Günümüzün önemli ve özellikle son dönemlerde üzerinde dikkatle durulması gereken konusu: Narsizm!
Toplumun varoluşundan beri süregelen, insanın olduğu her yerde karşımıza çıkabilecek bir kişilik özelliği…Ne yazık ki insanlar, ister hiyerarşik sistemde ister özel ve sosyal hayatlarındaki ikili ilişkilerde, bu tip insanlarla karşılaşmaları oldukça mümkündür.
İnsan, hayatta kolay aşamalardan geçmiyor. İnişli çıkışlı bir yaşam içinde, bir dönem yolunda giden hayatımız varken, başka bir dönemde kendimizi fazlasıyla düşmüş bir insan olarak hissedebiliriz.Peki, hayat bu kadar zorken ve biz bir imtihan dünyasındayken, narsist insanları veya narsist yöneticileri bu zorlu süreçte ne kadar bulundurmalıyız? Ya da bulundurmaya değer mi?
Narsist insanlar, tanışmanın ilk aşamasında size çok yakın ve sıcak davranırken, ters düştüğünüz anda içlerindeki o kimliği ortaya çıkarırlar.İçlerinde “her şeyin en iyisini ben bilirim, en iyisini ben yaparım” hırsı ve düşüncesi varken, çevrelerine asla egoist ve bencil olmadıklarını sözleriyle kanıtlamaya çalışırlar.Kıskançlık, içlerini kemiren bir fare gibidir; ancak karşısındaki insana “sen kimsin ki?” düşüncesini oturtmaya çalışırlar.Sizi her zaman başarısızlıkla suçlar ve bu konuda manipüle etmeye çalışırlar.Erich Fromm’un da dediği gibi, “Sen varsın çünkü ben varım.” düşüncesini muhatabına kabul ettirirler.
Etrafınızdaki narsist insanları incelediğinizde fark edeceksiniz ki, çoğu işle ve kariyerle fazlasıyla meşgul kişilerdir. Kendi alanlarında başarılı olmaya çalışır; ancak başarısını kabul etmeyen veya etkilerini sorgulayan herkesi yok etmeye çalışırlar.Gündelik dilde kabaca ifade edersek, “koltuk sevdası” onlar için çok önemlidir.Yine de etrafındaki insanları bu ifadeyle suçlarlar.Personelleriyle iletişim kurmakta zorlanırlar; çünkü “her şeyi ben bilirim, her şeyden haberim olmalı” algısını yaratmaya çalışırlar.İşte tam da burada Machiavelli’nin şu sözü aklıma geliyor:
“Bir hükümdar, sevilmekten ziyade korkulmayı tercih etmelidir; ama nefret edilmemeye dikkat etmelidir.”Sizce narsist insanlar veya narsist yöneticiler, aradaki bu ince çizgiyi koruyabiliyor mu?
Yönetim yüksek lisansı öğrencisi olarak, bölümümle alakalı bana “öğrendiğin ve hayat felsefesi haline getirdiğin düşünce nedir?” diye sorsalar, şüphesiz hocalarımızın şu sözlerini örnek veririm:
Bir işletme veya yönetici, her zaman kendinden büyük firmaları rakip olarak görmelidir.Bulunduğu pazarda büyüyebilmesi ve kaybolmaması için örgütsel bağlamına dikkat etmesi en önemli hususlardan biridir.Personellerini tanımalı ve onlara uygun motivasyon sağlamalıdır.Burada vurgulanması gereken nokta şudur:Alanında uzman personel seçmezsen, personellerini sürekli manipüle etmeye çalışırsan ve korku nefrete dönüşürse, o pazarda sürekliliğini koruyamazsın; en nihayetinde yok olursun.
Albert Camus’nün de dediği gibi:
“Kendini Tanrı sanan insan, sonunda kendi boşluğunda kaybolur.”

