Tam dört yıl sonra bu şehre neden döndüm bilmiyorum. Her ne kadar herkese dinlenme amacıyla döndüğünü söylesem de içimdeki ses inkâr ediyor, gözümü her çevirdiğim noktada kendini hatırlatıyordu.
Otobüsle vardığım şehrin meydanında durdum, gözlerim etrafta gezinirken zihnim bambaşka yerlerdeydi. İlk durakta otobüsten indim, yavaş yavaş yürümeye başladım. Önünden her geçtiğim dükkanın aynasında kendime bakıyor, belki de tepkilerimden buraya geliş sebebimi anlamaya çalışıyordum. Yüzüm şaşkındı ama bana hiç yardımcı olmuyordu, nasıl bulacaktım bu sorunun cevabını? Bakışlarım yerde yürümeye başladı, ta ki ayaklarım beni sahile ulaştırana kadar…
Yolumun bittiğini anladığımda kafamı kaldırdım ve çevremi izlemeye başladım. Güneşin yavaş yavaş batmasıyla çevremdeki kalabalık artıyor, insanlar gülüşerek çimenliklerde kendilerine yer buluyorlardı. Onların aksi yönünde ilerlemeye başladım, çevremdeki seslerin cevabı engelleyeceğini düşünüyordum her nedense. Yürümeye başladığım yönde kafeler vardı. Havanın güzelliğine rağmen müşterisiz kalan kafeler, önlerinden geçen herkesi içeri çağırıyormuş gibiydi. Yavaşça omzumu silktim ve binalardan birinin penceresine baktım. İşte o an zihnimde bir şeyler alarm vermeye başlamıştı, cevabı bulmuştum galiba! Pencereye daha dikkatli bakarken yakındaki diğer kafelere de göz attım. Her baktığım köşede farklı sesler beynimi dolduruyor, beni zamanda yolculuğa çıkarıyordu. Örneğin şuradaki kafede lise arkadaşlarımla oyun oynamıştım, onun karşı çaprazındakine ise en yakın arkadaşımla gider ve denizin dalgalarını seyrederdik. Adımlarımı hızlandırdım, yalnızca kafeler mi bende bırakıyordu bu etkiyi?
Kafeleri geçip hızla ilerlerken gözlerimle etrafı tarıyor, zihnimden işaret bekliyordum. İlerledikçe umudum azalmaya başlıyordu ama sahilin sonuna vardığımda durum değişti. Köşede duran kalabalık bir arkadaş grubu vardı, görünüşlerinden lise çağlarında olduklarını tahmin ediyordum. İki tanesi ayakta dururken diğerleri oturmuş, kahkahalar eşliğinde sohbet ediyorlardı. Herkes sıra ile konuşuyor, kalanlar ise dikkatle dinliyordu. Onları izlerken fark etmeden ben de yere çökmüştüm, onları izliyordum. Kalabalık oldukları için yer yer sesleri bana ulaşıyordu. Konuştukları konular dinleyen her yetişkine saçma gelirdi muhtemelen ama beni kendi lise yıllarıma götürüyordu. Ben de böylesine güzel arkadaşlara sahiptim, onlar yanımdayken her şeyi aşabileceğime inanırdım. Gözlerimi kapattım, kafamı kaldırdım ve hafif esen rüzgarın yüzümü yalamasına izin verdim. Yüreğim huzurla dolarken düşüncelerim akıp gidiyordu o yıllara.
Adım attığım her bir köşeye anılarımı gizlemişim meğer. Çocukluğum boyunca okuduğum kitaplardaki dostlukları ve anıları ben bu şehirde yaşamıştım. Şimdi anlamıştım, benim bu şehre dönmemin asıl sebebi dinlenmek değildi, yeniden o anılara kaçmaktı. Bir zaman yolculuğuna çıkmak istemiştim kendimce. Eskiden dostlarımla yürüdüğüm yolları yürürsem şayet, onlara rastlayabileceğimi ummuştum. Oysa unuttuğum bir şey vardı, ne o sokakta yürüyen kişi bendim ne de karşımdakiler tanıdığım kişilerdi. Şehir yerinde kalmıştı ama biz değişmiştik. Aradan geçen yıllar bizi olgunlaştırmıştı, artık hepimizin üstesinden gelemediği daha ciddi ve “yetişkin” dertleri vardı. Yine de denemeye değer diye düşünmekten de kendimi alamıyordum.
Yavaşça gözlerimi araladım ve yerimden kalktım. Mezun olduğumuz liseye doğru yürürken bakışlarım yeniden yerdeydi. Okulun giriş kapısına vardığımda kafamı kaldırdım, sağa sola bakınmaya başladım. Etrafta kimseler yoktu, yolun karşısında duran ve benim gibi etrafını tarayan bir çift tanıdık göz hariç…
