İşte bu, senin asla anlamayacağın mevzulardan sadece bir tanesi.
Hangi vakit umruna katıp da düşünürdün beni, yine fayda etmezdi.
Hatırlar mısın önceki hayatımızı, sevgili?
Sanki her evrende seni uzaktan seyreylerdim.
Tanrı adının yalnızca bir karış uzağına yazmış beni.
Uzansam tutacak, baksam kaçacak gibiydin.
Doyumsuz taleplerimse öteki dünyaya çaresiz birer havadis!
Oysa beyaz gelinliklerden, eşsiz madenlerden uzaktı isteklerim.
Ben, yaşanmamış bir aşkın çıplak serzenişiyim.
Sense çürük kalplerin devrinde, içimde bir yerlerde güvendesin.
Lakin Tanrı’nın dua kapıları bir bana kilitli ki duyulmuyor sesim!
Seni buluşum fırtına ortasıyken, kaybedişim ıssız yaz gecesi.
Göçüp gidiyorum şimdi uzak diyarlara, her mevsim geçişi.
Bozkırda özgür bir at sürüsünün tozuna toprağına buladım kendimi.
Kuzeyde bitmek bilmeyen yağmurun güneye karşı serin nispeti.
Batıyı kullansam kaçmak için ya da kendimi doğunun kadim tarihine gömsem,
Yine sığamam hiçbir yere, bulamam bir anlam; keser, akıtırım kalbimi.
Ne Eros’un atacağı bir okun ihtimalindeyiz
Ne de çaresizlikle tutuşturulmuş bir ateş çemberi.
Derdim hiçbir zaman bunlar değildi.
Böyle sürüp gidecekken, iki dudağım tam haykırmak için açılmışken,
Geldi, susturdu geçmişin deneyimli düşünceleri.
Onlar her zaman bu konuda dakikti.
Pervasızlığım ile övünürken köşeden gülerlerdi.
Hiç kızgın değilim.
İçimde yetiştirmiyorum pişmanlık filizleri.
Çok yazık, kör bahçıvana açıyor bahçelerim.
O ne zamansız, ne düşüncesiz harekettir!
Oysa kadın, gönül gözünün kör olmadığını bilmektedir.
Her şeye inat, devir irislerin devri.
Yeşil değilse gözlerin veya bir deniz kadar mavi,
Sallanmıyorsa sarı saçların masaldaki prenses gibi,
Gülümse istersen ta kalpten,
Ağlayıp sızlan en derinlerinden,
Bakışların parlasın hatta yıldızlara,
Aç kollarını göğe ve “Ben buradayım!” de.
Kimse görmeyecektir, kimse bilmek istemeyecektir şimdi.
İnsanoğlu bugünlerde pamuk ipliğine bağlıyor hislerini.
Ama yok! Pervasız olan benim, öyle mi?
Konuşurlar onlar, hâl böyleyken kaçma ansızın.
Endişelerin olmasın, bakma onların lafına.
Her idam dosyasına kendi adımı gizledim,
Senin adını masum meclislerde anabilmek için.
Gerek bile duymadım bunca zaman kimliğine.
İnsan tanımadan sevemez mi?
Tanışsaydık anlamı kalmazdı hiçbir şeyin.
İhtimallerin belirsizliğinde demlendim.
Acı bir tat bırakırdı zaten dudaklarım dudaklarında.
Asla bilemeyeceksin.
Sen fırtınalı denizsin, yıkar geçersin.
Bense yorgunluktan durulmuş yanardağ misali,
Sana her seferinde daha anlamlı bakabilmek için
Tekrar yıllarca biriktireceğim içimdeki kaynayan ateşi.
Bir gün anlarsın, belli mi olur?
Sıcak bir kış gecesi arayacaksın anılarımdan toz zerreleri.
Ya da belki ihtimaller arasından kavuşmuşuzdur,
Şehri turlamak için bahane arıyoruzdur.
Güzel günlerdir onlar muhakkak.
Son günlerdir.
Sebebi bahçeme hiç dikmediğim solan güllerdir.
Asla bilemeyeceğiz, yeniden deneyeceğiz, sevgili.
İsteyeceğiz elbet bir günü daha yaşayarak görmeyi.
Yarına karşı bir bebeğin merakını taşırken
Başaracağız düne ayyaş edalarımızla küfürler savurabilmeyi.
Bitmeyecek bu soğuk savaşımız.
Devam edeceğiz burada kalıp,
Her adımda biz olduğumuzu haykırıp,
Kendimizi kanıtlamak için yırtılacağız.
Bir bakmışsın, birbirimizin canını yakmışız.
Araya seneleri ilmekleyip yine başa sarmışız.
Yetmez bu bize, suçu fıtrata atmışız.
Duraklarımızın müdavim yolcuları olarak kalmışız.
Elbet farkındalıkla sarsılacaksın bir çarşambanın akşamı.
Bitmeyecek beşerin marazı.
Ayıracaksın aşkı, dostu, haini ve öylesine olanı.
Kimse bilmese bile kafandaki küflü çarkı.
