Hep bir serçe konuyor parmağıma,
Arada yoklayan sessizliğimi bozarcasına.
Vanlı bir teyze zılgıt çekiyor Sümela’da.
Serçeler uçuyor, zılgıtlar çınlıyor içimde.
Sökülse de giydiğim hırka,
Fark etmiyorum çoğu zaman.
Bir terzi beliriyor zihnimde;
Kelimelerle ilmekliyor, sökülen yerlerimi.
Bir yalnızlık almış başını gidiyor,
Ne zaman bu yalnızlığı düşünsem;
Türkü söylüyor Venedikli ressam.
Renkler ve notalar dans ediyor zihnimde.
Kendimi bir nilüferi ararken buluyorum,
Sahra Çölü’nü altüst ediyorum.
Sonra öğreniyorum suda yetiştiğini,
Bir de okyanusa dalıyorum, sanki orada bulacak gibi.
Bir plak koyuyorum pikaba;
Biraz Sezen söylüyor, biraz ben.
Her duyduğumda suya düşüyorum;
Kağıttan yüreğim eriyor gözlerimin önünde.
Akşamdan nergis dikiyor,
Sabah olunca zakkum topluyorum.
Artık kan kussam bile,
Yine de demiyorum “o malum şerbeti içtim” diye.
Süreya gibi düşürüyorum ünsüzleri,
Yarı yolda dönüp aramaya başlıyorum gerisin geri.
Toplasam da yıldızları birer birer,
Sonuçta iki kere iki hep dört eder.

