Uğultulu Tepeler Film İncelemesi

tarafından
Mart 5, 2026
2 dakika okuma süresi

Kitap uyarlamaları sinemada zaman zaman karşımıza çıkar. Kimi zaman filmi merakla bekler, nasıl yorumlandığını görmek isteriz. İşte Uğultulu Tepeler (orijinal adıyla Wuthering Heights) için de durum böyleydi. Tabii bunda filmin tanıtımı için çok çaba harcanmış olmasının da etkisi vardı.

Uğultulu Tepeler’in kitap versiyonu zaten halihazırda klasik mertebesine ulaşmış bir eserdir. Ben de şahsen bir hayli severim bu eseri. Özellikle anlatım biçimi ve atmosferi bana güzel gelir. Filme gelince ise tabii ki kitap kadar olmasa da bir düzeye kadar sevdim diyebilirim.

Wuthering Heights (2025), Emerald Fennell

Öncelikle Barbie filminden hatırladığımız Margot Robbie ve Frankenstein filmi ile büyük sükse yaratmış olan Jacob Elordi’nin bu film için doğru bir çift seçimi olduğunu söylemek mümkün. İkisinin de popüler oyuncular olması ve görsel çekicilikleri filme büyük artı katmış.

Filmin de en çekici yönlerinden biri sinematografi. Tabloyu andıran sahneler, izleyiciye duyguyu başarıyla aktarıyor ve görsel olarak tat veriyor.

Ancak kitaba bağlı kalma yönünden aynı başarı söz konusu değil. Bağlı kalmak zorundalar mıydı? Tabii ki birebir olarak zorunda değillerdi. Bununla birlikte, bu yönde biraz daha çaba gösterilebilirdi. Örneğin, bu eser özellikle gotik atmosferi çok iyi betimlemesi ile ün salmıştır. Film ise, gotik atmosferi yalnızca ara sıra görülen şiddetli yağmur ve şimşeklerle vurguluyor, diğer sahnelerde atmosfer zayıf kalıyor.

Bununla birlikte Heathcliff ve Catherine arasındaki aşk etkileyici bir hikaye, evet, hatta seyirciyi ağlatacak kadar etkileyici. Ama bu hikaye manalı diyaloglar veya anlamlı sözler ile daha derin bir hale getirilebilirdi. Çünkü filmdeki haliyle sadece yoğun biçimde yaşanan tutkulu bir aşkı izliyoruz. Bu sahneler oyuncuların da etkisiyle güzel ve ilgi çekici. Ancak çiftin arasında hissedilen duygular aslında bundan çok daha derin.

Bu arada da ikilinin başına eski Türk filmlerini bir hayli andıran talihsiz olaylar geliyor. Zaman zaman da anlatımda, Yorgos Lanthimos tarzından izler görülebiliyor.

Film ile ilgili güzel olan şeylerden biri ise Charli XCX şarkılarından oluşan ‘soundtrack’ diyebilirim. Özellikle “Always Everywhere” şarkısı, filmin atmosferi ile son derece uyumlu.

Sonuç olarak, film bittiği zaman “ah keşke izlemeseydim” gibi bir şey kesinlikle demedim; aksine beni bir hayli etkiledi ve gözyaşlarına neden oldu. Ancak filmde, yazıda belirttiğim nedenlerden dolayı hissedilir biçimde eksiklikler var. Belki de sinematografi açısından olduğu kadar senaryo ve anlatım açısından da daha fazla özen gösterilmeliydi.

Kitabın yazarı Emily Bronte bu filmi izleseydi, kesin bir şey söylemek mümkün olmasa da, muhtemelen benim gibi hem olumlu hem olumsuz yönleri aynı anda hissederdi.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Biriken Sarılmalar Defteri

Altı çizilen satırların, kokusu sindi hırkalara.

Güzel Gözler

Ey güzel gözler,Binlercesinin arasında dilim yalnız