Tarihler 2026, 23 Nisan…

tarafından
Nisan 23, 2026
5 dakika okuma süresi

Cumhuriyet’in kalbinden, Ankara’dan kaleme aldığım bu yazıda, öncelikle Kara Nisan ayı olarak adlandırdığım bu ay içerisinde, okullarımıza yapılan saldırılarda yaşamını kaybeden tüm evlatlarımıza, öğretmenlerimize;  yapılan haksızlıklara ve sorumsuzluğa ses çıkaran herkesin başı sağ olsun diyor ve ülkemizi hapsettikleri bu vicdansız, ahlaksız  ve sorumsuz düzene lanet ediyorum.

23 Nisan gününün ehemmiyetini tarihsel bir anlatı ile okurlarımıza sunma fikrim vardı, fakat yaşanan son okul saldırıları kullandığım dilin üstündeki toz pembe tortuyu bıçak gibi kesti attı. Bu sebeple, bu sene, Siverek ve Maraş’ta yaşanan acı olayların gölgesinde kutlanacak olan 23 Nisan’ı anlamak, bir yurttaşın yapabileceği en ulu harekettir diye düşünüyorum.

Önceleri, yüzyıllar boyunca ağalar ve paşaların iki dudağı arasında, ondan öncesinde de tekfurlar ve tüccarların keyfine göre kaderi tayin edilen Anadolu toprakları, bundan yaklaşık 108 sene önce, Mondros Antlaşması ile kara kaderi başlatılmak istenilen, Serv ile taslağı oluşturulan, Lozan ile emperyalist canavarın beklemediği bir sonuçla sonuçlanan, aziz ve paha biçilemez bir bağımsızlık harbine sahne oldu. İstiklal Harbi, belki de binlerce yıldır kanın durmadığı, imparatorlukların mezarını bile tanımamış Anadolu topraklarında, Türk ulusunun kalıcı bir barış ve hür bir yaşam için verdiği mücadelenin adıydı.1

Avrupalıların senelerce korktuğu, ardından yavaş yavaş üstünlük kurduğu, en sonunda da amansız bir hastalığa yakalanmış adam misali, ‘’ölmek üzere’’ dedikleri Türk İmparatorluğu Osmanlılar, 19. Yüzyılın sonlarında şifa arayan hasta misali bir çıkış, bir kurtuluş yolu aramaktaydı. 5 asırdan uzun bir süredir, bir çınar misali Balkanlar’a, Rumeli’ye, Memâlik-i Anadolu’ya, Levant ve Kenan Diyarları’na, Irak-ı Acem topraklarına, Eyalet-i Mısır, Trablusgarp, Tunus ve Cezayir-i Garb bölgelerinde hüküm sürmekteydi. Fakat bu bölgelerin çoğu Fransızların, Moskofların, İngilizlerin yahut İtalyanların işgaline uğramaktan kaçamadı. Balkan Savaşları ile atar damarı koparılan ve Rumeli’yi kaybeden Osmanlı Devleti artık son nefesini vermek üzereydi. Şoku atlatamadan patlak veren Cihan Harbi ise artık elde kalan Payitaht, Anadolu ve Ortadoğu’daki topraklarında savaşa sürüklenmesine neden oldu.2

İşgal döneminde eli kolu bağlanmış ve hürriyeti emperyalist emeller uğruna gasp edilmiş Türk halkının son kozu ise Gazi Kemal Paşa’ydı. Kemal Paşa, 1919’da Samsun’a çıkarak Milli Mücadeleyi başlatmakla kalmamış, aynı zamanda dağınık olan orduyu ve yapıyı, Anadolu’da kongreler ve kararlar ile birleştirerek, kararlılıkla mücadelesini sürdürmüştür. Kemal Paşa oldukça realist ve aydın bir karaktere sahipti. Politika bilimine oldukça vakıftı; ne durumda nasıl davranması gerektiğine titizlikle özen gösterirdi. Gerek sessizce, gerek açık açık, Anadolu’da aç, kararlı ve sinsi bir kurt misali yoldaşlarını ve destekçilerini topladı.3

Sivas ve Erzurum kongrelerinden sonra, artık Payitaht ile bir işbirliği yapılmasının, Anadolu’daki İstiklal mücadelesinde fazla bir gereği ve mantığı kalmamıştı. Bu prangadan kurtulmak için bağımsız, güçlü, değerleri ve fiilleri örtüşen bir hareket lazımdı. Yeni bir ordu, yeni bir soluk, yeni bir merkez ve yeni bir oluşum lazımdı. Hepsinin farkındaydı Kemal Paşa, bu yüzden Ankara’ya hareket etti. Top seslerinin tüm denizleri kuşattığı, köylerin ersiz ve ekmeksiz kaldığı Anadolu, küllerin arasından doğan bir ateşe gebeydi.4

Türk milleti, evlatlarını Yemen, Galiçya, Irak, Suriye, Çanakkale, Muş ve daha sayamadığım pek çok serhatte kaybetmiş olmasına rağmen, Kemal Paşa’nın arkasında Ankara’da, Büyük Millet Meclisi’nde, verdiği haklı mücadeleyi tüm dünyaya ilan etti. Tarihler ise 23 Nisan 1920’yi gösteriyordu.

Kemal Paşa, dualar ile açtığı mecliste konuşmasını 24 Nisan günü yaptı. Konuşmasında Payitaht’ın düşman süngüleri altındayken hür karar veremediğini, bu yüzden milletin kendi kaderini kendi elleriyle tayin etmesinin zaruri hale geldiğini ifade etti. Meclisin Türk milletinin hakiki ve meşru temsilcisi olduğunu ve başka hiçbir kuvvetin tanınmayacağını da ekledi. Mücadele sürerken, bir sene sonra 23 Nisan Millî Bayram ilan edildi. 1922-1926 yılları arasında, Anadolu’nun yetim çocuklarına yardım etmek için kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti (günümüzdeki ismiyle Çocuk Esirgeme Kurumu) faaliyetlerine başladı. Kemal Paşa cemiyete bizzat destek verdi.5

1927 yılında resmi olarak çocuklara armağan edildi. 23 Nisan günü “Ulusal Egemenlik” bayramı, bulunduğu hafta ise Çocuk Haftası ilan edilerek uzun yıllar boyunca kutlanıldı.1981 yılında yapılan bir düzenlemeyle bugünkü resmi adı olan “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” halini almıştır.6

23 Nisan Çocuk Bayramı, bu kutlamalara engel olmak isteyen Cumhuriyet düşmanlarına rağmen her sene coşkuyla kutlanır. 23 Nisan sadece Türk çocuklarına armağan edilmemiştir, bilakis tüm dünyadaki çocuklara bir hediyedir. Çünkü çocuk aklı, çocukluk denilen kavram, hiçbir şekilde dil, din, ırk, vatan ya da millet ayırmaz. Savunma hariç tüm savaşların cinayet olduğunu savunan bir aklın sayesinde günümüzde İzmir’de, Doğu Anadolu’da, Boğazlarımızda bayrağımız dalgalanmaktadır.

Savaş kavramının kimseye bir acıma duygusu olmadığı gibi, bu kavramdan en çok yara alanlar da şüphesiz çocuklardır. O zamanlar da yaşlı adamların harita üzerinde verdiği emirler yüzünden yetim ve öksüz kalan çocuklar en çok yara alanlar olmuştur. Bunu çok iyi bilen Gazi Kemal Paşa’mız, Atatürk, bu yüzden bu bayramın tüm çocuklar tarafından kutlanmasını istemiştir. Çocuklar, tüm dünyada, tüm topraklarda çocuktur. Bu kavram da kendileri gibi suçsuz, zararsız ve günahsızdır.

1920 yılında Anadolu’da pek çok çocuk yoksuldu. Kimi yalınayaktı, kimi yetimdi, kimi hayatında okul yüzü bile görmemişti.7 Fakat bugün onların torunları, okullarda kendilerini eğitmek ve milletini kurtarmak için dirsek çürütüyor. Bugün sadece ulusumuzun kırdığı prangaları hatırlamak değil, aynı zamanda bu adsız insanların fedakârlığını selamlamaktır.

2026 senesinde duyduklarımız ve gördüklerimiz, bu dünyanın ve bu iğrenç düzenin artık sadece vaktimizi, paramızı ya da emeğimizi çalmak istemediğini, ayrıca canımızı, evlatlarımızı ve güvenliğimizi de gasp etme eğilimi olduğunu kanıtlamıştır. Yaşanan olaylar, çıkar düzeninin artık hiçbir işe yaramadığını, ahlaksız menfaat sisteminin çökmek üzere olduğunu, sorumluluktan kaçan idarelerin de halk tarafınca artık bir meşrutiyeti kalmadığını kanıtlamaktadır.

Karanlık günler gelir geçer. Bu adaletsiz ve rezil düzenin hapsolduğu dünyada, buna sebep olan herkes bir gün ölümü tadacaktır. Bugün, 106 sene önce isimlerini dahi duymadığımız insanları bizler anarken, kötü olan ve kötülük saçan hiçbir şeyin bir değeri ve geçerliliği olmayacaktır.

23 Nisan’da bir çocuğun gülüşü, bin çiçeğin toprakta filizlenmesine vesile olsun.

Ahmet Kağan Sefer – Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, 23 Nisan 2026.

Öne Çıkarılmış Görsel:

KAYNAKÇA:

  1. Türk Kurtuluş Savaşı ↩︎
  2. Ortaylı, İ. (1989). İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. Hil Yayın. s. 14-126 ↩︎
  3. Aydemir, Ş. S. (1969) Tek Adam. İstanbul: Remzi Kitabevi. s. 220-280 ↩︎
  4. Aydemir, (1969), s. 162-170 ↩︎
  5. Atatürk, M. K. (2010). Nutuk (1919-1927). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. s. 303-330. ↩︎
  6. Sarıkaya, M. (2011). Türkiye’de çocuk hareketleri ve 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın tarihçesi. Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi. s 48-58. ↩︎
  7. Kayra, C. (2011). Savaş Türkiye’yi böyle vurdu. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. s. 138-145). ↩︎

Dil Tarih Coğrafya Fakültesi - Rus Dili ve Edebiyatı
Adana

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!