Feminizm Bir Tercih Değil

tarafından
Eylül 10, 2026
4 dakika okuma süresi

Çok uzun yıllardır var olan, üzerine sayısız araştırma yapılan, kitaplar yazılan, her daim sorgulanan, belki evrilen, değişen dönüşen bir kavram feminizm. Aynı zamanda uğruna savaşlar verilen.

Bugün bu satırları yazma niyetim, kısıtlı bilgi birikimimle bu düşünce/hareket sistemi üzerine yeni bir şeyler söylemek veya ne olduğuna dair konuşmak değil elbette. Ancak hangi tanımı kabul ederseniz edin tek bir şey biliyorum. “Feminist düşünce” bir tercih değil.

“Hiçbir kadın sonradan feminist olmaz, sadece hissettiği şeylere bu adın verildiğini öğrenir.” sözünü bilirsiniz. Bunu çok kalpten deneyimleyip anladığım bir süreçten geçiyorum. Yakın zamanlı bazı farkındalıklarım yüzüme tokat gibi çarptı bir şeyleri. Bu fikri zaten anladığımı ve öyle hak verdiğimi sanıyordum, meğerse o zamanki hislerim çok daha yumuşak ve hafifmiş. Şimdilerde ayırdına varıyorum.

Yalnızca kadınların hakları, yaşamları, geçmişten günümüze uğraşmak zorunda kaldıkları problemler vb. gibi konuları eskiye nazaran daha fazla dert ettiğim, benzeri gördüğüm her içeriğe daha ilgiyle yaklaştığım bir dönemde olduğumu düşünüyordum. Bundan keyif de almıştım, özüme dair bir şeylere meyletmek, ait olduğum bir grubun köklerine ve meselelerine kafa yormak gibi hissettirmişti. Fakat kafamdaki sesler susmayınca işin bundan ibaret olmadığını anladım. Bir kadın için feminist düşünce bir seçim değildi, hiçbir zaman olmamıştı.

Yaşadığımız dünya öyle garip ve her şeye rağmen öyle büyük bir kabus ki! Keyfimin ne süratle öfke, mide bulantısı, hayal kırıklığı gibi hislere dönüştüğünü tahmin ediyorsunuzdur. Bi’ anda kafanızda netleşiveriyor her şey. Sel gibi akmaya başlıyor her şey beyninizin içinde sanki. Ve tüm bunlara aynı anda maruz kalmak elbette canınızı çok sıkıyor.

Ben de bir şekilde çok azını da olsa derli toplu hale getirmek için yazıyorum bunları. İçimde taşmaya çalışan bir yangın var gibi, boğazımda acı bir tat, sırtımda sayısız yük. Kimisinin suçlusu en çekirdekten başlıyor, kimisininki uğruna neleri feda edeceğim ülkem, kimisininki de koskoca dünya. Düzeni batasıca dünya!

Ne kadar anlatsak, ne kadar konuşsak, ne kadar haykırsak boş gibi geliyor. Sırf tam da bu yüzden daha çok anlatmalı, daha çok konuşmalı, daha çok haykırmalıyız işte. Yüzyıllardır var olan bir bakış açısı, hâlâ ne kadar az şeyi değiştirmiş, belki de değiştirememiş bile. Düşündükçe delirecek gibi oluyorum.

İşin doğrusu kendime feminist demem. Açık yüreklilikle, her zaman kadınları öncelediğim, zaman zaman pozitif ayrımcılıkları desteklediğim bir duruşum ve burada belirtmesem de iç dünyamda tamamen gönül rahatlığıyla sergilediğim taraflı görüşlerim var. Gelin görün ki bunların sebebi, her ne kadar belli bir kesim –ki ne yazık ki azımsanmayacak kadar kalabalıklar– kabul etmeyecek de olsa feminist olmayan toplum düzeni. Sonu hiç gelmeyecek ve ömrü tükenmeyecek bir paradoks bu.

Kadınların hâlâ feminizm hakkında konuşurken kendilerine ne tecrübe ne de donanım anlamında denk olamayacak erkekler tarafından bile yerli yersiz, dayanaksız şekilde eleştirilip belki hadsizce alay edileceklerini bildikleri, aynı pozisyonda çalışan iki cinsiyetin aynı maaşlara layık görülmediği, cinsiyetçiliğin dibimizden, en yakınlarımızdan dahi arındırılamadığı, her geçen gün kadınların dertlerinin arttığı bir dünyada yaşıyoruz maalesef. İşin, hukuken suç sayılan boyutlarında yapılan adaletsiz muamelelere değinmiyorum bile.

Tabii bu demek değil ki erkeklerin dertleri yok. Muhakkak var, ama inanır mısınız umrumda değil. Tıbbi araştırmaların bile kadın bedeni yok sayılarak erkekler üzerinden yapıldığı için senelerce anlaşılmayan hastalıklara, yanlış tedavilere sebebiyet verdiği, en feminist geçinen erkeğin şiddet faili çıktığı, kadın aşağılamanın, stereotipleştirmenin komedi sayıldığı, halkın genelindeki kabullerin ülke, bölge ve gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun hâlâ erkeği üstün gören tonda olduğu dünyamızda, erkeklerin dertleri yeterince umursandığı için, benim umurumda değil.

Yeterince olmasa bile en kötü ihtimalle, kadınların dertlerinden binlerce kat fazla önemsendiği için umurumda değil. Kadınların en yaygın, en önemli, en acil dertleri bile görmezden gelinirken, erkeklerin başı ağrısa önlerine tonla maddi manevi çözüm kaynağı yağdırıldığı için evet umurumda değil.

Erkeklerin sorunlarından bihaber veya onlara üzülmüyor değilim. Her insanla gereken düzeyde empati yapabilecek kabiliyetim ve vicdanım var çok şükür. Herhangi bir durumda, haklıyı haksızı ayırt edebilecek zekaya da sahibim. Mesele bu değil. Sizin erkeklerden nefret edip kadınları üstün gördüğünü sandığınız çoğu kişi yalnızca hak arıyor.

Kendinin, annesinin, teyzesinin, emekçinin, ezilenin, hor görülenin, adı silinenin, sindirilenin, yolda görüp zor durumda olduğunu sezdiğinin, erken yaşta evlendirilenin, psikolojisi tüketilenin, daha çocukken yaşama hevesi söndürülenin, kısacası ismini bilmediği her kız kardeşinin.

Bu yüzden tercih değil işte. Az buçuk olgunlaşan, bir şeyleri fark etmeye başlayan, ya da dümdüz sadece yaş alan her kadının dönüştüğü bir var olma biçimi feminizm. Üstüne atılan lekelerden azade bir kavram. Bir ihtiyaçtan, bir akımdan fazlası.

Anlatmakla bitmeyecek biliyorum. Daha söylenecek sonsuz şey olduğunun da farkındayım. Yine de burada bırakacağım. Aksine imkan sağlayacak bir evren mümkün olmadığı için tek bir şeyden eminim. Hayat boyu yorulmadan mücadele etmek istiyorum.

Takip et

Kübra, 26 yaşında. İstanbul'da yaşıyor. İngilizce öğretmenliği yapıyor ama onu yaparken değil yalnızca düşünceleri hakkında konuşurken veya yazarken kendi gibi hissediyor.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Kayıp Kağıt

Yazarken kaybolan kağıt, bulduğunda okursun.Kağıt gibi

Doç. Dr. Selin Akyüz ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Üzerine

Toplumsal cinsiyet eşitliği; eğitimden siyasete, çalışma