24 Kasım Öğretmenler Günü: Atatürk’ün Eğitime ve Eğitimciye Verdiği Değer Üzerine

tarafından
Kasım 24, 2025
6 dakika okuma süresi

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Başöğretmen unvanını kabul ettiği gün: 24 Kasım 1928.

Peki nasıl oluyor da, bir kurucu lider başöğretmen olarak anılıyor? Bu yazıda elimden geldiğince onun eğitimci kişiliğine ve öğretmenlere verdiği önem, değer ve emeğe değineceğim.

Atatürk’ün Eğitime Bakışı

Başöğretmen Atatürk, bir millet savaş meydanında ne kadar başarılı olursa olsun, eğer eğitimde başarılı değilse bunun hiçbir önemi olmadığına dikkat çeker. Hepimizin görmüş olduğunu düşündüğüm o söz de, bu düşünceyi destekler:

“En büyük savaş, cahilliğe karşı verilen savaştır.”

arşiv
(arşiv) 1

Atatürk, eğitimi Cumhuriyet’in kurulmasında ve devam ettirilmesinde en önemli muhafız olarak görmüştür. Gelecek nesiller Türkiye’nin bağımsızlığını koruyacak ve yaşatacak güce sahip olmalıdır. Orduların kazandığı zaferin, öğretmenlerin kazanması gereken zafer için bir zemin olduğunu vurgulamıştır:

“Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanıp sürdüreceksiniz ve mutlaka muvaffak olacaksınız.”2

Atatürk’e göre eğitim, toplumun bağımsızlığına da esaretine de sebep olacak kadar kuvvetli bir unsurdur. I. Dünya savaşında dahi harf inkılabı üzerine düşünen ve hazırlıklar yapan Mustafa Kemal, günümüzdeki çağdaş eğitim anlayışının temelini atan bir eğitim bilimcidir.

Atatürk, ezbere dayalı eğitimi reddeder; öğrencinin düşünmesini, sorgulamasını ve öğrenmeyi öğrenmesini esas alır. Eğitimde baskı ve korkuya karşı durmuştur. Gençlerin fikirleri, duyguları ve kişiliklerinin gelişmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ömrünü milletinin bağımsızlığına adayan Atatürk bu konuda da öğretmenlere şöyle seslenmiştir:

“Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”3

Eğitimin milli olma özelliğini yitirmeden devam etmesini zaruri gören Atatürk, 1924’te ABD eğitim bilimcisi J. Dewey’i ülkemize davet etmiş eğitimde fırsat eşitliği ve karma eğitim uygulamaları başlatılmıştır.

Kadınları hayatın her evresinde değerli gören ve topluma kazandıran Atatürk, özellikle kız çocukların eğitim alabilmesi için çaba göstermiştir. Eğitimin ailede başladığını söylemiş ve iyi bir ebeveyn olabilmenin önemine değinmiştir. Atatürk’e göre kız çocuklarının eğitimi yalnızca bireysel değil, toplumsal bir dönüşümün anahtarıdır.

Atatürk ve Öğretmenlik

Bir ulusun kurtarıcısı ve ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenliğe sanılandan daha fazla değer vermiştir. Öyle ki bu askeri deha şu cümleyi söylemiştir:

“Benim en önemli yanım öğretmenliğimdir.”

“Eğer Cumhurreisi olmasam, Maarif Vekilliğini almak isterdim.”

1922 yılında öğretmenlere yaptığı bir konuşmada:

“İsterdim ki çocuk olayım, genç olayım, sizin ışık saçan sınıflarınızda bulunayım.” demiştir ve konuşmasına şöyle devam etmiştir:

“Bugünün çocuklarını yetiştiriniz, onları ulusa yararlı insanlar yapınız. Bunu sizlerden rica ediyorum”.

“Eski yönetimler siz irfan ordusuna layık olduğunuz değeri vermemiştir. Sizler toplumun aydınlarısınız. Bundan böyle bütün gücümüzle sizin için çalışacağız.”

Atatürk her fırsatta okulları gezmiş, öğretmenlerin sorunlarını yerinde dinlemeye özen göstermiştir. Bir köy okulunu ziyareti sırasında, sınıfına girdiği bir öğretmen kürsüyü Atatürk’e bırakmak istediğinde bu isteği reddetmiş ve şöyle cevap vermiştir:

“Evladım, sınıfta bir öğretmen cumhurbaşkanından daha yücedir. Lütfen yerinize buyurunuz.”

Öğretmenlik mesleğinin gerekli değeri görmesi için çabalayan Atatürk 1923 yılında söylediği sözlerle buna dikkat çekmiştir:

“… Öğretmene ülkenin en ağır yükünü yükledik, ona en ağır sorumluluğu verdik. Türk Milletinin geleceğini emanet ettik. Bu görevi kendine hem bir meslek hem de bir ideal sayacak öğretmenler tarafından yapılmasını sağlamak için biz de bu meslekle ilgili istek ve ihtiyaçları diğer bütün mesleklerden önce sağlamalı ve öncelik sırasını bu mesleğe vermeliyiz. Bu mesleği refah seviyesi yüksek bir meslek haline getirmeli, güvence altına almalı, saygı değer makama oturtmalıyız. Bizlerin yapacağı bu fedakarlık onların yaptıklarının yanında bir hiçtir…”

“24 Kasım” Tarihinin Öğretmenler Günü Oluşu

Mustafa Kemal’in eğitim ile ilgili yapmak istediği inkılaplar elbette ki sonradan oluşmamıştır. Onun bu millete ve kurtuluşa olan inancı o kadar büyüktü ki, latin harflerini I. Dünya savaşının ortasında, Çanakkale cephesindeki çadırında taslak halinde çizmiştir. Günü geldiğinde, kara tahtaya bunları çizeceğinden emindi. Öyle de oldu. Bu yüzdendir ki her sözü gibi şu sözü de boşa değildir:

“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.”

1 Kasım 1928 tarihli kanun ile latin temelli alfabe kabul edilmiştir. Bu kabul ile birlikte çok çalışmak mecburiyet haline gelmiş, öğretmenler kolları sıvamıştır. “Son Türk’ü yeni harflerle okutup yazdırıncaya kadar Büyük Kurtarıcı’nın açtığı bu yeni yolda sebat ile çalışacağız.” yeminini etmişlerdir.

Halka okuma yazma öğretmek için millet mektepleri kurulmuş, binlerce insana eğitim verilmeye başlanmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, 24 Kasım 1928 tarihinde Başöğretmenlik unvanını kabul etmiş ve herkesin gözünde bu unvanının hakkını vermiştir. Seyahatlere çıkmış, şehir şehir gezerek, okullarda, meydanlarda, kahvehanelerde tahta başına geçmiş ve halkına yeni Türk harflerini öğretmiştir.

1928, Sivas. (arşiv) 4

1981 yılında Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olması nedeniyle tekrar okuma yazma seferberliğine girişilmiştir. Eğitim meseleleri tartışılmış, öğretmenlerin sorunları, geleceği ele alınmıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı Atatürk’ün Başöğretmen unvanını kabul ettiği tarih olan 24 Kasım’ı “Öğretmenler Günü” olarak ilan etmiştir. Bu gün, ilk olarak Atatürk’ün 100. Doğum gününde kutlanmış ve Atatürk’ün yaşamı boyunca yaptığı gibi dikkatlerin öğretmenlik mesleğine yönelmesi amaçlanmıştır.

Yine bir 24 Kasım günündeyiz ve bir şekilde kutluyoruz. Sosyal medyada, renk renk çiçeklerle, belki hediyelerle… Bunların hepsi elbette ki değerli ancak ülkemizin öğretmenleri biliyor ki asıl çiçekler öğrenciler, asıl hediyeler ise hür fikirler ve vicdanlardır.

Bir öğretmen olarak, irfan ordumuz olan meslektaşlarımın gününü gönülden kutluyorum. Bugünün yalnızca bir kutlama değil, öğretmenlerimizin sorunlarına dikkat çekilmesi gerektiğinin bir hatırlatıcısı olduğunu naçizane hatırlatmak isterim.

Şu an fiziken aramızda olmasa da, hep söylediğimiz gibi kalbimizde yaşayan Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk karışımıza geçseydi, hangi ahval ve şerait içinde olursak olalım, umut etmemizi, bıkmadan öğretmemizi, bize çok iş düştüğünü unutmamamız gerektiğini hatırlatırdı.

“Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakarlığınız derecesiyle mütenasip (orantılı) olacaktır.”

Yararlanılan Kaynaklar:

  • Akın, M., & Bal, D. A. (2002). Atatürk’ün eğitimci kişiliği ve eğitim-öğretim boyutlu düşünceleri. Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 4(1), 1-9.
  • Işık, Y. (2020). MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN EĞİTİMCİ KİŞİLİĞİ VE “BAŞÖĞRETMEN” UNVANI. Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 7(1), 173-196.
  • Akyüz, Y. (1987). Atatürk’ün Türk Eğitim Tarihindeki Yeri. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 4(10), 71-90.
  • İnan, M. R. (1983). Atatürk’ün Eğitimci Kişiliği. Cumhuriyet Döneminde Eğitim, 1-26.

Kaynakça:

  1. İnkılaplar Dönemi – ATAM | Atatürk Araştırma Merkezi ↩︎
  2. (25.08.1924 Muallimler Birliği Kongresi Üyelerine Sesleniş) ↩︎
  3. (01.03.1922 TBMM üçüncü toplanma yılı açılışı) ↩︎
  4. Sivas Turkish alphabet – Harf Devrimi – Vikipedi ↩︎

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Nutuk’un Psikolojik Mirası

Ulusların tıpkı bireyler gibi hafızaları vardır.

Atatürk’ü Anmak: Sonsuz Bir Yolculuk

Bir lider vardır ki, adı anıldığında