Düşerken | Tarık Tufan’dan Eşsiz Bir Yalnızlık Anlatısı

tarafından
Kasım 5, 2026
2 dakika okuma süresi
Bir arada konumlandırılmış kadın ve erkek figürlerini gösteren illüstrasyon.

Bu yazı kitap hakkında okuma deneyimini etkileyebilecek birçok detay içerir.

Tarık Tufan’ın ilk olarak 2018 yılında Profil Kitap tarafından yayımlanan romanı Düşerken, etkileyici dili ve sürprizlerle dolu hikâyesiyle oldukça beğendiğim bir eser oldu. Şimdilerde Doğan Kitap’tan basılan eserde terk edilmek, ölüm, kayıp gibi temaları yoğun şekilde görüyoruz ve yazarımız bunların her birini yalnızlık üzerinden ele almış.

İshak küçükken ailesinden uzaklaştırılıyor, gençliğinde ait olmadığı bir evde koca rolünü üstlenmesi gerekiyor ve en nihayetinde yetişkinliğinde annesini henüz kavuşamadan kaybediyor. Bunların hepsinde karakterimiz farklı şekillerde yalnız kalıyor.

Jülide ailesine fiziken sahip ancak manevi olarak onlara ulaşamıyor. Ardından sevgilisi tarafından terk ediliyor ve onunla beraber karnındaki çocuğundan da vazgeçiyor. Yine karakterimiz yalnızlığın farklı versiyonlarını tadıyor.

İşin ilginci, ki bence bu iki ana karakterimiz arasındaki en büyük fark, işin sonunda Jülide’yi yalnızlığı “tercih” ederken görüyoruz ancak İshak ona zıt biçimde yalnızlıkla başa çıkamıyor ve kendine kamuflajlar arıyor.

Okuyucu, onun acılarıyla birlikte artık kendi yoluna gitmesini beklerken İshak’ı hiç beklemediği bir yerde buluyor. Karakterin dermansız halini böylelikle daha iyi anlıyoruz. Karakterimizin ne yüzleşmeye, ne bir şeyleri değiştirmeye ne de isyan etmeye gücü olmadığını görüyoruz.

İki insan figürünün, bir bavulun ve dolunayın yer aldığı illüstrasyon.

Kitabın başlangıçta bize çizdiği tablo beklenmedik bir yasak aşk öyküsü gibi görünürken, devamında bunun hiç de öyle olmadığını görüyoruz. İkili arasındaki bağ romantik veya erotik olmaktan çok duygusal bir ihtiyacın sonucundan doğan yoldaşlık aslında. İkisi de yaralı ancak yaraları hakkında konuşamayan insanlar. Hayat ikisini de hırpalamış ve istemedikleri noktalara sürüklemiş.

Hikâyemizin bir kötü karakteri varsa, daha doğrusu kötüler arasından bir en seçeceksek, benim buna vereceğim cevap kesinlikle Nurten’dir. Karakterin utanmazlığı ve pişkinliği karşısında şok oldum desem yeridir. Elbette insanların hataları, zaafları olabilir. Ancak, kendine çokça iyilik etmiş ve senin için büyük fedakarlıklarda bulunmuş bir insana ihanet etmek… Birine kazık atmanın en nankör hallerinden biri!

Her ne kadar konular son derece melankolik ve karanlık olsa da kitaptaki genel ters köşe havası keyifli. Özellikle İshak’ın evliliğine dair olan sırrı öğrendiğimiz an, bence çok çarpıcı. Karaktere olan bakışımızın değiştiği nokta da tam olarak orası.

Kitapta ülkemizin sosyolojik yapısı güzel işlenmiş. Önemsiz yerlerde bir iki cümle konuşan tabiri caizse figüranların bile neyi neden söylediğini düşündüğünüzde mantıklı bir zemine oturtabiliyorsunuz.

Son olarak kitaptan sevdiğim birkaç alıntıyı bırakarak bitireyim.

“Gitmek derdine bir kez düşen için artık kalmak da yaradır.”1

“Elinde bavulumu değil de kalbimi taşıyormuş gibi ihtimamlıydı her hareketinde.”2

“İnsan doğduğu andan itibaren çürümeye başlıyor. İnsanı çürüten ölüm değil, hayattır.”3

“Bir insana ve kelimelere inanmak, ama ekmeğe ve suya inanır gibi derin bir duyguyla inanmak, aklımın ucundan bile geçmiyordu artık.”4

  1. Tarık Tufan, Düşerken, Doğan Kitap, s.8 ↩︎
  2. Tarık Tufan, Düşerken, Doğan Kitap, s.25 ↩︎
  3. Tarık Tufan, Düşerken, Doğan Kitap, s.155 ↩︎
  4. Tarık Tufan, Düşerken, Doğan Kitap, s.50 ↩︎
Takip et

Kübra, 26 yaşında. İstanbul'da yaşıyor. İngilizce öğretmenliği yapıyor ama onu yaparken değil yalnızca düşünceleri hakkında konuşurken veya yazarken kendi gibi hissediyor.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!