Baruch Spinoza, Ethica kitabının yazarıdır. Amsterdam’da yaşamış, kendi cemaatinden aforoz edilmiş ama kararlarından asla dönmemiş, hem döneminin hem de günümüzün en önemli filozoflarındandır.
“Spinoza Problemi”, Irvin D. Yalom’un hemen herkes tarafından bilinen, çoğu kişi tarafından okunan ve en çok sevilen kitaplarından biridir. Yalom, bu güzel kitapta Spinoza’yı yalnızca yola çıktığı fikirlerinden değil, sessizliğiyle, kırgınlığıyla, yalnızlığıyla ama aynı zamanda iç huzuruyla ile alıyor. Kitapta, “Duygularından arınmış bir hayat mümkün mü?” sorusunun yanıtını arıyoruz; öyle ki, hayatın içerisinde yer alan her insan gibi duygularıyla hareket etme potansiyeli yüksek biri olarak, bu kitap benim için ayrıca çok önemli bir yere sahiptir.
Rosenberg, Hitler’in fikir babasıdır. Bunu bilmeyenimiz yoktur. Bu kitapta, Spinoza’nın Yahudi kimliğiyle birlikte, büyük bir filozof olmayı nasıl başardığı sorusuna yanıt aranıyor. Spinoza’nın sevilmesi, Rosenberg’de büyük bir rahatsızlık sebebidir. Rosenberg, Spinoza’nın düşüncelerini alt etmek, bu düşünceleri “ırksal” bağlamda açıklamak ve kendi ideolojisine uydurmak için ne gerekiyorsa yapmak istiyor. Tabii, bizler de bu bölümde “İdeolojiler, insanın bilinçaltındaki karanlığını nasıl şekillendirir?” sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz.
Kitabın paralel kurgusunda kısaca; “Aklın ışığıyla hareket eden bir Spinoza” ile “Irkçılığın bataklığında takılı kalmış Rosenberg” çatışması ve şu soruyor alıyor:
“Bir insanı insan yapan nedir? Fikirleri mi, korkuları mı, yaraları mı?”

Spinoza felsefesi, “Tutkular seni esir alır, akıl ise seni esir bırakır.” ilkesi üzerinde ilerler. Rosenberg ise bunun tam tersidir: “ırkçılığın, öfkenin, aşağılık kompleksinin” dışa vurumudur. Peki, yalnızlaştırılmış Spinoza yalnız mıdır sizce? Kendi düşüncelerini ve kendi ışığını takip eden hiç kimse yalnız değildir şeklinde düşünenlerdenim. Rosenberg, günümüz dünyasında hâlâ karşımıza çıkan entelektüel kıskançlığın vücut bulmuş halidir. Ki gerçek yalnız aslında Rosenberg’dir. Kötücül duygularla yoğrulan bir insan, kendi kalabalığı dışında yeryüzünde gerçek bir kalabalığa ulaşamamıştır. “Aydınlığa ulaşamamış bir zihin yeryüzüne ne kadar ışık saçabilir ki?”
Kitap, kötülüğün çoğu zaman büyük nefretlerden değil, kendi içindeki eksikliğini gideremeyen bir egonun nasıl çırpındığını gözler önüne serer. Kendi ışığını bulamamış bir zihnin, başkalarının ışığından duyduğu nefretin izlerinde yürüme fırsatı sunar. Ayrıca, gerçek özgürlük, kendini tanımadan asla ulaşabileceğin bir yer değildir. İnsanı iyileştiren; düşünmek, kendisi ile barışmak, aklın düşünerek arındırdığı insan olmak, yaralarını bulmak ve iyileşmektir.
İnsan, iki ihtimaldir: Ya aklıyla kendini iyileştirir ya da tutkularıyla kendinden geçer. Hangisi olacağımızı yaralarımız belirlemez, o yaralarla ne yaptığımız belirler.

