Tepedeki bir patikada yalnız bir çiçektim ben. Yağmurdan korkuyordum, çimenlerden korkuyordum. Yalnız ve güçlü bir çiçektim ben. Birden yağıyordu yağmurlar; çimenler çiçeklerden farklıydı, ıslandıklarında toprağıma ağır geliyorlardı sanki. Bahçemi besleyen yağmurları kabul edemiyordum. Bir ağaç olmak istedim yağmurlarla ıslanmış, ermiş.
Patikada yalnız bir çiçektim ben. Karşı patikada diğer çiçekleri gördüm. Güzellerdi, birliktelerdi. Öfkelendim karşıda oluşuma. Hüzünlendirdi beni söyledikleri şarkılar.
Patikada yalnız bir çiçektim ben. Değerli miydim? Bilmiyorlardı, bilmiyordum.
Karşı patikada yağan yağmuru gördüm. Üzerine yağdığı çiçekler Korkmuyordu ondan. “Hepimiz ıslanıyoruz, yapraklarımız birbirine değiyor” diyorlardı. Ahenkle dans ediyor gibiydiler çimenlerle.
Neden dans edemiyordum yağmurla? Neden kapatıyordum yapraklarımı çimenlere değmemek için?
Karşı patikadaki çiçekler seslendi: -Sen de gel bahçemize. Aramızdaki boşluk bana göre uçurumdu, Onlarsa uçurumu görmüyordu. Uçurumu görmüyorlarsa Onlar benim bahçeme gelsinler istedim. Ama karşı patikadaki çiçekler mutluydu bahçelerinde.
Gökyüzü baktı bize. Hepimiz çiçeklerdik. Çimenler bahçemize renk veriyordu.
Doyasıya ıslanmak istedim yağan yağmurda tüm yapraklarımı açarak. Çimenlerle salına salına yağmur dinene dek. Yağmurun dineceğini bilerek ve yağmuru severek.
Patikada yalnız bir çiçektim ben evet. Ama bu benim de bir çiçek olduğum gerçeğini değiştirmiyordu. Aramızda gördüğüm o uçurum Gökyüzünden bakınca düz bir çizgiydi. Ufuk gibi.
Sağanak yağmurlar yağarken adım attım uçurumlara. Islandım, düştüm, yoruldum. Puslu gözlerim uçuruma bakmasın istedim Çünkü yağmur sonrası güneş, ufuk çizgisinde belirecekti…