Bazen hayatın geçiciliğini unuttuğumu hatırlıyorum.
Tam o anda bir cereyan kopuyor ve aralanıyor idrakimin penceresi.
Bir denizin kuruyuverme ihtimali ile
Süzülüyor gözyaşım ve sızlatıyor basiretimi.
Renksiz, hissiz ve yaşamak için yaşayanların
Ruhlarında kaynayan pınarın önünü açmayıp
Zamanla kör kuyulara pay edildiğine şahit oluyorum.
Sonra derinden bir ses yükseliyor kulağımda,
Yaklaşıyorum içimi sızlatan tınıya.
Narin bir genci görüyorum; duvarın dibine ilişmiş,
Bir köşeye çekilmiş, ellerini gözlerine kapatmış,
Hıçkırarak yenilgisine ağlayan.
Nasıl da iki büklüm, nasıl da kaskatı,
Nasıl da umuda sırt dönüp yarına küsmüş gibi.
Kavrasam hislerini, alsam avuçlarıma ve üflesem geçer mi?
Sıkıştırıyor kalbimi gözlerimden içeriye girenler
Ve maviliğe çeviriyorum çehremi.
Küçük bir serçenin semada azimle çırpınışı değiyor gözüme,
Kanatlarıyla rüzgara ortak olup
Kopan bir meyvenin toprağa tohum oluşunu seyrediyorum.
Uzunca bir yol var karşımda ve hızla bana doğru gelen bir tren,
Duraklarda bekleyenler, bavullarda tıka basa doluşan kıyafetler,
Cama yaslanmış ama ayakta bekleyen düşünceler…
İndirsem hepsini, silkelesem düşer mi kırılganlıkları, ümitsizlikleri ve endişeleri?
Silkelesem, sonbahar gibi bahara açar mı çiçekleri?
Bir ürperti sarıyor beni, sanki biri ayaklarımdan can suyumu vermiş gibi.
Kalbimde bir sıcaklık, içimde bir tuhaflık…
Ve aklım utanıyor unutuşlarımdan
Ama gösterilenlerden de mesut.
Bir aynadan baktım bugün,
Bilmediğim sokakların adını koyup
Hatırıma sapakları yazdım bugün.
Unutmamayı Allah’a teslim edip
Teslim oldum bugün.
Pencerelerimi ardına kadar açtım bugün.
