Sıfır Noktası Değil, Yön Noktası

tarafından
Ağustos 3, 2026
2 dakika okuma süresi

Göz kamaştırıcı başarılara hayranlıkla bakarız oysaki çoğu başarının ardında sabırla yürünmüş bir vazgeçmeme hikâyesi vardır. Başarıya ulaşanlar geçmişte defalarca başarısız olanlardır. Başarmak, içinde birçok anlamları sıralayan koca bir parantezdir aynı şekilde vazgeçmek de öyle. Bu parantezin içerisini doldurmak kişinin kendine inancına yüklediği anlamlardır. Vazgeçtiğimiz şey aslında sadece hayallerimiz değil kendi varlığımızdır. İnsanın en derin ve zengin hazinesi yine kendisi ve yine kendi potansiyelidir.

Gayretimiz, emeklerimiz, çabamız bir çantanın içinde biriken kıymetli antikalar gibidir. Reddedilme karşısında pes etmeyip iletişimi kesmeyip ve kendimizi anlatmaktan vazgeçmeyince muhakkak ehline bir gün denk geliriz. Ama önce emek verip kıymetli bir sonuç ortaya koymak ve bu sonuca da inanmamız gerekir.  Her ne yaparsak yapalım bazen işler yine de yolunda gitmeyebilir. İşte tam bu noktada içimizde fısıltısı susmayan ümitsizliğe düşeriz. Beynimiz ve duygularımız hızlıca varlığımızı işgal eder. Yetersizlik hissi ile yineleyen olumsuzlukların sesi kulağımızı istila etmişken yenilmiş, kaybetmiş hissedebiliriz. Şimdi bir de şu noktadan bakmanı istiyorum. Elimizde bir cetvel var ve tam orta noktasında sıfır var. Bu görünen ‘0 (sıfır)’ ın adını ‘yön noktası’ olarak değiştirelim ve asalım unutkanlığın duvarına. Peki, bu doğru çizgisini nasıl ileri ya da geri hareket ettirebiliriz? Bu çizelgeyi tek bir tutum değişebilir o da irade. Yön noktasındaki ümitsizliğimiz devam eder işin içinden çıkamayacak hissiyle hareketsiz kalırsak bu durum bizi daha da geriletecektir ama ‘kendine inanma’ iradesini seçer ve her olumsuzluktan sonra, ders almış ve tecrübe edilmiş olarak görürsek artarak ilerlemeye devam ederiz. En önemlisi ise yenilginin üzerine gidip kendimize verdiğimiz sözün sadıklığına riayet etmiş oluruz.

Pes etmek en kolay kaçıştır ama insan kendinden kaçarak nereye varabilir? Geçmişten birkaç örnek ile başarısızlıklarını ‘sıfır noktası’ olarak görmeden, vazgeçmeden yenilgi olarak görüp ‘0 (sıfır)’ noktasını’ ‘yön noktası’ olarak değiştiren birkaç örnek vermek isterim.

Çokça bildiğimiz Hezârfen Ahmet Çelebi. Onun hayalleri imkânsıza kanat takmaktı, pes etmedi o uçtu ve herkes seyretti.

Nene Hatun kapısına kadar gelen düşmana ‘yenildik’ demeyip iradesini, vatan inancı olarak ortaya koydu.

Onlar kendi başarısının hikâyesini yazdı. Kendi seslerine cevap verdi, dertleşti, istişare etti. Sayfaları defalarca karalayıp, sıfırdan başladı ama vazgeçmedi. Kendini bilen, potansiyelinin farkına varmış ve kendini her gün minik adımlarla da olsa ileriye taşıyan insanı hiçbir söz ve hiçbir reddediliş yıkamazdı. Ama kendini görmeyip cevherinin farkında olmayan ve kendiyle el ele veremeyen biri nihayetinde dışarının sesinden kendi sesini de duyamaz ve zamanla da farkına varmadığı kusursuz yaratılışındaki hazineleri kaybolur gider.

Agatha Christien tanısını fırsata çevirip perspektifinin zenginliğini romanına döktü.

Hayatımızda elbette duraksadığımız, kâr zarar ilişkisi yapıp, akıl masamıza yatırıp, gerektiği yerde risk alıp, bazen tamamen sessiz kalıp bazen de içimizi taşıracak zamanlar olacak. Önemli olan başaramamanın konforunu başarmanın mutluluğuna tercih etmeyelim.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Dürüst Olamayınca Karalamak Kolay

Al bu cümleyi, kaç biçimde düşünürsen

Odysseus Dönerse Senindir, Dönmezse Zaten Hiç Var Olmamıştır

Christopher Nolan’ın yeni filmi ve Homeros’un