Gökyüzünde Sahnelenen Oyun

tarafından
Kasım 5, 2026
2 dakika okuma süresi
Akşamüstü alacakaranlığında bir otobüs durağında bankta oturan, saçları toplu ve bej kazaklı bir kadının, gökyüzünde parlayan bulutların içindeki fantastik rüya sahnelerini ve duygusal figürleri dalgınlıkla izlediğini gösteren dikey çizim tarzında illüstrasyon.

Uzun süredir kafamı kaldırıp göğe bakmadım. Aylardır bulutsuzdu belki de o sonsuz mavilik, belki de kucakladığı bulutlardan dolayı bembeyazdı, bilemiyorum. Bugün kaçırdığım otobüs ise bu durumun değişmesine sebep olmuştu.

Otobüs durağında otururken kulağıma dolan müziğe eşlik etmek adına etrafa bakınıyordu gözlerim. Geçip giden arabalardan sıkıldığımı fark ettikten sonra gökyüzüne çevirdim bakışlarımı. Zihnimde müziğin sesi kısılırken bulutlar gökyüzünde şekil almaya başlamışlardı. 

Âdeta bir film sahnesindeymiş gibi hareket ediyor, bana hikayelerini fısıldıyorlardı. Bir erkek vardı, gerisin geri kaçıyor, elinde tuttuğu kalbini önündeki kızdan kaçırmaya çalışıyordu. Yüzündeki gülümsemeyi göremesem de hissedebiliyordum. Kıza kalbini güvenebileceğini biliyordu ama yine de kaçmayı yeğliyordu. Kız ise arkasında onu kovalayan canavardan kaçmaya çalışıyordu, âdeta yardım dilenircesine erkeğe ulaşmaya çalışıyordu. “Ne hain bir adam!” diye düşünmeden edemedim. Adamın bütün düşüncesi kalbini kaçırmaya çalıştığı oyundan ibaretti, oysa kız bir canavardan kaçmaya çalışıyor ve korkuyordu. Ne acınası! 

Hafif esen rüzgârla şekiller değişmeye başladı. Kızın elleri artık arkasındaydı, kocaman bir kalbi kucaklamıştı. Erkek ise silikti ama hâlen elinde kalbini tuttuğunu sanıyordu. Demek kıza kalbini kaptırmayacağını zannederken aslında çoktan kaptırmıştı. Peki ya canavar? O hâlen kızın peşindeydi, üstelik gittikçe de yaklaşıyordu! Yaklaştıkça ağzını irice aralıyor, kızı yutmaya hazırlanıyordu. Erkek kıza yardım etmiyor, hâlâ kaçıyordu. Halbuki canavar yakalasaydı kızı, ilk başta kendi kalbi yem olacaktı canavara.  Rüzgâr hızlandıkça erkek kayboldu, kız ise yavaşlamaya başlamıştı. Canavarın ağzı gittikçe açılıyordu, kız ise kaderine kabullenmişçesine elindeki kalbe sarılmış canavara bakıyordu. Son bir umut kaçıyordu kaçmasına da, artık vakit kalmamıştı. Canavar en sonunda ağzını sonuna kadar açtı ve kızı yuttu. Belki de canavar o erkeğin peşinden gidip yalvarmaktan daha iyi bir seçenek olacaktı kız için. En azından kız öyle düşünmüş ve yavaşlamıştı. 

Rüzgâr bir kez daha yön değiştirirken canavarın ağzından güçlü bir figür çıktı, o kız kurtulmuştu! Elinde tuttuğu kalp yoktu, canavarın midesinde kalmıştı muhtemelen ama kız güçlenmiş ve yardım dilendiği sorunu tek başına atlatmayı başarmıştı! Gülümseyerek baktım, bu hikayenin sonunu sevmiştim. Birisi kendini yardıma muhtaç görmüş, hep kaçtığı soruna kendini bıraktığında daha da güçlenip o sorunu atlatmıştı. Diğeri ise ondan yardım isteyen birinin yardımıyla alay edercesine kaçmış, yalnızca kendi küçük oyununa önem vermişti. Oysa kaybedilen ilk ve tek şey kendi kalbi olmuştu. 

Durağa yaklaşan otobüsün kornasıyla irkildim, bakışlarım yola döndü. Aceleyle ayağa kalktım, otobüse ilerledim. Zihnimin neden böyle bir hikâye uydurduğunu bilmiyordum. Kim bilir, belki de bu hikâyeyi duymaya ihtiyacım vardı. Tek bildiğim şey bana iyi hissettirdiği ve gülümsettiğiydi.

Takip et

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Herkes Yanında Görünür, Herkes Yanında Kalmaz

Hayat, insanı en çok insanlarla sınar:

Mir’ât

Bazen hayatın geçiciliğini unuttuğumu hatırlıyorum.Tam o