1920’li yıllar ve yeni cumhuriyet dönemi, Türk milleti ve yeni Türkiye için sadece askerî ve siyasî bir zafer değil, aynı zamanda parçalanmış ve çok milletli bir imparatorluktan bir ulus devleti meydana getirmeye çalışma dönemidir. Bu dönemde millî kimlik oluşumu, ulus bilinci kazanımı gibi değerler halkın hafızasına kazınmaya çalışılmıştır. Osmanlı’dan miras kalan çok dilli, çok dinli kozmopolit yapı, tek bayrak, tek vatan ve tek dil ülküsüyle birleştiğinde dil meselesi bir beka sorunu haline gelmiştir. Bu süreçte meydana gelen ”Vatandaş, Türkçe konuş!” kampanyası, Türkçeyi toplumda tek hâkim kılma gayesiyle meydana gelmiştir.
1920’lerin sonuna gelindiğinde Türkleştirme politikalarının ivme kazandığını görürüz. Cumhuriyet bilincine sahip siyasilere göre, halkın gerçek anlamda yurttaş olabilmesi için tek ve resmî bir dili kullanması adeta bir sadakat borcuydu. Bu durum elbette bürokratlar arasında tartışıldığı gibi, bilinçli öğrenciler tarafından da ele alınmıştı. 3 Ocak 1928’de İstanbul Üniversitesi’nde Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) tarafından başlatılan kampanya, bu siyasi iklimin bir ürünü olarak doğdu. Genç hukuk öğrencileri, vapurlarda, tramvaylarda ve çarşılarda Türkçe dışında dil konuşulmasını millî bir yaralanma olarak görüyorlardı. Kampanyanın uygulama safhası toplumsal bir baskı mekanizmasıyla iç içe geçmiştir. Kübra Özdemir’in çalışmasında vurguladığı gibi, “Osmanlı İmparatorluğu döneminde tesis edilmemiş olan dil birliğinin sağlanması ve vatandaşlık bağının güçlendirilmesi” hedefleniyordu. Bu hedef doğrultusunda İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerin sokakları “Vatandaş, Türkçe Konuş!” afişleriyle donatıldı. Bazı belediyeler, yasal bir dayanağı olmamasına rağmen kamusal alanda başka diller (özellikle Yahudi İspanyolcası/Ladino, Rumca ve Ermenice) konuşanlara para cezaları kesti. Rıfat Bali’nin aktardığı bir anekdot dönemin trajikomik havasını özetler: Nüfus sayımı sırasında Türkçe bilmediği için soruları kızına tercüme ettiren yaşlı bir Yahudi kadın, “Ana diliniz nedir?” sorusuna kızının uyarısıyla yüksek sesle “Türkçe!” yanıtını verir. Bu, dilin bir kimlik beyanından ziyade bir korunma kalkanına dönüştüğünün göstergesidir.
Dil, bir millet için hayati önem taşıyan ve milletin tüm tarihini içinde saklayan çok büyük bir hazinedir. Türk elitleri ve siyasileri bu hassasiyete ulaştığı gibi, bu duruma öğrenciler de sessiz kalmamıştır. Sonuç olarak 1920’lerde başlayan bu hareket, Türkçenin bir devlet dili olmanın ötesine geçerek bir “üst kimlik” nişanesi hâline gelmesini sağlamıştır. “Vatandaş, Türkçe Konuş!” olayı, modern Türkiye’nin inşasında dilin ne kadar güçlü bir siyasi araç olarak kullanıldığını gösteren en önemli tarihsel dönemeçlerden biridir. Bugün çok anılmasa ve bazı çevreler tarafından bilinmese de ’’Vatandaş, Türkçe Konuş’’ olayı aslında türk milletinin kültürel miras olmasının yanı sıra aslında bağımsızlık nişanesi de olan diline ne kadar düşkün olduğunu gösteren önemli bir hadisedir. Devletlerin ve milletlerin çok daha ‘’gerçek’’ dertlerle uğraştığı günümüz modern dünyasında, elbette petrol krizi ve yapay zekânın gelişimi gibi büyük dertlerimiz varken tüm tarihimiz ile kültürümüzü içinde barındıran dilimize sahip çıkma meselesini anacak değiliz! Ancak görüyoruz ki tarihte de bu meselelerle uğraşmışız; günümüzde de uğraşıyoruz ve var oldukça da uğraşmaya devam edeceğiz.
Kaynakça
Bali, Rıfat N., “Vatandaş Türkçe Konuş!”,
Özdemir, Kübra., Atatürk Döneminde Uygulanan “Vatandaş Türkçe Konuş” Kampanyaları, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2021.
Halıcı, Şaduman., “Vagon Li Olayı: Türkçe’ye Yapılan Hakarete Basının ve Gençliğin Tepkisi”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları Dergisi,
Galanti, Avram., Vatandaş Türkçe Konuş! Yahud Türkçenin Tamimi Meselesi Tarihi, İçtimai, Siyasi Tedkik, Kebikeç Yayınları, 2000.

