ÖZET
Kapitalizmin doğuşu endüstriyel anlamda üretim ve tüketim alışkanlıklarını büyük ölçüde değiştirmiştir. Aydınlanma sonrası gelişen teknoloji ve değişen sosyoekonomik yapı, kültür ve sanatı da etkisi altına almıştır. Kapitalizmin etkisi altında kalan toplum, kültür ve sanat tartışma konusu haline gelmiş, “Kültür”, “Endüstri”, “Sanat” kavramları değişen düzen içerisinde tekrardan ele alınan kavramlar olmuştur.
Sosyolojik ve tarihsel anlamda ele alınan bu süreç ile birlikte sanatı kendi alanı içerisinde değerlendirdiğimizde hareketlenen sanat piyasası, sanatın özerkliği mevzusu, sanatçıların yeni bakış açıları ve ifade arayışları söz konusu olmuştur. Bu süreçte, baskı teknolojilerinin de gelişmesi ile birlikte baskıresim alanında ne gibi değişimler olduğunu ortaya koymak hedeflenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Kültür Endüstrisi, Sanat Endüstrisi, Baskıresim, Sanatın Özerkliği
GİRİŞ
Endüstriyel üretimin artmasıyla büyük şirketlerin kurulması ve bu şirketlerin, karlarına kar katmak amacıyla toplumlar üzerinde kurdukları egemenlik çeşitli araçlarla sağlanmıştır. Egemen sistemin önemli tahakküm araçları arasında yerini alan kültür ve sanat metalaşarak sistemin sürekliliğini sağlayan unsurlardan biri haline gelmiştir. Unutmamak gerekir ki, kapitalizm öncesi sanatsal üretim toplumun bir kesiminin finansal desteğine bağımlı ve ulaşılabilirliği de aynı şekilde toplumun bir kesimine tanınan ayrıcalıkken, kapitalist toplumlarda bu bağlılık ilişkisi kopmuş ve sanatın özerkliği meselesi önem kazanmıştır. Her ne kadar yeni bağımlılığı piyasa dolayımında gerçekleşiyor, sanat ürünlerine ulaşmanın da ekonomik ve toplumsal ilişkilerle doğru orantılı olduğu görünse de en azından teorik olarak bir sınıfa tanınmış ayrıcalık olmaktan çıkarılmış, ulaşılabilir ve özerk hale getirilmiştir.
Adorno ve Horkheimer, “Aydınlanmanın Diyalektiği” nde geçen “kültür endüstrisi” kavramını ortaya atarak bu konuda incelenebilecek ilk teorik adımları atmışlardır. 2. Dünya savaşından sonra aydınlanmaya olan inançlarını yitirmiş, ekonomi üzerine kurulan güç dengesini eleştirerek nesneleşen birey, toplum ve kültürü incelemişlerdir.
Değişen sanat ortamı ve gelişen teknoloji ile sanatçılar yeni bakış açıları ve yeni ifade arayışlarının peşine düşmüştür. Bu süreç, baskı teknolojilerinin gelişimini olumlu etkilemiş ve baskıresim alanında önemli ilerlemeler görülmüştür.
Ağaç baskılardan günümüze, baskı sanatlarının teknik evrimi dijital teknoloji ile genişlemiştir. Teknolojik yenilikler ve yeni arayışların sonucu olarak baskıresim; melez baskı, baskı yerleştirme, üç boyutlu baskı, sokak sanatı ve dijital baskı olarak yeniden tanımlanmıştır. 20. ve 21. yüzyılda baskıresmin gelişimi çerçeveli sınırlı edisyonların dışına çıkmış ve daha geniş bir alan tanımına ulaşmıştır (Ateş, 2015, s. 4).
Bu makalede, endüstriyel gelişimin tarihsel süreci ile beraber kültür, sanat ve baskıresime olan etkisi üzerinde durularak bu sürecin günümüze kadar nasıl bir yol izlediği incelenecektir.
Kültür Endüstrisi
1947 tarihinde, Frankfurt Okulu döneminde Horkheimer ve Adorno’nun birlikte yayınladıkları “Aydınlanmanın Diyalektiği” adlı eserde bahsedilen “kültür endüstrisi” kavramı ilk kez literatürde yerini almıştır. İlk başta ele alınan konu içerisinde kitle kültürü olarak bahsedilirken daha sonradan bu kavramın toplumdan gelen kültür anlayışına yönelik yaptığı çağırışımdan ötürü, savundukları meselenin aslında ekonomik güç tarafından yönetilen kültür anlayışını daha net ifade etmesi açısından bu kavram kültür endüstrisi kavramına dönüşmüştür. Ticarileşme ve kültür ürünlerinin metalaşması vurgusunu endüstri kavramının altını çizerek belirtmektedir.
Aydınlanma ile beraber bilim ve teknoloji alanında önemli ilerlemeler söz konusu olmakla birlikte gelişen bilimsel ve teknolojik imkanların (Aydınlanma ideolojisinin tam tersi konumunda) insanların aleyhine kullanılan siyasi bir güç haline gelmesi durumunu da eleştirmişlerdir. Tüm itirazlarının temelinde de bu durum yatmaktadır ve aynı durumu ekonomik yapı içerisinde de görmektedirler. Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ile bu araçları yine ekonomik gücü elde etmiş egemen sınıfın, kar amacı ile yöneterek sanat, din, siyaset, felsefe gibi kültürel öğeleri ticarileştirdiğini savunmuşlardır.
Adorno ve Horkheimer’a göre kültür, toplum ve birey; sistem tarafından adeta esir alınmış ve sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan nesneler haline dönüşmüşlerdir. Dolayısıyla sistemin sürekliğini sağlayan nesneler sistemi değiştirecek konumdan otomatik olarak düşmektedir. Fakat Horkheimer’a göre Adorno bu duruma tamamen karamsar bir şekilde yaklaşmayıp çıkış kapının sanat olabileceğini düşünmektedir. Adorno’nun tek umudunun sanat olmasının sebebi, sanatın özerk bir tarafının var olabildiğine yönelik inancından kaynaklanmaktadır.
Sanatta Metalaşma Sorunu
Sanat tarihine baktığımızda sanat, kilise ve din otoritesinden, seçkin sınıfın otoritesine dönüşmüş, ekonominin toplumun önemli bir unsuru haline gelmesi ile birlikte özerkliğini kazanmış, toplumun her kesiminden insanın ulaşabildiği ve sahip olabildiği bir duruma evrilmiştir. Bu evrilmenin üzerinde kültür endüstrisinin de büyük bir payı vardır. Kapitalist sistemde, lüks tüketim mallarının çoğunun ucuzladığı ve toplumun her kesimin sahip olma arzusunu karşılanabildiği bir ortam görülmektedir. Üretimin ve tüketimin hız kazandığı bu dönem, sanatın da kısa süre içerisinde üretilip tüketilebileceği bir zemini oluşturmaktadır. Bu sebeple, mal gibi alınıp satılan sanat, metalaşma sorunu ile karşı karşıya kalmaktadır. Eserlerin insanlar tarafından alınıp, tüketilir hale gelmesi sanat piyasasının oluşmasına ve ticari kaygıların da ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Değişen bu sistem içerisinde ele alınabilecek en önemli sanatçılardan birisi ise Andy Warhol’dur. Warhol, çalışmalarında serigrafi baskı tekniğini kullanmıştır. Kullandığı imgeler, modern dünyanın mitleridir ve makineleşmiş bir toplumu anlatmaktadır. Warhol’un atölyesinin ismini “Fabrika” koymasından da anlaşılacağı gibi, yaşadığı kapitalist çağın gerçeklerini yansıtmaya çalışmıştır. Seri halde ürettiği çalışmaları ile sanatı eğlence aracı olarak gören toplumu ve ekonominin egemenliği altına giren sanatı yansıtan işler ortaya koymuştur. “O, insanların iş ve başarıya taptığı kapitalist dönemde sanatı da bu ortamın bir parçası haline getirmiştir” (Kuspit, 2006,s.166). Böylelikle eleştirel bir tutum sergilemekle beraber sanatın ne olduğunun bulanıklaştığı bir dönemde bu sorunun altını çizerek ona yeni bir felsefi boyut kazandırmıştır.
Küreselleşmiş topluma, otoriter devlet anlayışına ve tekelci güçlere karşı anti duruş sergileyen bireyselleşme, kendini gerçekleştirme gibi alanlar üzerinde düşünen akımlar ortaya çıkmıştır.
20. yüzyılda baş gösteren Avangard, kurumsallaşmış sanatı eleştirerek kendini anti-sanat ile özdeşleştirmiştir. Modernizmi, sanatın özerkliğini, sanatın hayatla bağının kalmadığına inanarak reddeder. Avangard’ın modernizmi reddetmesinin sebebi “modern sanat anti gelenekçi olduğunu savunsa da gelenekçi tavrını içinde barındırır” algısından kaynaklanmaktadır. İki dünya savaşı süresinde devam eden akım, sanata karşı sunulan ilk özeleştiri niteliğindedir.
Müzelerin kimsenin hatırlamadığı cesetlerle dolu mezarlıklarla aynı şeyi ifade ettiğini belirten Fütüristler, manevi bir cömertlikle yapılmayan hiçbir eserin başyapıt olamayacağını iddia ederler. Onlar da kurumsallaşmış tüm yapılara karşı olduklarını belirterek eskimiş olana korkakça tapınmanın, yeniliğe ve gençliğe dair duyulan adaletsiz nefretiyle savaşacaklarını ilan etmişlerdir. Dada’ya baktığımızda da daha fazla manifesto ile karşılaşmaktayız. Dada hareketininin öncülerinden Hugo Ball, Zürih’e sığınmış olan muhalif avangard sanatçıların, siyasilerin birlikte ve özgürce kendilerini ifade edebilecekleri ortam olan Kabare Voltaire’i kurarak sanatın ancak tiyatro ile insanı kurtarabileceğine inanmıştır.
“Sanat manifestoları, Avrupa’da 60’larda bürokratik bir hal alan ve korunan sanata karşı olan ve doğrudan yaşanan anın örgütlenmesini önemseyen, başını Guy Debord’un çektiği Situasyonizmi, Amerika’da “Dünyayı bu burjuva entelektüel hastalıktan, profesyonel ve ticari kültürden; bu ölü, yapay sanattan arıtın!” diyen Fluxus’u hareketlendirmiştir.” (Kösemen, 2019:210).
Bu sebeple, 60’lı yıllar dünya savaşlarının yaşanması, kapitalist sistemin şekillendirdiği yeni üretim ve güç ilişkilerinin oluştuğu yıllar olmakla beraber, bu sistemin yarattığı ortamın içerisinde bulunan eşitsizlik ve otoriteye karşı mücadele içerisinde olan, bahsetmediğimiz daha birçok entelektüel ve yaratıcı grupların oluşmaya başladığı yıllar olmuştur.
Baskıresim Tekniklerinin Gelişimi
Endüstriyel devrim sonrası bir yandan yaşanan teknolojik imkanların sanatsal üretimler ile eklemlenerek yeni ifade arayışlarına olanak tanıması bir yandan da doğu, batı arası siyasi diyalogların sanatsal alanda da birbirine eklemlenmesi bakımından önemli bir döneme girilmiştir. Geleneksel baskıresim tekniklerinin Batı’da yaygınlaşmaya başlaması, baskı teknikleri ile üretim yapan sanatçıların artmasına, özgün baskı atölyelerinin kurulmasına ve teknolojik gelişmeler ile yeni tekniklerin doğuşuna sebep olmuştur. Böylelikle gelişen baskıresim, farklı bakış açılarıyla da birlikte yeni anlamlar kazanmıştır. Geleneksel baskıresim sanatı örneklerinden etkilenen Edouard Manet, Vincent van Gogh, Paul Gauguin gibi izlenimci sanatçılar, eserlerinde Hiroshige ve Hokusai gibi büyük Ukiyo-e ustalarının baskılarını ele almışlardır. (Kılıç Ateş, 2017;204) Yeni teknikleirn gölgesinde kalan ağaç baskı tekniği Alman Dışavurumcular tarafından etkili bir üslup ile yeniden canlandırılmıştır. Bu sanatçılar aynı zamanda taş baskı ve gravür tekniğini de kullanarak siyah beyaz sade bir uslüp ile güçlü bir etki yakalamışlardır. 1927’ye gelindiğinde İngiliz asıllı Stanley William Hayter, Paris’te sanatçılara çalışma imkanı sağlayabilecek “Atölye 17” adlı baskıresim atölyesi kurmuştur. Atölyede yapılan çalışmalar yeni teknik ve anlatım olanaklarını beraberinde getirmiştir. İkinci Dünya Savaşı’yla Amerika’ya taşınan atölye, 1950’de tekrardan Paris’e dönmüştür. Sanat merkezi haline gelen Atölye 17’de Max Ernst, Alberto Giacometti, Joan Miró, Jean Arp, Yves Tanguy’un yanı sıra Willem de Kooning, Jackson Pollock, Adolph Gottlieb, Margaret Lowengrund, Barnett Newman, Robert Motherwell ve David Smith gibi birçok sanatçı çalışmalarını bu atölyelerde gerçekleştirmiştir. 1950’lerde Amerika sanatsal anlamda dikkatleri üzerine çekerek bir merkez haline gelmiş, endüstri kültürünün etkisi altına giren baskıresim, sanatçılar ve atölyelerle iyice yaygınlaşmıştır. Bu endüstriyel ortam sonucu ortaya çıkan Pop Art akımı için de baskıresim önemli bir teknik haline gelmiştir. Andy Warhol, Jasper Johns, Robert Rauschenberg ve Roy Lichtenstein gibi Pop Art sanatçıları seri üretime imkan veren serigrafi ve taş baskı tekniklerini kullanmışlardır. Özellikle Robert Rauschenberg baskılarında birden fazla malzemeyi ve tekniği kullanarak melez baskılar üretmiştir. Örneğin ‘Kırağı’ serisinde yarı saydam ipek, şifon, tülbent gibi kumaşların üzerine ipek baskı tekniğini kullanmıştır.

170.2 cm x 241.3 cm, 19741
1970’lere gelindiğinde ise baskıresime yeni bir perspektif kazandıran Neo-Ekspresyonizm akımından Karl-Heinz Kliemann, Horst Janssen, Wolfgang Mattheuer, Sigmar Polke, Gerhard Richter, Anselm Kiefer, Georg Baselitz ve Jörg Immendorff gibi isimler ekonomi, savaş, ölüm, terör ve politika gibi konuları eserlerinin merkezi haline getimişlerdir. Bu sanatçılar, büyük boyutlu baskıresim eserler üretmişlerdir. Bir yandan geliştirilen yeni yaklaşımlar ile baskıresim yerleştirmeler, büyük ölçekli baskılar, dış mekanda kullanılan baskıresimler çoğalmış bir yandan teknik olanakların getirdiği imkanla ticari malzemeler (bardak, tişört, kumaş) üzerine de baskılar yapılmış teknik olarak endüstrinin bir parçası haline getirilmiştir. Baskıresmin kitlelere ulaşım kolaylığı açısından sınırsız edisyonları Felix Gonzalez-Torres gibi sanatçıları etkilemiş ve yeni uygulamalara itmiştir.

Yaratıcı bir üretim anlayışına imkan veren Baskı Sanatları, dijital teknolojiler ile de deneysel uygulamalara gidilmiştir. Dijital baskının etkisi, kağıdın dışında yüzeylere yapılan baskılar ile sanatçılar, farklı teknikleri bir araya getirerek baskı sanatlarının sınırlarını esnetmiş ve giderek baskı sanatlarının tanımını daha da genişletmişlerdir(Kılıç,2015;7).
SONUÇ
Küreselleşmenin bir sonucu olarak gelişen endüstri ortamı, farklı yaklaşımlar ekseninde değerlendirildiğinde sanatı ve kültürü bir endüstri nesnesi haline getirmesi ile birlikte sanatın daha kolay ulaşılabilir ve üretilebilir olmasını sağlamıştır. Her ne kadar Adorno ve Horkheimer bu endüstriyel ortam içerisinde kültürün ve sanatın metalaşarak kapitalist sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan unsurlar haline geldiklerini ifade etselerde, bu ortam Baskıresim için olumlu bir gelişim göstermiş, uluslararası dolaşıma girerek farklı sanatçılar tarafından kullanılabilen bir teknik haline gelmiştir. Ekonomik ve toplumsal dönüşüm baskıresim tekniklerine yeni yaklaşımlar getirmiş, kalıplardan dijital teknolojilere geniş bir üretim yelpazesi oluşturmuştur. Hala da hızla gelişen ve kendini yenileyen teknoloji içerisinde kendi gelişimini devingen bir şekilde sürdürmeye devam etmektedir.
KAYNAKÇA
- Ataseven, S. Y. (t.y.). Andy Warhol’un resimlerinde popüler kültürün etkisi.
- Ateş, S. K. (2015). Baskıresim’de çağdaş uygulamalar üzerine bir araştırma.
- Ateş, S. K. (2017). Baskı sanatlarının günümüz örnekleri. İnönü Üniversitesi Sanat ve Tasarım Dergisi, 199–210.
- Beriş, Y., & Kaplanoğlu, L. (2018). Dijital baskı teknolojisi ve günümüz baskıresim sanatına etkileri. Yıldız Journal of Art and Design, 48–62.
- Boratav, O., & Gürdal, N. (2016). Kültür endüstrisi bağlamında sanat eserinin tecimselleşmesi ve metanın estetize edilişi. Yıldız Journal of Art and Design, 96–109.
- Çüçen, A. K. (2005). Batı aydınlanmasının düşünsel kökenleri ve eleştirisi. Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 115–122.
- Kayserili, M. E., & Satır, M. (2013). Küreselleşme sürecinin ulusal kültür ve sanata etkisi. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 306–318.
- Kıran, H. (2015). Çağdaş baskı resim sanatına genel bir bakış. Anadolu Üniversitesi Sanat ve Tasarım Dergisi, 54–78.
- Kösemen, İ. B. (2019). Geç kapitalizmde sanatın özerkliği ve sanatçının itaatsizliği mümkün mü? Sanat nesnesi, sanatçı ve sermaye ilişkisini anlama denemesi. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 199–222.
- Küçükkalay, M. (1997). Endüstri devrimi ve ekonomik sonuçlarının analizi. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 51–68.
- Yılmaz, N. Ç. (2018). Sanat ve kültür endüstrisi. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 452–459.
GÖRSELLER
- Şekil 1. Rauschenberg, R. Kırağı (Melez baskı: taş baskı, ipek baskı, ipek şifon, ipek saten), 170.2 × 241.3 cm, 1974. Christie’s.
https://www.christies.com/lot/lot-robert-rauschenberg-plus-fours-5163523/ ↩︎ - Şekil 2. Gonzalez-Torres, F. İsimsiz (Görüntü) (Dijital baskı, sonsuz basım adeti), 75.438 × 113.792 × 20.32 cm, 1991. Au Courant Arts.
https://aucourantarts.wordpress.com/tag/felix-gonzalez-torres/ ↩︎
