Yazar: Pınar Kür/Sayfa Sayısı:152/Can Yayınları
Yazar Hakkında
Pınar Kür, 1943 yılında Bursa’da doğmuştur. Matematik öğretmeni babası ve edebiyat öğretmeni aynı zamanda yazar olan annesi İsmet Kür ile büyümüştür. Liseyi Robert Kolej’de tamamlayan Kür, lisans eğitimini Queens College ve Boğaziçi Üniversitesi’nde almış, doktorasını ise Sorbonne Üniversitesi’nde tamamlamıştır. 1976’da yayımlanan ilk romanı Yarın Yarın, edebiyat dünyasında dikkat çekmesini sağlamıştır. Kadınlık halleri, özgürlük arayışı ve toplumsal baskılar gibi temaları işleyen eserleriyle geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır.
Kitabın Kısa Özeti
Melek, küçük yaşlardan itibaren sevgi görmeden büyümüş; kendini hep fazlalık gibi hissederek yaşamıştır. Annesi ve üvey babası tarafından azarlanmamak için adeta görünmez olmaya çalışmış, kendi düşüncelerini hiçbir zaman dile getirememiştir. Onu hayatta mutlu eden tek şey, çocukluğunda dedesiyle geçirdiği anılardır.
Üvey babası tarafından, şehirde yaşayan Hüsrev Bey’in hasta annesine bakmak üzere hizmetçi olarak gönderilir. Ancak Hüsrev Bey’in sapkın duyguları, Melek’i hiç beklemediği bir durumun içine sürükler. Hüsrev, annesinin izin vermediği Fransız sevgilisine duyduğu takıntıyı Melek üzerinden tatmin etmeye çalışır ve mahalledeki insanlar da bu duruma göz yumar.
Tüm bu yaşananlardan habersiz olan Yalçın, bir süre sonra şüphelenmeye başlar. Melek’le karşılaşmaları sonucu ona ilgi duyar ve onu bu hayattan kurtarmak için planlar yapar. Ancak yaptığı bir hatanın farkına çok geç varır. Bu hatanın bedelini ise Yalçın’ın tüm itiraflarına rağmen Melek ödemek zorunda kalır.
Karakterler
1.Melek: Köyde doğmuş, küçük yaşlarda babasını kaybetmiştir. Bu durum, hayatını daha da zorlaştırmış; onu yalnız ve korumasız bırakmıştır. Başına gelen olaylar, Hüsrev’le formaliteden evlenmesi ve sonunda ölüm cezasına çarptırılmasıyla trajik bir noktaya ulaşır.
2.Hüsrev: Annesiyle birlikte bir yalıda yaşayan, Melek’i önce annesine bakıcı olarak alan bir adamdır. Melek’ten yaşça büyüktür ve ona karşı sapkın duygular besler. Bu duygularını daha rahat yaşayabilmek için Melek’le formalite bir evlilik yapar.
3.Yalçın: Hüsrev Bey’in yanında çalışan bahçıvanın oğludur. Eğitimine devam ederken Melek dikkatini çeker. Onu yaşadığı sıkıntılardan kurtarmaya çalışsa da bunda başarılı olamaz.
4. İrfan: Davaya bakan hâkim, kadın düşmanı bir bakış açısına sahiptir. Daha dava başlamadan kararını vermiştir; ona göre hiç kimse, tüm suçun Melek’te olduğu düşüncesini değiştiremez.
Kitap Yorumu
Sonu en baştan belli olan bir hikâye… Ama buna rağmen insanın içini sarsmayı başaran bir roman. Asılacak Kadın, okuyucuya aynı anda öfke, acıma, çaresizlik ve derin bir kızgınlık hissettirir. Üstelik anlatılanların gerçek bir olaya dayanması, bu duyguları daha da ağırlaştırır. Pınar Kür, romanını bir gazete haberinden yola çıkarak kaleme almıştır.
Eser, çok sesli yapısı ve bilinç akışı tekniğiyle dikkat çeker. Hikâyeyi üç farklı karakterin gözünden dinleriz. İlk olarak hâkim İrfan çıkar karşımıza; kadınlara karşı ön yargılıdır ve Melek’in suçlu olduğuna daha en baştan karar vermiştir. Ardından Melek konuşur. Yazar, onun dilini kurarken gerçekliğe ulaşmak için yaşadığı çevreyi gözlemlemiş, sesini olduğu gibi metne taşımıştır. Son olarak Yalçın’ın anlatımıyla hikâye tamamlanır.
Roman, yalnızca bireysel bir trajediyi değil; kadının sistematik olarak sömürülmesini ve bu düzenin toplum tarafından nasıl sürdürüldüğünü gözler önüne serer. Bir mahallenin bile bu sessiz suç ortaklığına dahil oluşu çarpıcıdır. Buna rağmen eser, içerdiği toplumsal eleştiriler yerine “müstehcenlik” gerekçesiyle yasaklanmış; böylece aslında anlatmak istediği gerçeklerin üzeri örtülmüştür.
Bu yönüyle Asılacak Kadın, yalnızca Melek’in değil; susturulan, görülmeyen ve yok sayılan tüm kadınların hikâyesi hâline gelir.
Alıntılar
“Oysa, dalından koparılmış, vazoda soldurulmuş bir çiçeği ne kurtarabilir?”(s. 141).
“Çünkü düşünmezdi. Çünkü baskıya karşı çıkmamak üzere yetiştirilmişti. Bilmiyordu başkaldırılabileceğini; baskıyı, zorbalığı yaşamın doğal bir ögesi bellemişti. Bu baskıyı erkeklerin kurması, her bakımdan kurması da doğaldı onun için. Çünkü güçlü olan onlardı; hep başta olan, her şeye egemen olan.” (s. 144).

