Filmde Yabancılaştırmanın Tarihi
Sinemada yabancılaştırma özellikle Fransız Yeni Dalga akımıyla birlikte Modern Anlatı‘nın önemli bir özelliği oldu. Bertolt Brecht‘in tiyatro oyunlarından sinemaya geçen yabancılaştırmayı basitçe tanımlamak gerekirse; izleyiciye bir film izlediğini, izlediği şeyin gerçek değil bir kurmaca olduğunu hem film içerisinde hem de film dışında hatırlatmaya yabancılaştırma etkisi diyebiliriz1. Klasik Anlatı özelliklerini taşıyan filmlerde katarsis yani arınma vazgeçilmezdir. İzleyici filmin ana karakteri ile bağ kurar ve kendisini o karakterin yerine koymaya başlar. Ana karakter acı çektiğinde izleyici de üzülür, mutlu olduğunda izleyici de mutlu olur ve ana karakterin amacına ulaşmasını ister. Amaca ulaşıldığında ve çekilen zorluklar sona erdiğinde izleyici de ana karakterle birlikte rahatlayarak arınma yaşar. Modern Anlatı ise katarsisi reddeder ve buna zıt olan yabancılaştırmayı savunur. Modern Anlatı, Hollywood filmlerinde sıkça gördüğümüz, toplumun gerçek problemlerinden uzaklaşmak için bir kaçış sunan Klasik Anlatı filmlerine karşıdır. Modern Anlatı’ya göre sinemanın kaynağı gerçeklerdir.2 Modernizmin özellikle Avrupa’da benimsenmesiyle Fransız Şiirsel Gerçekçiliği, İtalyan Yeni Gerçekçiliği ve Fransız Yeni Dalga gibi önemli akımlar başlamıştır.

Yabancılaştırma etkisi de geçen yıllar içerisinde sinemanın diğer özellikleriyle birlikte değişmiş ve farklı biçimlerde varlığını devam ettirmiştir. Öyle ki Klasik Anlatı filmleri olarak bildiğimiz Hollywood filmlerinde bile zaman zaman yer alan bir özellik olmuştur. Kimi zaman sıçramalı kurguyla kimi zaman da dördüncü duvarı yıkan karakterlerle karşımıza çıkmıştır. Yabancılaşma etkisini ustaca kullanan yönetmenlerden birisi de hiç şüphesiz Michael Haneke‘dir. Daha önce The Seventh Continent hakkındaki yazıda da bahsettiğimiz gibi Haneke filmleri asla toplumdan kopuk değildir. Anlattığı George ve Anne kurmaca karakterler değil gerçek kişilerdir. George ve Anne’da bazen kendimizi bazen bir dostumuzu bazen de ailemizi görürüz. Film yaparken anlatmak istediğimiz hikâye gerçek hayattan beslenmiş olsa da bunu sinema aracılığıyla anlatmak için sahte bir gerçeklik yaratmamız gerekir. Hem gerçeği anlatıp hem de filmin kurduğu gerçekliği kırma işini ise herhangi bir yönetmen yapamaz. Haneke gibi büyük sanatçılar kendisini burada belli eder.

Caché (2005) filmi George (Daniel Auteuil) isimli bir TV programı sunucusuna kimliği belirsiz biri ya da birileri tarafından video kasetleri gönderilmesiyle başlayan bir gizemi anlatır. Gönderilen ilk videolarda George, George’un eşi Anne (Juliette Binoche) ve oğlu Pierrot (Lester Makedonsky) eve girip çıkarken görülür. Fakat kasetler gelmeye devam ettikçe içerikler de farklılaşmaya başlar ve George’u geçmişiyle hesaplaşmaya davet eder. Görüntü yönetmenliğini Christian Berger‘in (The Piano Teacher, Benny’s Video), kurgusunu Nadine Muse‘un (The Piano teacher, Amour) yaptığı film Letterboxd‘da 4,1/5 ve IMDB‘de 7,3/10 puana sahiptir.
Yazının devamında filmden spoilerlar bulunmakta.

Gerçeği Kaydeden Video Kasetler
George ile Anne çifti tek çocuklu ve orta-üst sınıfa ait bir ailedir. Beyaz yakalılardan ve kentsoylulardan oluşan bir çevreleri vardır. Filmin arka planında, televizyondaki haberlerde ise gerçek dünyamızın gerçek sorunlarını duyarız: Yıllardır süren İsrail işgali, ABD ile ortaklarının Orta Doğu’da yaptıkları, salgın hastalıklar ve nicesi. Bu Avrupalı beyaz aile, bizim sinemada film izlediğimiz gibi yaşanan bu olayları TV ekranından izler. Yine bu davranış da gerçek dünyamızın insanlarının davranışlarıyla paraleldir. Yani Haneke’nin kurmaca gerçekliği, bildiğimiz gerçeklikten çok da farklı değildir.

Gönderilen videoların George’un bilinçaltından resimlerle gelmesi bu hikâyenin ne hakkında olduğunu da anlamaya başlamamızı sağlar. George’un vicdanı, henüz küçük bir çocukken iyi bir hayattan mahrum kalmasına sebep olduğu Majid (Maurice Bénichou) için azap çekmektedir. George’un günahsız bir çocukken yaptığı hata yıllar sonra ona musallat olmuştur. George’un böyle yetişmesinin sebebi de ailesidir elbette. Annesi ile görüşmeye giden George, onun da Majid’i çoktan unuttuğunu öğrenir. Güçlü olanların önemsiz gördüğü ve hatırlamadığı şeyler zayıfların bütün bir yaşamına mal olmuştur. Haneke bu kurmaca olayı da bizim gerçekliğimizden bağımsız yapmaz ve bize Fransa’nın Cezayir başta olmak üzere diğer milletlerden insanlara yaptığı saldırıları hatırlatır.

Gerçeklikten Kurmacaya Kaçış
Video kasetleri kimin yolladığını asla öğrenemeyiz. Fakat Majid masum olduğunu iddia eder. Aradan geçen uzun yıllar içerisinde Majid hayatına devam etmiştir. Fakat günün birinde George tekrar karşısına çıkıp onu suçlamıştır. Belki gerçekten hiçbir suçu yokken hayatı kendisinden güçlü olanlar tarafından haksız bir şekilde işgal edilmiştir. Belki kasetleri gerçekten Majid ve oğlu yollamıştır. Belki de George hissettiği suçluluk duygusu yüzünden kasetleri kendi kendisine yollamıştır. Belki de Haneke yollamıştır. Kurmaca George üzerinden bütün gerçek George’ların vicdanına seslenmek için kendi yarattığı kurmaca gerçekliğe müdahale etmiştir. Video kasetlerin, Majid intihar ettiği için mi yoksa George uyku ilacı alıp, perdelerini kapatıp, yorganın altına girerek olanlardan yine kaçtığı için mi gelmeyi bıraktığını bilmiyoruz.

Film boyunca izlediğimiz sahnenin aslında bir video kaset olup olmadığı gerilimi bizi takip eder. Yabancılaştırma etkisinin en kusursuz örneklerinden birisini de Majid’in intiharından sonra görürüz. George yaşadığı bu travmatik olayın etkilerinden kaçmak için sinemaya gider ve film izler. Bizim de kendi “gerçek” yaşamlarımızda her zaman yaptığımız gibi George da gerçeklerden kaçar ve kendisini kurmaca bir gerçekliğe kapatır. Zaten kasetlerin yani vicdan azabının gelmeye başlamasıyla George hayatında ilk kez sahte olanın dışına çıkmış ve gerçeklerle yüzleşmiştir. Öyle ki televizyonda sunduğu programın arka planı bile sahte kitaplardan oluşur. Stüdyonun dışına onu çeken ise gelen video kasettir. Oturma odası ise her biri birer kaçışı temsil eden film kasetleri ve kitaplar ile doludur. Caché filmi George’un hayatında gerçeklerden kaçamadığı kısa bir bölümü anlatır. George ise kendisini derin bir uykuya dalmaya zorlayarak gerçeklikten yine kaçar ve sahte hayatına yabancılaştırılmayı reddeder.
Kaynaklar
- John Willett, ed. and trans., Brecht on Theatre (New York: Hill and Wang, 1964), p. 91. ↩︎
- Woods, Tim (1999). Beginning Postmodernism. Manchester University Press. ISBN 978-0-7190-5210-1. ↩︎
