Büyümenin Dayanılmaz Ağırlığı

tarafından
Ağustos 17, 2026
2 dakika okuma süresi

Biz hep büyümeyi takvimlerin değişen sayfaları sandık. Her doğum günü pastasına bir mum daha koyarken, her yıl omuzlarımıza görünmez bir yük daha bırakacaktı hayat. Tuttuğumuz dilekler, zamanla azalacaktı mesela. Yüklerin altında ezilecekti hayaller. Ama geleceğe doğru gitmeye devam edecektik çünkü takvimler, durmak için değil, sayfalar bittikçe yenilenmek için vardı.

Bir gün aniden çocukluğumuzun güvenli kapılarının bir bir kapandığını hissederiz. Büyümek tam da burada başlar. O gün anlarız; bazı evler, sokaklar, şarkılar, arkadaşlıklar, oyunlar artık sadece bir anıdır. Büyümek, ilk kez anı ne demek anlamaktır, anıları özlemektir büyümek.

Çocukken “Neden?” diye sorduğumuz küçük dünyamızda belki cevap aldığımız tonla soru vardı. Büyüdükçe cevapsız sorular da çoğaldı. Oysa ne kolaydı bir çocuğun sorularına cevap bulabilmek. Çocuktu kalplerimiz, sorgulamazdık cevapları. Büyüdükçe küçülen o kalbin, cevapsız sorulara yeri yoktu artık.

Büyümek biraz da sessizleşmek oldu, soru soramamak, cevap alamamak. Cevaplardan çok korkmak belki de. Her cevapta bir bir eksilmek mesela. Kalp ve kafa, yaraları kapatmaya başladıkça haklı çıkmaktan çok huzurlu olmayı isteriz. Kazandığımız savaşların kaybettirdiklerini gördükçe, bazı zaferlerin aslında yenilgi olduğunu fark ederiz. Büyümek demek, büyük yenilgilerin büyük zaferlerden sonra geldiğini fark etmektir.

Çocukluğun hesapsızlığında yaşayıp giderken pişmanlık nedir bilmezdik. Büyüdükçe pişmanlık omuzlarımıza bir yük gibi çökmeye devam eder. Önemli olan yaşamdan alınacak derslerin, pişmanlık yüklerini silebilmesidir.

Belki de bu yüzden büyümek güçlü olmak demek değildir. Büyümek, yüklerin olmasına rağmen yürümeyi öğrenebilmektir. Omuzlarında kilolarca yük varken bile dik durabilmektir. Yorulmanın ayıp olmadığını fark etmek, özlediğini kabul edebilmek, hiçbir şey yolunda değilken bile yarına küçük bir umut bırakabilmektir büyümek.

Belki de büyümek, çocukluğunu tamamen geride bırakmak değildir. İçindeki o çocuğun elini bırakmadan, ona artık yolu senin göstereceğini usulca söyleyebilmektir. Yol ne kadar engelli, dar, karanlık ve sonu görünmeyen bir kara delik olsa da içimizde bir zamanlar yeşerttiğimiz o güneşli çiçekk bahçesi, bize her zaman doğru ışığı gösterir. Yolu gidebilmekten daha önemlisi, gittiğimiz yolu nasıl bir ışıkla aydınlattığımızdır. Çocukluğumuz bir ışıktır ve büyümek, o ışığı asla kaybetmememiz gerektiğini öğrenmektir.

Çünkü insan gerçekten büyüdüğünde, artık hiçbir yere varmaya çalışmaz. Gittiği yolun kıymetini en iyi kendisi bilir. Ve büyümenin en önemli öğretisi kendine yetişmenin, dünyanın en uzun ama en konforlu yolculuk olduğudur..

Takip et

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.