Köklerin Çağrısı: Bir Pagan Vedası

tarafından
Kasım 11, 2025
5 dakika okuma süresi

Nefesim sığlaşıyor. Göğsümdeki o eski, gürleyen ateşin artık bir köz yığınına döndüğünü hissedebiliyorum. Göz kapaklarım, ıslak yaprakların ağırlığıyla kapanmak istiyor.

Biliyorum. Vakit geldi.

Pencerenin önündeki yaşlı gürgen ağacına bakıyorum. Onunla birlikte büyüdük. Çocukken dallarına tırmandığımda, kabuğunun altındaki o yavaş, bilge yaşamı hissederdim. Şimdi, sonbaharın soğuk ışığı çıplak dallarının arasından süzülürken, bana veda etmiyor. Bana, “Yolculuğa hazırlan,” diye fısıldıyor. “Korkma.”

Korkmuyorum.

Benim gibi yaşayanlar, “eski yolları” takip edenler için ölüm bir son değildir. O, bir kapı değil, bir eriyiştir. Bir geri dönüştür. Modern dünyanın insanları, taştan ve çelikten yaptıkları kutularda, doğadan ne kadar uzaklaşırlarsa, bu sondan o kadar korktular. Onu bir düşman, bir başarısızlık olarak gördüler. Gökyüzüne diktikleri mabetlerde, bulutların üzerinde bir kurtuluş aradılar.

Benim kurtuluşum her zaman ayaklarımın altındaydı.

Benim mabedim bu ormandı. Benim ilahilerim, çamların arasından esen rüzgârın uğultusu, yaz yağmurunun toprağa vuruşuydu. Benim tanrılarım; yüzümü yalayan ateşin sıcaklığı, avucuma aldığım suyun serinliği, ayaklarımın altındaki toprağın sarsılmaz gücüydü.

Ben bir paganım. Ve bu, benim vedam değil, benim dönüşümümün tanıklığıdır.

Damarlarımdaki nehrin yavaşladığını hissediyorum. Hatırlıyorum. Yıllar önce, ilkbaharın ilk gününde, karlar erirken coşan dereye çıplak ayakla girişim… Suyun o dondurucu, hayat dolu ısırığı. O an, suyun sadece su olmadığını, onun bir hafızası olduğunu anladım. Dağların zirvesinden eriyen karın, gökyüzünden düşen yağmurun, binlerce yıl önce buharlaşan okyanusun hikâyesini taşıyordu. Ben o suyu içtiğimde, o hikâyenin bir parçası oldum.

Şimdi o hikâyeye geri dönüyorum. Kanım, yeraltı sularına karışacak.

Ateşe bakıyorum. Ocakta dans eden alevlere. Beltane gecelerinde yaktığımız dev ateşleri hatırlıyorum. Alevlerin üzerinden atlarken hissettiğimiz o arınmayı, o ilkel gücü. Ateş yok etmez; ateş dönüştürür. O, güneşin yeryüzündeki parçasıdır. Tohumu çatlatan, hayatı başlatan sıcaklıktır. Bedenim soğuduğunda, ruhumun o son kıvılcımı, havaya karışacak. Belki bir yaz akşamı, bir şimşeğin parlaklığında, belki de yeni doğmuş bir çocuğun ilk sıcak nefesinde yeniden parlayacak.

Ben, ateşin dönüşümüne gidiyorum.

Rüzgârı dinliyorum. Evin köşelerini yalayıp geçerken çıkardığı o uzun, melankolik şarkıyı. Rüzgâr, dünyanın nefesidir. O, görünmez olandır ama her şeyi hareket ettirendir. Bilgeliği fısıldar. Bana atalarımın seslerini getirdi. Samhain gecelerinde, dünya ile öteki dünya arasındaki perde inceldiğinde, rüzgâr onların hikayelerini, onların acılarını ve sevinçlerini taşıdı. Ben o rüzgârda, benden öncekilerin gücünü buldum.

Şimdi ben de o sese katılıyorum. Fısıltım, benden sonrakilerin kulaklarına ulaşacak.

Ve toprak… Ah, Toprak Ana.

Hayatım boyunca ona hürmet ettim. Ayakkabısız yürüdüm ki tenim tenine değsin. Ektiğim her tohum için, hasat ettiğim her başak için ona teşekkür ettim. Onun cömertliğini, onun sabrını, onun koşulsuz kabulünü bildim. Beton tanrıların gölgeleri şehirleri kaplarken, ben onun yeşil örtüsüne sığındım. Onun rahminden geldik ve şimdi onun rahmine dönüyorum.

Bedenim, bu yorgun düşmüş et ve kemik yığını, bir yük değil. O, toprağa verebileceğim son hediye. Beni bir tabuta kilitlemelerine izin vermeyin. Beni yakmalarına ve küllerimi bir kavanoza hapsetmelerine izin vermeyin.

Beni o yaşlı gürgenin altına bırakın.

Bırakın, yağmur etimi yıkasın. Bırakın, böcekler ve solucanlar üzerimde ziyafet çeksin. Bırakın, bedenim parçalansın, çözülsün ve o karanlık, zengin toprağa karışsın. Bu bir son değil, bu bir devamlılıktır.

Ben, o gürgenin kökleri olacağım. Gelecek bahar, o köklerden süzülen yaşamla, en genç dalın ucundaki bir filiz olarak yeniden yeşereceğim. Ben, o ağacın kabuğunda yürüyen karınca olacağım. Ben, onun gölgesine sığınan geyik olacağım.

Döngü budur.

Bizler, mevsimlerin çocuklarıyız. Hayatlarımız, Yılın Çarkı gibi döner. Doğarız; filizlenen tohumlar gibi (Yule ve Imbolc). Büyürüz; yeşeren doğa gibi (Ostara). Gücümüzün zirvesine ulaşırız; yaz güneşinin yakıcı parlaklığı gibi (Beltane ve Litha). Meyve veririz; olgunlaşan başaklar gibi (Lughnasadh). Ve sonra, hasat zamanı gelir; bilgeliğimizi toplarız (Mabon). Ve nihayet, kışın karanlığına, o derin uykuya çekiliriz (Samhain).

Ben şimdi Samhain’ime yürüyorum. Dünyanın nefesini tuttuğu, her şeyin dinlendiği o kutsal ana. Ama biliyorum ki, en derin kışın içinde bile, Yule’un, o yeniden doğan güneşin sözü saklıdır.

Benim için yas tutmayın. Benim için ağlamayın. Eğer beni hatırlamak isterseniz, şehirden uzaklaşın. Ormanın içine girin. Ayakkabılarınızı çıkarın. Çıplak ayağınızın altında nemli toprağın serinliğini hissettiğinizde, ben orada olacağım.

Yüzünüze çarpan rüzgârın fısıltısını duyduğunuzda, ben orada olacağım.

Bir dere kenarına oturduğunuzda, suyun parmaklarınızın arasından kayıp gidişini izlediğinizde, ben orada olacağım.

Bir kış gecesi ateşe bakıp, alevlerin içinde kaybolduğunuzda, ben orada olacağım.

Ben ölmedim. Ben sadece dağıldım. Parçalarım, her zaman ait olduğum yere, her şeyin başladığı ve her şeyin döndüğü o büyük, yaşayan, nefes alan varlığa, doğanın kendisine geri döndü.

Artık gözlerimi kapatabilirim. Gürgen ağacı hâlâ orada. Ve rüzgâr, benim adımı fısıldıyor. Eve dönüyorum.

Yazar & İçerik Üreticisi: Edebiyat, sinema, mitoloji, felsefe ve yeraltı edebiyatı odaklı içerikler üretir. 2025 yılında Plüton Yayınları'ndan çıkan Yolun İzleri adlı deneme kitabının yazarıdır. Yazılarında düşünsel derinlik, kültürel analiz ve özgün perspektifler ön plandadır. 📩 berkaykirmizikan@gmail.com

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Geçmişi Bilmek Değil, Anlamak: İlber Ortaylı’nın Tarihçiliği Üzerine

Tarih çoğu zaman geçmişte yaşanmış hadiselerin

Aşk Ne Demek?

Birçok insan hayatı boyunca “Aşk Nedir?”