Çölün sabrı, dağların sakinliği öğrettiği ülke; Tunus.
Hem tanıdık, hem yabancı detaylar. Tunus’a ilk indiğiniz andan itibaren yerli halkın “bonjour, salut, aleyküm selam” diyerek başladığı cümleyi “inşallah”la bitirdiğini duyuyorsunuz . Şehrin iki dilde nefes alıyor olması sizi hemen içine çekiyor.
Ne Doğu, Ne Batı
Berberi (Amazigh) köylerinden, bir zamanlar tropikal orman olan çöl topraklarına uzanan bu yolculukta Tunus’un iki ruhunu da hissederek başlıyorsunuz. Ne tamamen doğu, ne tamamen batı… Tunus, Akdeniz’in maviliği ile Sahra’nın sessizliğini aynı anda taşıyan nadir ülkelerden biri.
Tunus, yani asıl adıyla Tunis, “yakın olmak, dostluk kurmak” anlamına gelen Tanass kelimesinden geliyor. Hem Akdeniz limanlarına hem de Sahra yollarına açılan bir geçiş güzergâhı olması, Avrupa’ya en yakın Afrika ülkesi olarak konumlanması ve İtalya’nın hemen komşusu oluşu Tunus’u coğrafi olarak benzersiz kılıyor.
Kartaca’nın Kuruluş Efsanesi
İtalya’nın komşusu olması, Avrupa’ya en yakın Afrika ülkesi konumunda bulunması ve hem Akdeniz limanlarına hem Sahra yollarına açılan bir geçiş güzergâhı oluşturması Tunus’u tarih boyunca çok değerli kılmış.
Tunus’un hikâyesi M.Ö. 9. yüzyıl civarında, bugünkü Tunus kıyılarında kurulan Kartaca (Carthago) ile başlıyor.
Kartaca’nın kuruluşuna dair en bilinen anlatı, Fenike prensesi Elissa (Dido) efsanesidir. Dido ismi Fenikecede “gezgin, göçebe” anlamına gelir. Lübnan’daki Fenike kentlerinden Sur’un (Tyre) kralı Belus’un kızı olan Elissa, babasının ölümünden sonra büyük bir trajedi yaşar. Kardeşi Kral Pygmalion, Dido’nun hem amcası hem de eşi olan Acerbas’ın servetini kıskanarak onu öldürür.
Efsaneye göre Dido, bu cinayeti öğrendikten sonra kocasının hayaletinin kendisine “kaç” dediği bir rüya görür. Bunun üzerine altınları gizlice toplar ve ona bağlı bir grup insanla Tyre’den kaçar. Uzun bir deniz yolculuğunun ardından bugünkü Tunus kıyılarına ulaşırlar.
Yerli Berberi kabilesinin kralı Iarbas, Dido’ya “öküz derisi kadar yer” verir. “Nereye koyarsan bu alan kadar yer senin” der. Bunun üzerine Dido, öküz derisini ince şeritler hâline getirerek büyük bir alanı çevreler ve Kartaca’yı kurar.
Antik kaynaklarda Dido’nun adı sıkça geçse de, arkeolojik olarak varlığı kesin biçimde kanıtlanmış değildir. Buna rağmen Sicilyalı tarihçi Timaeus ve Roma döneminin yazarları Pompeius Trogus ile Justinus, Dido’nun Tyre’dan kaçarak Kuzey Afrika’da yeni bir şehir kurduğunu yazmışlardır. Bu nedenle Dido’nun hikâyesi, tamamen mitolojik değil; tarihsel temelli bir efsane olarak kabul edilir.
Tunus’un Kısa Tarihi
1574-1881 yılları arasında yaklaşık 300 yıl Osmanlı İmparatorluğuna bağlı olan Tunus, 1881’den 1956’ya kadar 75 yıl boyunca Fransa’nın koruması – sömürgesi- altında yaşıyor. Fransızca tabelalar, kruvasan ve kahve ile kahvaltılar, Arapça dualar, vazgeçilmezleri harissa –acı sos- ile Tunus iki dilde düşünen ve yaşayan bir ülkeyken, Habib Bourguiba isimli Tunusluların Atatürk’ü olarak bilinen, babaları olarak gördükleri lider eşliğinde 1957 yılında monarşi kaldırılıp Cumhuriyet ilan ediliyor ve Tunus bugünkü bağımsızlığını kazanıyor.
Tunis’e Varış: İlk Adımlar

İstanbul Havalimanı’ndan yaklaşık 3 saatlik bir direkt uçuş ile iniyoruz Tunis Havalimanı’na. Burası küçük, kalabalık ve eski bir yapı. Türkiye’den Türk Hava Yolları, Tunisair ve Nouvelair ile direkt uçuş bulmak mümkün. İner inmez ilk işiniz para değişimi olmalı. Tunus’ta para birimi Tunus Dinarı. Döviz bozdururken verilen makbuzda adınız, soyadınız ve imzanız mutlaka bulunmalı; ülkeden çıkarken tekrar TL veya Euro’ya çevirmek için bunu göstermeniz isteniyor.
Bardo Ulusal Müzesi: Akdeniz’in Mozaik Cenneti

Zeugma’dan sonra dünyanın en büyük mozaik koleksiyonuna sahip olan Bardo Müzesi, Roma, Fenike, Numid, Bizans ve İslam medeniyetlerini aynı çatı altında toplayan bir kültür hazinesi. Neptün Mozaiği, Virgil Mozaiği ve Altın Yazılı Kur’an en etkileyici eserlerden.
Bu ihtişamlı müze 2015 yılında 22 kişinin hayatını kaybetmesine sebep olacak bir terör saldırısına uğradı. Acıları, tarihi, her biri başka bir hikâye anlatan mozaikleri, sizi görebileceğiniz en harika zaman yolcuğuna çıkarıyor. Müze genelde 09:00-16:00 saatleri arasında açık ve saatlerce gezebileceğiniz kadar büyük bir alan.
Sidi Bou Said: Mavi-Beyaz Şehir

Akdeniz kıyısındaki mavi-beyaz evler, begonvillerle çevrili sokaklar, denize bakan teraslar… Sidi Bou Said, Tunus’un en fotojenik ve bilinen kasabası. Tarihi medinalarında reçine tütsüleri ile otantik bir gezi, denizde su sporları ile maviliklerden çöllere uzanan Tunus’un her güzelliği içinde barındırmasına hayran kalacaksınız. Kapıları ise diğer şehirlerde olduğu gibi yine harika. Kapı renkleri ise;
- Mavi: Deniz & gökyüzü
- Sarı: Bereket & güneş
- Yeşil: Cennet & doğa

Kapılar, evlerin ruhunu temsil eder; evlerin içi nasıl olursa olsun kapının gösterişli olması birer onur simgesi.
Hammamet: Akdeniz’de Bir Soluk
Masmavi koyları, uzun kumsalları, begonvil dolu sokaklarıyla Türkiye kıyılarını anımsatan Hammamet ise huzuru bulabileceğiniz bir kıyı şehri olabilir.
Kairouan: Kuzey Afrika’nın Mekke’si
Tunus’un en önemli şehirlerinden Kairouan, İslam dünyasının en eski ve en kutsal şehirlerinden biri sayılıyor. Kairouan, İslam dünyasının en eski ve en kutsal şehirlerinden biri kabul edilir. Her şehirde bulunan Ulu Camii tabii ki burada da var. Ancak camiilerin minareleri alışık olduğumuz minarelerden farklı. Minareler dairesel değil ve Sidi Ukba (Ulu) Camii’nin kare minaresi dört unsuru simgeler:
- Toprak: beden
- Su: kalp
- Ateş: ruh
- Hava: nefes
Bu dördü “beşinci unsur” olan ilahı ışık veya bilinç ile birleştiğinde insanlar uyum içinde ve aydınlıkta olur. Ve işte bu yüzden, bence dini inancımız ne olursa olsun; bir minarenin göğe uzanışında veya bir taşın yüzeyinde, insanın evrenle kurduğu o kadim bağı hissederiz.
Tunus’ta camiilerde devşirme taş olarak tabir edilen Antik dönemden kalma yapıların sökülüp korunarak yeni inşaatlarda kullanılması zamanlar arası bir köprü gibi medeniyetlerin birbirine mirası olan taşın hafızası, insana yaşamın derinliğini hissettiriyor.
Yine Kairouan sokaklarında yolunuz üzerinde bulunan Baruta Kuyusu’nda su çeken develeri görebilirsiniz. Çölde özgürlüğün sembolü oldukları hâlde burada gözleri bağlı dönerken adeta yaşamın yansımasını görüyoruz. Her şehirde bulunup geri dönüş bileti sayılan çeşme suları gibi, bu suyu içenlerin bir gün mutlaka buraya yeniden döneceğine dair bir inanç var.
El-Jem: Afrika’nın Kolezyumu

35.000 kişilik El-Jem Amfi Tiyatrosu Roma döneminin en iyi korunmuş yapılarından biridir. İtalya ile çok benzediği için kolezyum olarak da anılır. Gladyatörlerin dövüştüğü arenada hâlâ “kılıç seslerini duyduğunu söyleyenler” olduğuna dair rivayetler anlatılır.
Bazı zamanlar arena içerisinde bulunan asansör ile vahşi hayvanlar arenaya yükseltilirdi. İzleyici için dramatik bir gösteri olan bu etkinlik aynı zamanda özgür kalabilmek pahasında canını ortaya koyan gladyatörlerin veya idam edilecekler için acı son ile biten ölümün de habercisiydi.
Sahra Çölü’ne Yolculuk

Çöle doğru ilerlerken jeotermal kaynaklara sahip, yosun kaplı borulardan kaynayan suyun hurma bahçelerine aktığı şaşırtıcı bir alan olan konuma ise “Zouia Hot Water Well” yazarak uğrayabilirsiniz. Tabii atıl vaziyette durması onu ürkünç yapsa da yerel halk burayı aktif bir şekilde kullanıyor.

Bir de Tunus’ta suların tadı gerçekten kötü. Bu da sülfür ve sülfat oranının yüksek olmasından kaynaklıymış. Hazır su markalarından en içilebilir olanları ise Melina ve Safia.
Oasis ve Mides Kanyonu

Sahra Çölü içinde bulunan Mides Kanyonu Cezayir sınırında bulunuyor. 1969 yılında yaşanan büyük sel felaketinden sonra terkedilmiş bir köy kenarında yer alan bu kanyon tam bir oasis diyebilirim. Çölde bir vaha görüntüsünün zihninizde yer etmesi bir yana çölün ortasında yaşamın varlığı, zorluklara rağmen hayatta kalabilmeyi ve direnci hatırlatıyor bizlere.

Çöl gülleri, akrepler, çöl tilkileri, şahinler, yılanlar ve iguanalar… Hepsi Tunus’un simgesi haline gelmiş ancak turizm amaçlı gelir kapısı olarak kullanılıyorlar. Herhangi bir çöl bakkalı tezgâhında kafes içinde satılık yılanlar, iguanalar, çölde birden kucağınıza verdikleri çöl tilkisi yerel halk için çoğu zaman bir geçim yolu. Çölde güneşin altında her şey parlıyor ama her parlayan şey özgür değil.
Amazigh (Berberi) Kültürü

Sahra Çölü’nde binlerce yıldır yaşayan, hatta Simyacı kitabında Santiago’nun çöl yolunda karşılaştığı bilge kişilerden olan Amazighler yani Batı dünyasının Berberiler dediği ve isimleri Eski Yunan’da Barbar kelimesinden gelen Kuzey Afrika yerli halkı, aslında bağımsızlık ve özgürlük kültürünün birer temsilcileri.
Hatta bizim Mezopotamya bölgemizde yaşayan yüzünde ve ellerinde dövme olan insanlarımızla benzerlikleri çok fazla. Arada kuş uçuşu yaklaşık 2.500 km bulunan iki farklı kadim toprakta kültürel benzerlikler beni şaşırttı.
Amazighler, Endülüs’te büyük imparatorluklar kurmuşlar. Kendilerine ait Berberice alfabeleri ve dilleri var ancak Tunus’ta henüz resmi dil değil. Dağlarda ve çöllerde yaşarlar. Dağlar, nehirler ve çöl vahaları onlar için kutsal.
Star Wars Evreni: Tatooine’in Gerçek Doğduğu Yer

Tunus Sahra Çölü’nde, bilimkurgu evreninin öncülerinden Star Wars filminden bildiğimiz ‘Tatooine’i, George Lucas ‘çorak ama yaşayan, yabancı ama tanıdık’ gezegen atmosferi ararken burada temellerini atıyor.
Burası galaksinin en ikonik gezegenlerinden birine ev sahipliği yaptı. Hatta Star Wars evreninde geçen Tatooine ismi Tunus’ta gerçekten bulunan bir şehir olan ‘Tataouine’den alır adını.
-Matmata’daki Hotel Sidi Driss → Luke Skywalker’ın evi
-Chott el Djerid → Tuz gölü gezegen sahneleri
-Ong Jemel, Mos Espa seti, Sidi Bouhlel → film sahneleri
Filmin ruhunun doğduğu bu coğrafyada çöl ışığı, tuz göllerinin hayaleti ve yer altı evleri ile sizleri başka bir gezegendeymişsiniz gibi hissettirecek.
Tunus’ta geçmişi yeniden soluyorsunuz. Tunus, tarih boyunca karşı koyanların, uyum sağlayanların, göç edenlerin ve kalanların ülkesi olmuş. Gladyatörlerin kumda bıraktığı son ayak izi çoktan silindi ama hikâyeleri, mozaik renkleri, çölün bazen sessizliği bazen fırtınası, tüm kültürlerin izleri hala aynı yerde duruyor.
Tarih yalnızca okuduklarımız değil, temas ettiğimiz bizi dönüştüren bir enerji. Tunus Akdeniz’in karşı kıyısında bizlere bir o kadar tanıdık gelen, birçok kültürün, tarihin, yaşanmışlıkların birbiriyle harmanladığı bir ülke olarak hafızama kazındı. Gördüklerimiz kadar görmediklerimizin de bizlere öğreteceği çok şey var. Bir gün mutlaka Tunus’u görmeniz dileğiyle… 🙂
KAYNAKÇA
–Fotoğraflar: Yazarın arşivi
–Timaeus, Fragments.
– Justinus, Epitome of Pompeius Trogus.
– Tunus Ulusal Turizm Ofisi (bilgi notları)

