Dilimlenmiş Pasta

tarafından
Haziran 15, 2026
4 dakika okuma süresi

Küçükken kalabalık akşamlarda yediğim küçük bir dilim pastanın lezzeti beni büyülerdi. O akşamlarda gökyüzüne baktığımda tek hayalim bir gün o pastanın bütününü tek başıma yiyebilmek olurdu. Şimdi o yaştayım, o pastayı kendim dahi yapabiliyorum ama neden aynı lezzeti vermiyor?

Ailemden ve sevdiklerimden uzakta, bambaşka bir şehirde yaşıyorum. Burada mutlu muyum diye sorarsanız cevabından tam emin olduğumu söyleyemem. Kendi hayat düzenime sahip olmak beni mutlu ediyor, yine de akşamları yalnız kaldığımda o kalabalık akşamları çok özlüyorum.

Bu şehirde çok fazla arkadaşım olmadığı için hafta sonlarımı da genellikle evde geçiriyorum. Kimi zaman kitap okuyorum, kimi zaman merak ettiğim filmlerin çeşitli diyarlarına dalıyorum. Bu hafta sonunda ise aklıma o pasta geliyor, her kalabalık akşamda annemin yaptığı o basit pasta. Annemi arayıp kısa bir hal hatır sormanın ardından pastanın nasıl yapıldığını soruyorum, bana malzemeleri ve yapılışını kısaca anlatıyor. Telefonda bir yandan onunla konuşurken bir yandan da malzemelerin eksik olup olmadığına bakıyorum. O kadar sıradan ve malzemesi az bir pasta ki bütün malzemeleri buluyorum ve tezgaha diziyorum. Kulağıma annemin sesi dolarken zihnim her malzemeyi çıkarışımda şaşkınlığa düşüyor, nasıl olur da bu kadar basit bir pasta ömrü hayatım boyunca sahip olduğum en büyük mutluluk olabilir? Annemle hızlıca vedalaştıktan sonra pastayı yapmaya geçiyorum. Belki de işin sırrı pastanın yapılış şeklindedir diye düşünüyorum. Annemin anlattıklarını kafamda listeliyorum ve sırasıyla yapmaya başlıyorum. Her bir dokunuşun malzemelere mucizevi bir dokunuş yapmasını beklesem de hiçbir şey olmuyor. Yine de çocukluğumun pastası yavaş yavaş gözümün önünde belirmeye başlıyor, üstelik kokusu da aynı! Burnuma dolan kokuyla zihnim anılar arasında bir yolculuğa çıkıyor. Bu pastayı en son ne zaman yediğimi düşünüyorum ilk olarak, sahi uzun süre geçmişti üzerinden. Hatırlamakta biraz güçlük çeksem de en son liseye gitmeden bir gün önce bütün ailenin buluştuğu o meşhur aile akşamında yediğimi hatırlıyorum. Evimizin küçücük bahçesinde sıkış tıkış oturmamıza rağmen hepimizin yüzünü geniş gülümsemeler kaplıyordu. Annem pastayı tabaklara bölerken ben ise onları alıyor ve misafirlere ikram ediyordum. Uzattığım her kişi liseye başladığım için beni tebrik ediyor ya da kendisi için altın değerinde olan nasihatleri sıralıyordu. Her birini gülümseyerek dinledikten sonra hızlıca teşekkür ediyor ve işime dönüyordum. Pasta dağıtmayı bitirdiğimde geriye kalan son dilimi annemle bölüştüğümüzü hatırlıyorum. İki lokma zar zor alabilmeme rağmen tadının hala damağımdan gitmeyişi önümdeki pasta karşısında beni sabırsızlandırıyor. Neyse ki pastanın son dokunuşlarını da yapıyorum ve soğuması için bir süreliğine buzdolabına bırakıyorum.

Vakit sanki ilerlemiyor, saate her baktığımda yelkovan adeta bir adım dahi atmamak için direniyor! Çocukça yaptığım, bir pasta için sabırsızlanır mı insan bu yaşta? Biliyorum, biliyorum da kendimi ikna edemiyorum. Dikkatimi dağıtmak adına elime kitap alıyorum, olmuyor. Televizyondan güzel bir film seçiyorum, beş dakikadan fazla odaklanamıyorum. En sonunda dayanamayıp buzdolabının önünde kendimi buluyorum; kapağını aralıyorum. Pastayı alırken şüphelerim olsa da aceleciliğim ağır basıyor. Elime çatalı aldığım gibi balkona fırlıyorum, temiz akşam havasını içime çektikten sonra balkondaki sandalyeye oturuyorum ve ilk çatalımı alıyorum. O büyüleyici etkinin vücudumu kaplaması için gözlerimi kapatıyorum. Bekliyorum ama hiçbir şey olmuyor. Şaşkınlıkla gözlerimi aralarken nerede hata yaptığımı soruyorum kendime, cevap bulamıyorum elbette. Bir cevap bulmak adına annemi arıyorum. Bir yandan bu basit pastayı umutla yemeye devam ediyorum. Telefonun her çalışında ve her lokmayı yediğimde umutlarım yavaş yavaş tükenmeye başlıyor. Nihayet annem telefonu açtığında hızlıca derdimi anlatıyorum, bir cevap için beklemeye koyuluyorum. Aldığım tek cevap ise annemin kahkahası oluyor. Şaşkınlıkla neye güldüğünü sorarken annem o pastaların tadının kalabalıkta olduğunu söylüyor. Anlamıyorum ilk başta, birkaç kez daha soruyorum nerede hata yaptığımı. Annem her seferinde gülüp aynı cevabı veriyor. Ben ise ama ile mazeretlerimi ve nerede hata yapmış olabileceğimi söylüyorum. Annem en son dayanamayıp sözleri üzerine düşünmemi söylüyor ve telefonu kapatıyor. Telefonu kapatırken ancak yarısı bitmiş olan pastayla bakışıyorum. Annemin sözleri halen zihnimde anlam kazanamazken bakışlarımı gökyüzüne çeviriyorum. Bir yıldız parlıyor gökyüzünde, tıpkı o günlerde olduğu gibi. O an annemin sözleri şimşek çakmış gibi anlama bürünüyor zihnimde. O pasta lezzetliydi, çünkü kalabalığın verdiği sohbet ve neşeli anılar onu güzelleştiriyordu! Elimdeki pastayı masaya koyarken gözyaşlarım yavaşça yanaklarımdan süzülüyor. O çok istediğim pasta artık görmek dahi istemediğim bir şeye dönüşüyor. Yalnızlığım yeniden yüzüme çarparken o günlerin özlemi kalbimi kasıp kavuruyor. Gerçekten bu kadar uzakta olmaya gerek var mıydı diye düşünmeden edemiyorum. Bunca zaman iyi bir karar aldığıma emindim ama gerçekten o pastanın lezzetini kaybetmesine değmiş miydi?

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

İz

taşırken bu aşkın izini

Hazan Vakti

Yorgun düştü düşlerimÜstü küflendi gençliğimin Ararken