılımlarını içermelidir. Toplumsal diyalog ve iletişim tarafı eksik kalan sosyal içerme politikaları yalnızca maddi koşulları yerine getirecek ama uzun vadede kişilerin yine duygusal, ruhsal, kültürel anlamda sosyal yaşam içerisinde görünmez kılınmalarının, bu alanlarda seslerinin kısılmalarının ve duygusal, ruhsal geçemeyecektir. Bu nedenle sosyal içerme iletişim ve temsil boyutunu da hesaba katmalıdır.     

Örneğin, kadınların ev içi emeklerinin görülmemesi, bakım verme ve ev içi sorumluluklarını yerine getirme gibi etkenlerden dolayı çalışma hayatına aktif katılamamaları, onların toplumsal yaşamdan uzaklaşmalarına sebep olabilmektedir. Aynı zamanda ev içinde yaptıkları üretimin ve ekonomik katkının değersizleştirilmesi de söz konusu olabilmektedir. Bu durum kadınların toplumsal görünürlükten ve ekonomik güçten kısmen dışlanmasına yol açmaktadır.

Engelli bireylerin istihdama erişimde zorlanması, gençlerin iş bulma sorunu, gelir düzeyi düşük kesimlerin nitelikli eğitime erişememeleri sosyal dışlanmayla sonuçlanan toplumsal problemlerdir. Günümüzde sosyal dışlanmanın bir başka örnek boyutunu dijital dışlanma oluşturmaktadır. Dijital iletişim ağırlık kazanmıştır ancak internete ve dijital erişim imkanlarına sahip olamayan bireyler dijital dışlanmaya maruz kalabilmektedir. Psikolojik desteğe ihtiyacı olan bireylerin veya ailelerin ekonomik sebeplerden dolayı ruh sağılığı uzmanlarına erişememeleri de toplumsal yaşamın psikolojik tarafını derinden etkileyen bir dışlanma mekanizması oluşturmaktadır. Bu gibi dışlanmalar ise toplumda şiddete dayalı iletişimi arttırmaktadır. Dolayısıyla sosyal dışlanma iletişim, kültür, psikoloji, sosyal, ekonomik boyutlarıyla birlikte yaşanmaktadır. Sağlıklı bir toplumsal hayatın ve sağlıklı bir toplumsal iletişim zemini kurmanın arzu edildiği yerde, gündelik yaşamdaki bu örneklere dönüp bakmak gerekir.

Kaynakça

Aydın, H., Duygu, (2021). “Sosyal Dışlanma, Sosyal İçerme ve Vatandaşlığın Dönüşümü”, TBB Dergisi, 156, ss., 341-374.

Bozkur, Binaz, (2022). “Sosyal Dışlanmanın Psikolojik Sonuçları”, Disiplinlerarası Bakış Açısıyla Sosyal Dışlanma Tartışmaları İçinde, Edit., Azime Arısoy, ss. 27-43, Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım.

Sapancalı, Faruk, (2005). “Avrupa Birliği’nde Sosyal Dışlanma Sorunu ve Mücadele Yöntemleri”, Çalışma ve Toplum, 3 (6), ss. 51-106.

Uzunaslan, Şerif, Tek, Serhat, (2019). “Kültür Temelli Sosyal Eşitsizlik ve Eğitim”, Turkish Studies, 14 (5), ss. 277-285.


[1] Faruk Sapancalı, “Avrupa Birliği’nde Sosyal Dışlanma Sorunu ve Mücadele Yöntemleri”, Çalışma ve Toplum, 3 (6), 2005, ss. 51-106.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Kültürel Bellek, İletişimsel Bellek ve Toplumsal Kimlik İnşası

Toplumsal Varoluşun Hatırlama Üzerinden Şekillenmesi Hatırlama