Bazen insan, hayatın tam ortasında durur ama nereye gideceğini bilemez. Bazen de hiçbir yere gitmek istemez. Olduğu yerde kalmak güvenli gelir ama aynı zamanda huzursuz edicidir. Bu hâl çoğu zaman zayıflık gibi
Severek izlediğimiz dizilerde, filmlerde mutlaka bir antikahraman karakter vardır. Hepimiz bu tip karakterlere bazen kızarız, görüşlerimize uygun bulmayız ancak empati yapıp zamanla sevmeye başlayabiliriz. Dizilerde ve filmlerde antikahramanlar kusurludur, gri karakterler olarak
Bağ Kurmadan Yakın Olmak Son yıllarda yalnızlık duygusunun artmasından sıkça söz ediliyor. İlginç olan şu ki, insanlar artık daha az değil daha fazla ilişki içinde. Daha çok insan tanıyoruz, daha kolay ulaşıyoruz,
1828 yılının bir bahar akşamüstü Almanya, Nürnberg sokaklarında sendeleyerek yürüyen ve neredeyse hiç konuşamayan yalnızca belli belirsiz sözler mırıldayan bir genç belirdi. Bu genç, ne nereden geldiğini biliyordu ne de kim olduğunu. Tarihe
Acele etmeden yaşamak mümkün mü? Perfect Days, bir hayat hikâyesinden çok zamana karşı alınmış sessiz bir tutumu anlatıyor. Bu yazı, “geç kalmak” korkusu, anın içinde kalamama hâli ve kendi zamanında yaşamanın imkânı
Wabi-sabi is a way of thinking rooted in Zen Buddhism that embraces impermanence, incompleteness, and imperfection as aesthetic values. It carries a quiet yet powerful resistance to contemporary consumer culture, where perfection
Geçenlerde şunu düşündüm; herhangi bir şeyin nasıl söylendiğinin, ne olduğundan çok daha önemli olduğu görüşü kesinlikle doğru. Bir şeyi kelimelerle bin bir hale sokabiliyorsunuz ve bundan doğan sayısız anlam oluyor haliyle. Örneğin
Bir el çantası duruyor, kapının tam ucunda.Hazırlamamı bekliyor, son kırgın yolculuğa.Maziden bir yüz seğiriyor, bugünümü sorarcasına. Dünüm sana aitken susarak, geçtin gittin yanımdan.Sert bir rüzgâr estirip, yarınımı yaralaman mı lazımdı illa?Olan oldu
Nefesim sığlaşıyor. Göğsümdeki o eski, gürleyen ateşin artık bir köz yığınına döndüğünü hissedebiliyorum. Göz kapaklarım, ıslak yaprakların ağırlığıyla kapanmak istiyor. Biliyorum. Vakit geldi. Pencerenin önündeki yaşlı gürgen ağacına bakıyorum. Onunla birlikte büyüdük.
Bazen takvimdeki sayfalar boşa akar, hayat bir gram ileriye gitmezdi. En azından öyle hissederdi. Hayat bir okyanus ise, o içindeki su damlasıydı. Günleri çaresizliğine ağlayarak geçerdi. Mayıs, beş parasız, başarısız, mutsuz biriydi.
Takip Et