İstanbul’daki Beyazlar

tarafından
Mart 9, 2026
11 dakika okuma süresi

Ülkemizi anlamak için tarihi anlamak, tarihi anlamak için de tarihteki olayların psikolojik alt yapısını anlamak çok elzemdir. Tarihi olaylarda tarafların ve ulusların beyinlerini işgal eden sisi anlamak bizi diğer tarih okurlarından her zaman bir adım öne çıkarır. Bir adım önde olmak için bugün sizlerle beraber işgal altındaki Payitahta gidiyor ve sürgün Beyaz Rus ordusunun trajedisinin peşine düşüyoruz.

Yıl 1917. Cihan Harbi tüm şiddeti ile devam ediyordu. Yıkılmaya yüz tutan imparatorlukların yerini istenmeyen ve meşrutiyetten çok uzak yönetimler almaya başlamıştı. Rus milleti 20. yüzyıla devrimler, cephelerde olağanüstü başarısızlıklar, kıtlıklar ve kitlesel sürgünlerin eşliğinde girmişti. 1914’te çıkan Cihan Harbi, zaten çivileri çakılmış olan İmparatorluğun tabutunu mezarın içine itivermişti. Savaş devam ederken, Tannenberg hezimeti ve çok pahalıya patlamış olan Brusilov taarruzları Romanov Hanedanına olan (zamanın Rus Kraliyet Ailesi) güveni yerle bir etmişti.

1917’de işgal altındaki topraklar, bitmek bilmeyen grevler ve ordunun içinde önü alınamayan firar girişimleri yüzünden Çar II. Nikolay tahttan çekilme kararı aldı. Yerine kurulan geçici hükümet, Petrograd’da düzeni sağlayamadı. Nitekim pek çok devlet dairesi ve binası Bolşevik Sovyetler tarafından çoktan işgal edilmişti. Savaşın kesin olarak bitirilmesi, Hanedanın ve burjuvanın tasfiyesi, toprak reformu ve eşitlik söylemleri Lenin’in güç kazanmasına yol açtı.

1918’de Lenin’in Komünist tehdidine karşı muhafazakâr eski ordu üyeleri Sibirya ve Don Kuban gibi yerel yönetimden uzak yerlerde örgütlendiler. Anton Denikin, Alexander Kolçak, Nikolai Yudeniç, Pyotr Vrangel gibi vatansever karşı devrimciler Troçki ve onun kurduğu Kızıl Ordu’ya karşı ayaklandı. Troçki, ustaca tüm düşmanlarını tek tek elimine etmeyi başardı. Kolçak idam edildi, Denikin istifa etti, Yudeniç’in ordusu da dağıldı. Tek kale, güneyin aslanı Pyotr Vrangel’di. Vrangel, Cihan Harbi’nde kahramanca savaşmış, onurlu, tahsili yüksek ve nitekim aristokratik dostları ile Kırım’da son bir savunma yapmaya çalıştı, fakat devrime baş koymuş Kızıl Ordu, onlara son darbeyi indirdi. 1920’de Kırım cephesinin çökmesi ile beraber Rus İç Savaşı fiilen bitti.

Komutan Vrangel tahliye emri verdi. Yaklaşık 150.000 asker ve sivil, savaşın başından beri onları destekleyen Fransız donanması tarafından hızlı bir şekilde işgal altındaki İstanbul’a taşınmaya başlandı.

Burada bir virgül koyuyorum. İstanbul’daki durumu anlamak için 1920 İstanbul’una bakmak çok mühimdir. İngiliz, Fransız, İtalyan birlikleri Mondros Mütarekesi ile iki senedir bulundukları boğaz bölgesinde sanki geldikleri gibi gitmeyeceklermişçesine yerleşmişti bile. Romanovlarla aynı kaderi paylaşmayan fakat onlardan daha da aşağılanan Osmanoğulları Ailesi ve İstanbul Hükümeti, kurtuluşu direnişte değil boyun eğmede görmüşlerdi. Gıda fiyatları deli gibi yükselmiş, ekmek kıtlığı baş göstermiş, kömür ve yakacağa ulaşmak güçleşmişti. Şehir, işgal altında zor günler geçirirken kuzeyden gelen, bugüne kadar yedi kere savaşmış oldukları, Moskoflara karşı ne hissedeceğini bilemedi. Bazı gazeteler bu mülteci göçünü sert dille eleştirdi, bazıları ise yumuşak davrandı. Fakat Beyazlar eli boş gelmediler.

İstanbul’a ayak basan ilk Beyazlar, kendilerine has burjuva kültürlerini de yanlarında getirmişti. Sosyal hayatın bir anda değiştiği işgal altındaki İstanbul’da gece hayatı farklı bir boyuta ulaşmıştı. Nitekim gelecek olan diğer beyaz mültecilere göre daha zengin olan bu subay takımı, Pera’da güzel restoranları ve evleri tutarak güzel paralar kazanmaya başladılar. Geç saatlere kadar açık olan, farklı lezzetleri müşterilerin ayağına getiren ve diğerlerinden farklı olarak kadın garson çalıştıran bu işletmeler kısa süre içerisinde üst sınıfın gözdesi oldular. Bu elit beyazlar ile canlanan gece hayatı muazzam bir külfet bırakmıştı. Kumar ve israf rahatsız edici boyutlara ulaşmış, kiralar kontrolden çıkmıştı. İstanbul’un yanında, Adalar’a yerleştirilen Beyazlar da buralarda keyif çatmaya başladılar. Yaşanan süreçle ilgili yabancı basında yapılan değerlendirmeler şöyleydi;

“İstanbul’a akın akın gelmeye başlayan Ruslar, şehrin kozmopolit karakterine rağmen herkesin dikkatini çekmeye başladı. Rusça, Türkçe’ den sonra Rumca kadar yaygın bir dil hâline geliyor. Her otelde, lokantada, dükkânda, kısacası kamuya açık olan her yerde Ruslar da hazır ve nazır bulunuyorlar. Bu akın yalnızca Güney Rusya’nın tahliye edilmesi değil, aynı zamanda toplu bir Rus göçü. Hiçbir Rus daha fazla savaşmak istemiyor ve hiçbiri geri dönmek istemediği için nasıl geri gönderilecekleri de bilinmiyor. Rus muhacirleri tıpkı Yahudiler gibi dünyanın her yerine yayılmış durumdadırlar.”1

Burada yine bir parantez açmak istiyorum. Kendi fikrimdir, Ruslar gittikleri yere öyle hızlı bir şekilde ayak uydurur ve onları fark etmemek imkânsızdır. Bundan farklı olarak ise, kültürel anlayışlarını öyle maharetli korurlar ki, sanki onlar gelmemiş de siz Rusya’ya gitmiş gibi hissedersiniz. Bugün Antalya ve Alanya başta olmak üzere Akdeniz şehirlerimizde olan şey de budur. 100 sene önce, işgal altındaki İstanbul’da da aynı izleri görmekteyiz.

Kısa sürede kendilerine has sinema, bar, lokanta, tiyatro İstanbul’un gözde semtlerinde boy göstermeye başlamıştır. İşletmelerdeki güler yüzlü kadınlar da erkeklerin dikkatini çekmiştir. Nitekim İzmirli bir İtalyan olan Villy Sperco, 1920’de İstanbul’a yaptığı bir gezide Rus lokantaları ile ilgili düşüncelerini şöyle ifade etmişti;

 “Pera Caddesi’nde bulunan Rus restoranlarından birinde servisi gerçek prenseslerin yaptığı söyleniyor. Prenses olup olmadıklarını bilmem, ama davranışlarındaki inceliğe hayran kaldım ve yaşlı genç pek çok kişinin alışılan yüzde on bahşişle hesabı ödedikten sonra eğilip onların ellerini öptüklerini gördüm”2

Bu gelen mültecilerin kayıtları ziyadesi ile güzel saklanmıştır. 1920 yılının sonuna kadar, -Vrangel’in komutasında kalan birliklerin de İstanbul’a gelmesi ile- Rus kamu kuruluşları Merkez Birlik Komitesi’nin kararıyla kurulan Ana Kayıt Bürosu 190.000 ismi kayıt altına aldı.

Bu kalabalık Beyaz Ruslar tabii ki yalnızca eğlence ve hareketlilik getirmedi. Vrangel, yaşanan hezimete rağmen emir-komuta zincirini korumaya çalıştı. Fakat artık Kızılları Rusya’dan atma fikrine olan inanç tamamen yitip gitmişti. Yavaş yavaş sinirlerin gerilmesi, İngiliz, Fransız ve Yugoslav hükümetleri, mültecilerin potansiyellerini değerlendirmek ve İstanbul’daki bu fazla yükü atmak için subaylara orduda pozisyon açmaya başladılar. Lakin bu pozisyonlara ilgi ilk başta oldukça azdı.

Subayların çok küçük bir kısmı Romanya, Polonya ya da Kafkasya üzerinden tek başlarına ya da küçük gruplar hâlinde, çoğunlukla sahte belgelerle tekrardan Rusya’ya döndü.

1921’e gelindiğinde ise toplam mülteci sayısı –dönüşlere ve Avrupa ülkelerine geçişe rağmen- 200.000-210.000 arası olduğu tahmin edilir. Dahası, asker-subay kadrosunu bu mültecilerin sadece 50.000’i oluşturmaktaydı. Kalanı ise sivildi. İstanbul ve çevresinde bulunan göçmen sayısı sürekli değişiyordu. Zengin olan göçmenler bir iki hafta içinde, hızlı bir şekilde vize ve bilet satın almak suretiyle Avrupa’ya gidiyorlardı. Payitahtta kalanlar ise öncelikle, yoksul ve yardıma muhtaç ya da sadece devlete ait giysi ve silah sahibi subay, kazak ve askerlerdi. 1921 yılı boyunca 5.000 Beyaz Ordu mensubunun para yerine silah kabul eden (bu silahlar Kemal Paşa’nın hareketinde kullanılacaktı) Türk balıkçılarının yardımı sayesinde Rusya’ya döndüğü tahmin ediliyor.

Beyaz mültecilerin hareketlenmelerin hızlanmasının ve onları İstanbul’dan ayrılmaya iten en önemli şey, tüm hayatlarını ellerindeki özel eşyaları satarak ve iş, para, yiyecek, barınak bulma çabalarına rağmen kötüleşen maddi durumlarıydı. Tahsili yüksek ama nitekim daha fakir olan subay aileleri, düşük ücret karşılığında geçici bir iş bile bulamaz olmuşlardı. Kırım’dan ekipmanları ile gelip restoran, bar, eğlence mekânı açan zenginler kendilerini garanti altına almışlardı. Fakat esas kitle, işgal altında zaten zor günler geçirmekte olan yerel halk kadar kötü etkilendi. Fuhuş, dilencilik, kumar, alkol bağımlılığı gibi sorunlar Beyaz mültecilerin günlük dertleri hâline geldi. Dilenen ve sefil bir hayat süren bu insanlar aynı zamanda Rus Kızıl Haç Cemiyeti’nin aceleyle organize ettiği yemekhanelerde verilen kuponlarla yemek yiyor ve yurtlarda geceliyorlardı. Bu insanlar bir parça ekmek için her işi kabul ediyorlardı. Geceleri de barınma için kullanılan bu bölmelerde hijyeni sağlamak da epey güçtü.

Mülteciler için ayrılan bu kampların finansal yükünü başta Fransa olmak üzere işgal kuvvetleri çekiyordu. Kampların yetersizliği, buradaki insanları tembelliğe ve sarhoşluğa zorluyordu. İstanbul içindeki kampların kapanması ile buradaki insanlar sokağa düştü. (buradaki kamplarda 30.000 kişi olduğu tahmin edilir. Diğer mülteciler Gelibolu, Çatalca, Bulgaristan, Marmara’daki çeşitli bölgeler, Adalar gibi yerlerde ikamet etmektedir.) b

Durumların kötüleşmesi zaten gergin olan sinirleri daha da gerdi. Bir kısım subaylar, Rusya’daki hezimetin sebebini İtilaf Devletleri’nin yetersiz desteğine bağlıyordu. İşgal güçleri ile aralarında yer yer çatışmalar yaşandı. Dilencilerin çoğalması ve şartların günden güne kötüleşmesi şehirde suçu arttırdı. Bir kısım subaylar ise silahlı gruplar oluşturarak yan kesiciliğe, organize suça ve soygunlara karıştı. Kozak kökenli subayların bazıları bu süreçte Bulgaristan’a kaçtı.

İtilaf Devletleri İşgal Komutanlığı, Rus subaylarının İstanbul’dan, İtilaf Devletleri’ne karşı ulusal kurtuluş savaşı veren ve birçok Rus subayının da sempati beslediği Kemal Paşa’nın Türk ordusuna katılmak için Ankara’ya çok sayıdaki kaçış girişimlerinden çok büyük bir endişe duymaktaydı. İşlerin karışık olduğu Anadolu’nun durumu, kamplarda her gün uzun uzun tartışılıyordu: “Kemal’le birleşip bu serserilerin-müttefiklerin yüzüne tokadı geçirmeliyiz.”

Subaylar ve Kozaklar, Kemal Paşa ajanlarının silah satma, savaş eğitimi ve deneyim açısından çok değerli bulduğu bu insanların onun ordusunda hizmet etmeleri gibi onlarca cazip tekliflerine memnuniyetle yanaştılar. Tek başına veya küçük gruplar hâlinde Kemal Paşa’nın ordusuna katılmak için yapılan girişimler, Rusya’ya yasa dışı yoldan geri dönmekten daha riskli bir iş hâline geldi. İtilaf devriyesi, Ankara yolunda yakaladığı Rusları acımasızca ve sorgusuzca infaz ediyordu.

1921 baharında ise durum gerçek bir felakete dönüştü. Fiyatlar en az %1400 artmış, yoksulluk ve işsizlik İstanbul’un her yerini kuşatmıştı. Beyazlar bu felakete karşı ellerinden geldiğince örgütlenmeye çalıştı. Rus Kızıl Haç Cemiyeti, Rus Zemstvo Birliği ve Rus Şehirler Birliği’nin Merkezi Birlik Komitesi duruma çare aramaya başladılar. Ufak da olsa başarılı girişimlerde bulunuldu. Hastane, acil servis, poliklinik, yurt ve engelli evi gibi önemli merkezler organize edildi. Fransız Hükümeti de bölgedeki İşgal Kuvvetleri’ne mültecilerin durumunun iyileşmesi için baskı kurdu. Bu baskılar neticesinde ölümler azaldı, salgın hastalıklar nüfus üzerinde baskı kuramadı.

Yine de, Beyaz mültecilerin varlığı bir külfetti. 1921 yazında Fransız Hükümeti, diğer devletlerin masrafları paylaşmayı kabul etmemesinden kaynaklı yardımı durduracağını açıkladı. Yunan Hükümeti ve kukla Osmanlı Hükümeti de mültecilerin gitmesinden taraftardı. Yavaş yavaş mülteci kampları da kapatılmaya başlandı. Amerikan Kızıl Haçı da benzer bir tutum izledi ve yemekhanelerini kademeli olarak kapattı. Rus Merkez Birlik Komitesi ise bu durumlara karşı Ulusal Kızıl Haça başvurdu. Kısmi olarak kapanmalar ve desteklerin çekilmesi yavaşlatıldı.

İşgal yönetimi, bir sonraki adım olarak göç propagandası başlattılar. İş bulmanın çok kolay olacağı Avustralya, Güney Amerika ve Afrika’da yeni bir başlama şansı olduğuna dair yazılar yayınlandı. Bu örgütlü propaganda, Boğazlar bölgesindeki tüm Beyaz mültecilerde olumlu sonuçlar verdi ve İstanbul’dan diğer bölgelere olan göç hızlandı. Marsilya’ya, Cezayir’in şehirlerine ve nadiren Güney Amerika ülkelerine giden tekneler başlıca çıkış yollarıydı.

Bu sırada düzeni fiilen sağlamış olan Sovyet Hükümeti de mültecileri geri almak için girişimlerde bulundu. Sovyet ajanları Rusya ve Ukrayna’ya geri dönenlerin, yönetimin onları “muhteşem” karşıladıklarına dair yazdıkları mektuplarla affedileceklerine dair bir propaganda başlattılar. Vrangel istememesine rağmen, dönmek isteyen Beyaz Subaylara sert bir engel konulmadı. Ama Vrangel ne İtilaf Devletleri’ne ne de Sovyetlere güveniyordu. Temsilcilerini, en iyi ihtimal olan, Bulgaristan ve Yugoslav Devletleri’ne gönderdi. Askerî pozisyonlar için kadro elde etti ve 29.000 subayın bu iki ülkeye gitmesini sağladı. Bu subayların çocukları da eğitimlerine devam edebilsinler diye Çekoslovakya’ya gönderildi.

Bu göç hareketi hızlıca sonuç verdi ve tahminlere göre 1923’ün sonlarında yalnız 10.000 Beyaz Mülteci Boğazlar çevresinde kalmıştı. Yalnız, verdiğim verilerin pek çoğunluğu tartışmalıdır. Yunanların Anadolu’daki aldıkları ‘’Büyük Felaket’’ olarak adlandırdıkları harekâtı tamamen ellerine yüzlerine bulaştırmaları, İtilaf Devletleri’nin Türkiye’den kademeli olarak çekilmeleri ve Kemal Paşa’nın hareketinin başarısı, kalan mültecilerin de ya Türk toplumuna uyum sağlamasına ya da göç etmesine neden olmuştur. Günümüzde ise özellikle İstanbul’daki lokanta sektöründe bu insanların izlerini görmek çok mümkündür.

Yazının sonuna geldik. Bir adım ilerideyiz. Sevgilerle.

KAYNAKÇA:

Erik Jan Zürcher – Turkey: A Modern History

Feroz Ahmad – The Making of Modern Turkey

Stanford J. Shaw – History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Vol. II

Lord Kinross – Atatürk: The Rebirth of a Nation

İlber Ortaylı – İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı

Bilal N. Şimşir – İstanbul Hükümetleri ve Millî Mücadele

Mim Kemal Öke – İstanbul’un İşgali

Helene Carrere d’Encausse – La Russie entre deux mondes

1920’lerin Başında İstanbul’a Rus Göçü / Sayıları, Maddi Durumları, Ülkelerine Geri Dönüşleri – Elnur Ağayev

ESİR ŞEHRİN MİSAFİRLERİ: BEYAZ RUSLAR Doç. Dr. BÜLENT BAKAR

The Cultural Heritage of the White Russian Emigration in Istanbul – Turkan Olcay


  1. [1] “A Russian Exodus”, The Times, 19 April (Nisan) 1920 ↩︎
  2. [1] T. Aktuzlu, a.g.m., s. 29-33 ↩︎

Dil Tarih Coğrafya Fakültesi - Rus Dili ve Edebiyatı
Adana

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.