
Her şeyini kaybettiğini sandığın anlar vardır. Hayat tüm gücüyle üzerine gelir, battıkça daha da batarsın. Yürümeye çalıştığın tüm yollar tıkanmış, ışıkların hepsi sönmüştür.
Ya yalnızlık ya da uyku, bir çözüm gibi gelir. Kendi sesimizin en yüksek çıktığı anlar, yalnız olduğumuz anlardır. Uyuruz, uyanınca biter sanarız tüm karanlıklar. Sessiz çığlıklar atarız hayata, korkular esir almasın diye. Bunun adı, sıfırdır. Sıfır noktasına gelmek, baştan başlaman gerektiğini anladığın o ana gelmek... Sahi sıfır noktasına nasıl gelinirdi? Bizi bu hayatta neler sıfır noktasına getirirdi?
İnsanız ya, duygularımız var. Bazen çok sakin bazen öfkeli, bazen kararsız. Hepimiz “biri” olmak isteriz. Herkesin önemsediği, saygıda kusur etmediği o “biri”... Adımlar bazen geri geri gider. İleri gitmek istersin karşına sadece küçük çukurlar değil, koca dağlar çıkar. İşte o zaman, yolun sonunun değil, başlangıcını bulursun karşında.
İşte yine bir sıfır noktası. Geriye gitsen karanlık, ileri gitsen uçurum. An ve anda kalmak dedikleri hiç bu kadar zor olmamıştı. Uçurumun kenarı, karanlığın ortası ,sessiz ama yüksek bir iç çekiş.
Kahvenin sıcaklığı, yavaş yavaş uyandıran kafein, damakta beliren o güzel tat. Bir de kulakta o şarkı.
“Uyan artık, uyan
Uyan dostum, uyan
Uyan, uyan, uyan
Karanlık uykundan”
O gün o parkta sıfır noktasına gelmiş bir kız vardı. Dizlerinin bağı çözülmüş, ellerini yüzüne kapamış, dünyayla kurmak istediği o son bağlantıyı da kesmişti. Şarkı devam ediyordu. Hayat gibi.
Sonra açtı o kocaman kollarını güneşe, belki de yenmek isteyip yenemediği her şeye. Savaşıp kaybedip, onurunu hiç yitirmeyenlere. “Biri” olmak isteyenlere.

Güneş hiç olmadığı kadar ısıttı yüzünü, deniz her zamankinden daha parlak göründü. İstanbul her zamankinden daha aydınlıktı. Şarkı devam ederken, yoluna çıkan dağlar, küçük tümsekler oluvermişti.
“Ah bu hayat, anlamsız bir şaka
Herkes bunun farkında
Çok sıkıldım ağlamaktan, durmaktan...”
“Durma!” dedi kendi kendine. Ne olursa olsun durma. Eliyle gözyaşını temizlerken, sıfırı düşündü. Hayatının sıfırı bu muydu? Yoksa hayat, sıfırları 1 yapmak için mi vardı? Tek bildiği, uyanmış olmasıydı. Bu bir uyanıştı. Karanlık uykulardan en güçlü uyanıştı, hayatın oyunlarına karşı...
Bizim uyanmamız lazım. Vazgeçmiş olduğumuz tüm anlarda, kollarımızı açıp hayata kocaman sarılmamız lazım. Ve bir dahaki sıfırı görene kadar tüm savaşlardan galip çıkmamız lazım. Ya da şarkıları bazen de kendimiz yazmamız...
''Canım kardeşim, bak, senin ellerinde hayatımız...''
Hayatımız, bizim elimizde. Yeter ki uyanmasını bilelim. Hayatının sıfırlarında devam edecek gücü tüm bulanlara selam olsun...
