
Karl Jaspers’ın varoluşsal iletişim içerisinde vurguladığı unsurlardan biri de yalnızlıktır. Ancak burada yalnızlık kişinin kendisini soyutlaması değil, daha ziyade kişinin kendi başına kalarak varoluşu ile yüzleştiği, temas ettiği bir alandır (Erdem, 2001 : 152-159 ; Yıldız ve Ataş, 2020 : 389-416).
Dijitalleşme, modern yaşam toplumlara hızı ve yoğun bir iletişimi dayatmaktadır. Elbette iletişimin bir zorunluluk olarak dayatıldığı noktada iletişim, gerçek bir iletişim olmaktan çıkar. Kendi bağlamından kopar ve belli bir sistemin (bugünkü anlamda hız, dijitalleşme çağıdır bu sistem) ayakta kalmasını sağlayan unsurlardan biri haline gelir. İletişim gerçekten böyle bir şey midir? İletişimsizlik de bir iletişim olabilir zaman zaman veya tek başınalık, kişinin kendisiyle kurduğu iletişimi ve o derin bağı artırabilir.
Kişinin kendine döndüğü bu süreçlerde iletişim kaybolmaz. Yine devam eder. Bu defa kişinin kendisine ve varoluşuna dönük sorgumalar olarak belirginleşir iletişim ve bu süreç başkalarıyla olan iletişimi de etkiler. Bugünün iletişim ve hız çağı kişinin Jaspers’ın ifade ettiği türden bir yalnızlık/tek başınalık durumuna izin vermemektedir. Sürekli cevaplanması gereken mesajlar, ağzına kadar dolu elektronik postalar, susmayan telefon sesleri, sosyal medyada paylaşılan içerikleri takip etme, beğenme telaşlarının bizi içinde tuttuğu şey iletişim değildir. Bu, bireyin kendi kendisine kalmaya ve varoluşun getirdiği acı, tatlı her ne varsa onunla yüzleşmesine müsaade etmeyen bir yapıdır. İçinde olduğumuz şey bir iletişim ya da belli bir iletişim şekli değil, kişiyi kendinden kaçıran, bireyin kendisinden kopmasına ya da kendinden kopuk yaşamasına yönlendiren bir yapıdır. Adeta bir sihirbazın hokus pokusu gibi bu dijital mecralardan kendimizle ilgili pek çok şey öğrendiğimizi zannederken yahut içerikleri beğenirken, bir şeylerle, birileriyle ve kendimizle bağlantıda kaldığımızı düşünürken bir anda uzak düşüverdiğimiz tam da kendimizizdir.
Jaspers’a kulak vermemiz gereken yer de burasıdır. Varoluşsal iletişim kişiyi kendisiyle temas etmeye, varoluşunun her türlü halleriyle yüzleşmeye götürür. Dijitallik ve hız çağı gibi mutluluk vaat etmez burası. Bu nedenle çok da cazip gelmez. Kendi kendisiyle kalabilen ve bundan hoşnutluk duyan bireyler de sistemin işine gelmez. Bu nedenle bu bireyler olabildiğince varoluşun cilvelerinden uzaklaştırılmalı, kendi kendilerine kalıp kendileriyle, hayatla, dünyayla ilgili sorgulamalar üretmelerine ve hatta “anlam” bulma girişimlerine engel olunmalıdır. Kendi kendine kalabilen ve bu süreçte varoluşun sızılarına dayanabilen kişiler kendilerini uyuşturma ihtiyacı hissetmezler. Tüketimin, sosyal medyanın veya kitle iletişim araçlarından yayılan propagandaların haz verici, sihirli söylemlerine kulak asmazlar.
Bugün her zamankinden daha fazla kendinden uzağa düşmüştür insan. İnsanlığın her dönemde içine düştüğü bu çıkmazlardan, kopukluklardan yahut çözülmelerden bugün daha derin bir çıkmazda olmasının sebebi ise iletişim teknolojisinin bugün gösterdiği gelişmedir. Dolayısıyla Jaspers’a ve onun varoluşsal iletişim unsurlarına kulak vermeye ihtiyacımız var. Kendinden uzağa düşmüş birey ancak varoluşsal iletişimin yarattığı o tek başınalık, yalnızlık haliyle çıkmazı aşacaktır.
Kaynaklar:
H. Haluk Erdem (2001). “Karl Jaspers’in Felsefesinde İnsanın Varoluşunu Gerçekleştirmesi Olarak İletişim”, Felsefe Dünyası, 3(35), ss. 152-159.
Yakup Yıldız, Demet Ataş (2020). “Dasein’dan ‘Varoluşa’ İnsan: Karl Jaspers’in İnsan Görüşü”, Artuklu Akademi, 7(2), 389-416.
