Dedemin İnsanları: Aidiyet Üzerine Film İncelemesi

tarafından
Aralık 8, 2025
6 dakika okuma süresi
Dedemin İnsanları

Mübadele, yakın dönem tarihimizin en büyük göç hareketlerinden biri olarak, Türkiye ve Yunanistan arasında geniş çaplı bir kültürel çatışma ve kuşaklar arası travmaya yol açan önemli bir sosyal kırılma noktasıdır. Birçok hikayeye, kitaba ve filme konu olan bu göç hareketi, Çağan Irmak’ın ‘’Dedemin İnsanları’’ adlı filmine de konu olmuştur.

Film, kültürel yerleşimin sağlanması amacıyla Girit’e yerleştirilmiş bir ailenin, Mübadele ile Anadolu’ya geri dönüş hikâyesini ele almaktadır. Hikâye, Girit hasretini bir ömür boyu içinde taşıyan Mehmet ile dedesinin travmasını dolaylı olarak devralan torunu Ozan’ın kimlik bunalımı üzerinden ilerler. Film bu karakterler aracılığıyla, Mübadelenin sadece coğrafi bir yer değişimi değil, aynı zamanda derin bir kültürel ve kimliksel çatışma olduğunu gösterir. Hangi tarafın kültürel olarak diğerini asimile ettiği bilinmez, bana göre kültürler birleştirilir ve ortak yaşamanın bir yolu bulunur, iki millet de bazı siyasi ve kültürel olguları aralarında hala paylaşamamış durumdadır. iki taraf da yıllarca coğrafyalarını paylaştılar, kültürlerini birleştirip ortak lezzetler, müzikler ve gelenekler yarattılar. Bu durumda cacık neden hem onların hem de bizim olmasın? Madem memleketler paylaşıldı, bu kültürel miras neden düşmanlığın değil de ortak kimliğin bir kanıtı olmasın?

Dedemin İnsanları (2011) – 1

Mübadelenin Psikolojik Etkisi: Kimlik Kaybı

Mübadelede yaklaşık 2 milyon kişi, yıllarca birlikte aynı ekmeği yememiş aynı suyu içmemiş gibi evlerinden, yurt bildikleri ülkelerinden koparılmışlardı. Bu durumda devletlerin ulusal çıkarlarını korumak zorunda olduğunu anlamak zor değil; fakat yıllarca birbirlerine komşuluk yapmış halkların birbirine düşman edilmesi bu mübadelenin trajik bir gerçeğiydi.

Ancak trajedi, sadece sınır dışı edilmekten ibaret değildi: Haftalarca sahillerde beklenen gemiler, tifo, sıtma, çiçek, kolera, açlık… Tüm bu mücadelenin içinde kendi topraklarına ulaşan bu insanlar, şimdi de gavur yaftası yiyip kendi memleketlerinde düşman muamelesi görmüşlerdi. Yeni vatanlarında gerek giyimleri, gelenekleri gerekse de Türkçe bilmeyişleriyle hatta kimi zaman sırf geldikleri yer sebebiyle Yunanistan’dan gelen Türkler Anadolu’yu yakıp yıkan ‘Yunan’ı, Rum’u’ çağrıştıran bir öteki olarak görüldüler (Düşgün, 2017: 59).  Durum böyle olunca her iki tarafa ait hissetmek ne mümkün? Kimlik kaybı kaçınılmaz değil midir bu durumda? 

Kuşaktan Kuşağa Aktarım

Film etkili sahneleriyle bu çifte travmaya birebir tanıklık etmemizi sağlıyor. Ana karakterimiz Mehmet ve ailesi memleketine yaptığı bu yolculukta açlık, hastalık, ölüm, çaresizlik içinde birçok büyük badire yaşar. Göçmenler arası artan hastalık vakalarının ülke geneline yayılmaması için İzmir’de bir karantina bölgesi oluşturulur. Göçmen halk Türkçe bilmediğinden dolayı ne karşılarındaki doktorun ve askerin derdini anlar, ne de doktor ve askerler onların dertlerini. Kültürel yabancılaşma, aslında iki tarafın da en çok birbirine destek olması gerektiği bir anda bile iletişim kopukluğuna ve çaresizliğe yol açarak dışlanmışlık hissini derinleştirir. Mehmet’in babasının gözlerinde görürüz; ailesini koruyamayacak olmanın endişesini ve derdini anlatamamaktan kaynaklanan çaresizliği.

Mehmet her şeye rağmen süreci oldukça iyi yönetir; mesleğini eline alır, bir yuva kurar. Ancak Girit’e duyduğu hasret günden güne artar, özlemiyle yanıp tutuşur çocukluğunun geçtiği sokaklara. Mübadeleden sonra ülkeler arasındaki gerginlikten dolayı ziyarete de gidemez evine. Kendini gün geçtikçe kapana kısılmış gibi hisseder, Girit’i görme arzusunu Ege Denizi’ne mektuplar yazarak bir nebze de olsa bastırmaya çalışır. 

Dedemin İnsanları (2011) – 2

Zaman içerisinde kalıplaştırmaya ve ötekileştirmeye sebep olan bu olumsuz önyargılı tutumlar, travmalar gerek birey kimliğinin gelişiminde gerekse de bilinçli ya da bilinçdışı olarak kuşaktan kuşağa aktarılmış ve zamanla sonraki nesiller için bir algıya dönüşmüştür (Lotfi vd., 2013: 94). Filmde sonuç olarak bu travma, üçüncü kuşağa, torunu Ozan’a ulaşır. Türkiye’de göçmenlere karşı artan nefret ortamında büyüyen Ozan, kendini arkadaşlarına kabul ettirmeye, onlardan biri olduğuna inandırmaya çalışır. 

Mübadelenin dolaylı travmasını taşıyan bir karakter olan Ozan; kendisi göç etmemiş olsa da, kökeni ve kültürel mirası nedeniyle sürekli bir dışlanma korkusuyla mücadele eder.

  • Dışlanma ve Kabul Görme Çabası: Türkiye’de göçmenlere karşı hissedilen, filmin yansıttığı nefret ve ayrımcılık ortamında büyüyen Ozan, akranları tarafından “gavur torunu” olarak yaftalanır. Bu durum, onda sürekli bir reddedilme korkusu yaratır.
  • Kimlik Arka Planı: Ozan, esasında ait olduğu bir şeyi kanıtlamak zorunda kalmanın psikolojik ağırlığını taşır. Bu, özgüven eksikliğine ve içsel bir kimlik krizine yol açar.
  • Davranış Bozuklukları: Kimlik kaybının ve içsel karmaşanın getirdiği duygu durum bozuklukları ve öfke patlamaları, Ozan’ın çevreyle ve özellikle ailesiyle olan ilişkilerini zedeler. Onun asi, gergin ve uyumsuz davranışları; aslında kabul görme arayışının ve dedesinden devraldığı mekânsızlık hissinin dışavurumudur. Ozan’ın bu davranışları, ailedeki sessiz travmanın yüzeye çıkmış halidir.

Filmin başından itibaren, Ozan’ın arkadaşlarıyla geçimine dikkat çekilir. Hatta karnesine baktığında dedesinin ilk dikkat ettiği not budur. Hem Yunanlılar hem de Türkler sınıfta kalmıştır ‘’arkadaşlarıyla geçim’’den. Filmin sonuna kadar geride kalan tüm karakterlerin derdi bu çatışmayı barışa çevirmektir. 

Dedemin İnsanları (2011) – 3

İçimizden Bir Hikaye

Filmde değinilecek çok fazla nokta mevcut. Mübadele ile başlayan, 1980 darbesiyle devam eden filmimiz aslında Türkiye’nin o dönemdeki şartlarını ve siyasi koşullarını çok detaylı bir şekilde ele almıştır. Çağan Irmak’ın içimizden hikayeleriyle seyirciyi yakalayıp içine çeken tarzı da filmi daha coşkulu bir hale getirmektedir.

Beni bu filmde en etkileyen nokta, Çağan Irmak’ın kendi dedesinin gerçek yaşam öyküsünden esinlenmiş olmasıdır. Irmak, gerçek hayatta kavuşulamayan Girit’teki eve, senaryonun finalinde ulaşmayı başarmış; oradaki insanlarla tanışarak hikâyenin sonunu onarabilmiştir.

Benim için oldukça tanıdık bir hikaye oluşundan dolayı bu filme derin bir bağım vardır. Filmi izlerken benim de gözümde hep dedemin hikayesi canlanır. Benim mücadelemin mekânları Girit ve İzmir olmasa da, tıpkı filmdeki gibi etnik köken nedeniyle kendini kabul ettirme çabası veren bir dedenin torunu olarak büyüdüm. Bundan dolayıdır ki filmdeki her bir karakterle empati yapabilmem hiç de zor olmadı. Kendi çapımda ben de bazen Ozan oldum, dışlanmaktan korktum, arkadaşlarımın kulaklarına kökenimi sessizce fısıldadım. Filmi defalarca izlemem, dedemin cenazesinden dönerken bile ilk fırsatta bu filmi açıp ağlamış olmam, benim için kuşaklar arası bu ortak trajediyi kabullenme çabasıydı. Şimdi çok daha iyi anlıyorum. Umarım, ben de Ozan gibi, kimlik kaybından kaynaklanan içsel çatışmamı huzurlu bir şekilde sonlandırabilirim.

Kaynakça

Düşgün, U. (2017). Yeni Vatanın Ötekileri: Mübadele Romanlarında Öteki Algısı. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 10 (48), 59-67.

Lotfi, A., Kabiri, S. & Ghasemlou, H. (2013). Değerler Değişimi ve Kuşaklararası Çatışma: İran Khoy Kenti Örneği. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 14 (2), 93-113.

Youtube (2025). Dedemin İnsanları (2011) – 1 [Fotoğraf], Dedemin İnsanları (2011) – 3 [Fotoğraf]. Erişim adresi: https://www.youtube.com/watch?v=AfbrnHpECjA&t=260s

Martı Dergisi (2012). Dedemin İnsanları (2011) – 2 [Fotoğraf]. Erişim adresi: https://www.martidergisi.com/dedemin-insanlari/

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Amerikan Rüyasından Kaçabilmek: Taipei Story

BU YAZIDA SPOILERLAR MEVCUT Taipei Story

Matrix ve Baudrillard: Gerçek, Simülasyon ve Hipergerçeklik

1999’da vizyona giren The Matrix, sadece