Bozkırda Bir Başkent: Cumhuriyet’in Ankara’sı

tarafından
Ekim 29, 2026
12 dakika okuma süresi

1920’lerde Ankara hızla büyürken konut sıkıntısı Mecliste tartışılıyor, yeni mahalleler planlanıyor, eski çarşılar değişiyordu. Cumhuriyet’in başkentindeki bu hareketlilik, dönemin belgelerine de yansımıştı.

1926 yılının mart ayında Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde Ankara’nın imarı vardır. Başkent belediyesine 1 milyon 750 bin lira borç verilmesi görüşülürken tartışma, şehirdeki evlerin ve arsaların değerine kadar uzandı. Trabzon Milletvekili Muhtar Bey, birkaç yıl önce aylık altı-yedi liraya kiralanabilen bir evin artık seksen, doksan, hatta yüz liraya kiraya verildiğini söylüyordu. Muhtar Bey’in üzerinde durduğu mesele, taşınmazların değer kazanmasından yararlanan mülk sahiplerinin şehrin imar giderlerine katkıda bulunmasıydı. Verdiği örnek, dönemin bütün kira fiyatlarını yansıtmasa da Ankara’da yaşanan hızlı değişimi anlamak bakımından dikkat çekicidir.

Ankara, Cumhuriyet’in ilanından henüz üç yıl geçmeden ciddi bir konut sorunuyla karşılaşmıştır. Üstelik bu durumun başlangıcı 29 Ekim 1923’ten daha eskiye uzanıyordu. Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye’nin 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelmesi, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisinin burada açılması ve Millî Mücadele boyunca siyasi faaliyetlerin şehirden yürütülmesi, Ankara’nın yönetim merkezi olarak önemini artırmıştı. 13 Ekim 1923’te başkentlik kararının alınmasıyla bu konum resmiyet kazandı ve Cumhuriyet ise on altı gün sonra ilan edildi.

Kale çevresinde gelişen mahalleler, hanlar, camiler, dükkânlar ve bağlar, uzun bir geçmişin izlerini taşıyordu. Ulus ve çevresi ticari hayatın önemli merkezlerindendi ancak Ankara’nın yeni görevleri, mevcut imkânlarının çok ötesindeydi. Bakanlıklar için binalara, memurlar için konutlara, artan nüfus için içme suyuna ve ulaşım hizmetlerine ihtiyaç duyuluyordu. Devletin yönetim merkezinin değişmesi, şehrin gündelik düzenini de etkiliyordu.

Millî Mücadele yıllarında yaklaşık yirmi beş bin kişinin yaşadığı Ankara’nın şehir merkezi nüfusu, 1927 genel nüfus sayımında 74.784 olarak kaydedilmişti. Sayımın bir başka dikkat çekici sonucu, şehirde 49.439 erkek ve 25.345 kadının bulunmasıydı. Erkek nüfusun belirgin fazlalığı, başkente gelen memurların, askerî personelin ve inşaat işçilerinin oluşturduğu hareketlilikle ilişkiliydi. Yeni kurumlarda görev almak veya çalışmak amacıyla Ankara’ya gelenlerin bir bölümü ailelerini başka şehirlerde bırakmıştı. Bu nüfus yapısı, başkentin ilk yıllarındaki toplumsal hayatı anlamak açısından da önem taşımaktadır.

Şehrin artan ihtiyaçlarını karşılamak üzere 16 Şubat 1924’te kabul edilen 417 sayılı Kanun ile Ankara Şehremaneti kuruldu. Belediyenin önünde çözüm bekleyen pek çok mesele vardı. İçme suyu temini, yolların düzenlenmesi, temizlik ve sağlık hizmetleri bunların başında geliyordu. Şehir büyüdükçe bu hizmetlerin maliyeti de artıyordu. Nitekim 1926’daki Meclis görüşmelerinde yapılan tartışmalar, imar faaliyetleri için gerekli kaynakların nasıl sağlanacağı konusunda milletvekillerinin farklı görüşlere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle taşınmazların değer artışından alınacak vergiler üzerinde duruluyordu. Ankara’nın gelecekte nasıl bir şehir olacağı da bu yıllarda tartışılmaya başlandı ve ilk önemli girişimlerden biri, Alman şehir plancısı Carl Christoph Lörcher’in hazırladığı imar planlarıydı. Aralık 1923’te sipariş edilen ve 1924 yılında teslim edilen ilk plan, eski Ankara’nın düzenlenmesine yönelikti. 1925 yılında hazırlanan çalışma ise Yenişehir bölgesine odaklanıyordu. Lörcher’in 1924 tarihli raporunda yolların ve meydanların yanı sıra su kaynakları, pazar yerleri, sağlık tesisleri ve açık alanlar da ele alınmıştı. Planın ayrıntıları, Ankara’nın büyümesi karşısında ortaya çıkan ihtiyaçların kapsamını göstermektedir.

İmar çalışmaları sürerken ulus, siyasi ve ticari önemini koruyordu. Cumhuriyet’in ilan edildiği Birinci Meclis binasının yetersiz kalması üzerine Meclis, 18 Ekim 1924’te Vedat Tek tarafından tasarlanan ikinci binasında çalışmalarına başladı. 24 Kasım 1927’de Ulus Meydanı’nda açılan Zafer Anıtı ise bölgenin görünümüne yeni bir unsur ekledi. Heinrich Krippel’in hazırladığı anıt, Millî Mücadele’nin hatırasını şehir merkezine taşıyordu. Çevresindeki resmî kurumlar ve ticari yapılarla birlikte Ulus, başkentin en hareketli bölgelerinden biri olmaya devam etti.

İkinci Meclis binasının karşısında bulunan Ankara Palas, 1928 yılında hizmete açıldı. Devlet konuklarının ağırlandığı ve çeşitli toplantıların düzenlendiği yapı, başkentte gelişen diplomatik ve sosyal hayatın önemli mekânlarından biri oldu. Giulio Mongeri’nin tasarladığı Türkiye İş Bankası Genel Müdürlük binası ise 1929’da tamamlandı. Aynı dönemde Ulus çevresinde yükselen banka ve kamu yapılarında, Osmanlı ve Selçuklu mimarisinden yararlanan Birinci Ulusal Mimarlık anlayışının izleri görülüyordu.

Yeni binaların yükseldiği Ankara’da eski mahallelerin hayatı da devam ediyordu. Hanlarda ticaret yapılıyor, çarşılarda alışveriş sürüyor, dar sokaklardaki konutlar kullanılmaya devam ediyordu. Başkentin değişimi bu yönüyle farklı yaşam biçimlerini aynı şehirde bir araya getirmişti. Yenişehir’de bahçeli evler ve geniş caddeler planlanırken Ulus çevresindeki yerleşik ticari hayat varlığını koruyordu. Ancak eski Ankara’nın dokusu zaman zaman ciddi kayıplarla da karşılaşıyordu. Bunlardan biri, Temmuz 1929’da Tahtakale Çarşısı ve çevresinde meydana gelen büyük yangındı. 20 Temmuz 1929 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesi, yangını ayrıntılarıyla duyurmuştu. Haberde yangının yayılması, alınan önlemler ve zarar gören esnafın durumu anlatılıyordu. Çok sayıda dükkânın sigortasız olması, ortaya çıkan kayıpları daha da ağırlaştırmıştı. Bu olay, Ankara’nın imar çalışmalarının sürdüğü yıllarda eski şehirdeki ticari hayatın karşılaştığı güçlükleri de hatırlatmaktadır.

Yeni yerleşim alanlarının genişlemesi ise daha kapsamlı bir şehir planına duyulan ihtiyacı artırdı. Bu amaçla düzenlenen uluslararası yarışmada Alman şehir plancısı Hermann Jansen’in projesi 1929 yılında seçildi. Jansen’in yaklaşımında Ankara Kalesi ve çevresindeki tarihî dokunun korunması, yeni konut alanlarının belirlenmesi, ulaşım bağlantılarının düzenlenmesi ve yeşil alanların oluşturulması önemli yer tutuyordu. 1932 yılında uygulanmaya başlanan plan, Ankara’nın sonraki yıllardaki gelişiminde etkili oldu. Bununla birlikte planlanan değişikliklerin tamamı aynı dönemde gerçekleştirilemedi. Şehrin büyümesi, mali kaynaklar ve artan nüfusun ihtiyaçları, uygulamaların hızını belirlemeye devam etti.

Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Ankara’ya ilişkin belgeler, başkent olma kararının ardından yaşananları farklı yönleriyle ortaya koymaktadır. Meclis tutanaklarında artan kiralar ve imar harcamaları tartışılırken şehir planlarında yeni yollar, mahalleler ve kamu alanları tasarlanıyordu. Dönemin gazetelerinde ise bir gün yeni binaların inşasına, başka bir gün Tahtakale’deki yangının yol açtığı kayıplara ilişkin haberlere rastlanıyordu. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edildiği Ankara, sonraki yıllarda önemli değişiklikler geçirdi. Yönetim kurumlarının yerleşmesi, nüfusun artması ve yeni mahallelerin ortaya çıkmasıyla şehrin görünümü ve gündelik hayatı yeniden şekillendi. Ancak bu süreçte eski Ankara bütünüyle ortadan kalkmadı. Tarihî mahalleler, çarşılar ve yeni kamu yapıları uzun süre bir arada varlığını sürdürdü. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına Ankara üzerinden bakıldığında, siyasi kararların ardından gelen bu uzun ve zaman zaman güçlüklerle ilerleyen şehirleşme süreci de tarihsel anlatının bir parçası hâline gelmektedir.

Cumhuriyet’in ilanından söz ederken Ankara’nın hikâyesini genellikle 29 Ekim 1923’te başlatıyoruz. Oysa şehir, daha önce önemli bir yol ayrımını geride bırakmıştı. Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye’nin 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelişi, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisinin açılması ve Millî Mücadele boyunca kararların buradan yürütülmesi, şehrin siyasi ağırlığını artırdı. Ankara, 13 Ekim 1923’te Meclis kararıyla başkent oldu, on altı gün sonra da Cumhuriyet ilan edildi. Başkentlik ve Cumhuriyet’in ilanı, birbirine yakın fakat ayrı iki tarihî karardı. Bu karar verildiğinde Ankara, Cumhuriyet’in üzerine şehir kuracağı boş bir arazi değildi. Kale yamaçlarına yayılan mahalleleri, hanları, dükkânları, camileri ve bağları vardı. Ulus çevresi ticaretin ve gündelik karşılaşmaların merkezlerindendi. Yeni yönetimin ihtiyaçları ise mevcut şehirle sınırlı kalamayacak kadar büyüktü. Bakanlıklar, Meclis, yabancı temsilcilikler ve buraya gelen kamu görevlileri için çalışma yerleri ve konutlar gerekiyordu. Şehrin eski düzeniyle yeni görevi arasındaki gerilim, ilk yılların hemen her imar meselesinde hissedildi. Nüfus rakamları bu değişimin boyutunu ortaya koyuyor. Millî Mücadele yıllarında yaklaşık yirmi beş bin kişinin yaşadığı Ankara’nın nüfusu, 1927 genel sayımında şehir merkezi için 74.784 olarak kaydedildi. Başkente gelen memurların, işçilerin ve ticaretle uğraşanların barınması başlı başına bir meseleydi. Kiralar yükselirken ev sahibi olmak da kolay değildi. Mecliste yapılan tartışmalar, konut sıkıntısının yanında bir başka soruyu gündeme taşıyordu. Şehrin değer kazanan arsaları ve binaları, imarın maliyetine ne ölçüde katkıda bulunmalıydı?

Ankara Şehremaneti 16 Şubat 1924’te, 417 sayılı Kanun’la kuruldu. Kurumun önünde yeni bir başkente yakışacak binalar yaptırmaktan daha acil işler vardı. İçme suyu, kanalizasyon, yollar, temizlik ve sağlık hizmetleri nüfus arttıkça daha fazla önem kazanıyordu. 1926’da Meclisin para ve vergi üzerinde bu kadar durması da bundandı. Başkentin büyümesini istemek başka, bunun için gerekli kaynakları bulmak başka bir meseleydi. İmarın nasıl yapılacağı üzerine ilk sistemli arayışlar Cumhuriyet’in hemen ardından başladı. Aralık 1923’te sipariş edilen ve 1924’te hazırlanan Carl Christoph Lörcher Planı, eski şehri ve gelişecek yeni yerleşim alanlarını birlikte ele aldı. Lörcher’in raporunda yalnızca yolların nereden geçeceği tartışılmıyordu. Su kaynakları, pazar yerleri, sağlık tesisleri ve açık alanlar da düşünülmüştü. Bu ayrıntılar, şehir planlamasının dönemin yöneticileri için soyut bir modernleşme düşüncesinden ibaret olmadığını anlatır. Ankara’nın büyüyebilmesi, en temel ihtiyaçların bir düzene bağlanmasına bağlıydı. Planlar hazırlanırken Ulus, şehrin siyasi ve ticari merkezi olmayı sürdürdü. Cumhuriyet’in ilan edildiği Birinci Meclis binası kısa sürede yetersiz kalınca çalışmalar 18 Ekim 1924’te Vedat Tek’in tasarladığı İkinci Meclis binasına taşındı. Birkaç yıl sonra, 24 Kasım 1927’de Ulus’taki Zafer Anıtı açıldı. Heinrich Krippel’in yaptığı anıtın çevresi, artık yalnızca gelip geçilen bir meydan değildi; Millî Mücadele’nin hatırlanacağı törenlere de ev sahipliği yapıyordu. Ankara’nın yeni kimliği, insanların her gün kullandığı bu alanlarda belirginleşmeye başladı.

Ankara Palas 1928’de İkinci Meclisin karşısında açıldı; yabancı konukların ağırlandığı, resmî toplantıların yapıldığı önemli bir adrese dönüştü. Giulio Mongeri’nin tasarladığı İş Bankası Genel Müdürlük binası 1929’da tamamlandı. Yakın çevredeki banka ve kamu binaları, devlet kurumlarının Ankara’da toplanmasına eşlik eden yeni bir mimari görünüm oluşturdu. Fakat birkaç sokak ötede çarşı esnafının, hanlarda çalışanların ve eski mahallelerde oturan ailelerin gündelik hayatı devam ediyordu. Başkentin fotoğrafına yalnızca yeni binalar girmiyordu. Tahtakale Çarşısı’nı ve çevresini etkileyen büyük yangın, eski Ankara’nın ticari dokusunda ciddi kayıplara yol açtı. 20 Temmuz 1929 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesi yangını geniş biçimde haberleştiriyordu. Bir yanda yeni yerleşim bölgeleri için çizilen planlar, öte yanda yangında dükkânını ve geçim kaynağını kaybeden esnaf vardı. Cumhuriyet’in Ankara’sını yalnızca tamamlanmış binalardan ibaret görmemek için böyle olayları da hatırlamak gerekiyor.

Şehir kuzeydeki tarihî merkezden güneye doğru genişlerken Yenişehir’de daha farklı bir konut düzeni oluşmaya başladı. Bahçeli evler, daha geniş caddeler ve yeni kamu yapıları bu bölgenin görünümünü değiştirdi. Yine de planlananla gerçekleşen her zaman örtüşmedi. 1929’da Hermann Jansen’in projesi imar yarışmasında seçildi, planın daha ayrıntılı biçimi 1932’de ortaya çıktı. Eski şehrin korunması, yeni mahallelerin yerleşimi, parklar ve ulaşım bağlantıları uzun yıllar tartışılmaya devam etti. Ankara bir defada inşa edilmedi; kararlar, ihtiyaçlar ve imkânlar değiştikçe şehir de yeniden biçimlendi.

29 Ekim’e Ankara’dan bakınca Mecliste kabul edilen anayasa değişikliğinin ardından başlayan daha uzun bir hikâye görülüyor. Şehir, yönetim merkezi olarak yeni kurumlarını ağırlarken ev, su, yol ve iş arayan insanlarla doldu. Bazı semtlerde yeni yapılar yükseldi, bazı eski çarşılar yaşamını sürdürdü, bazıları ise kayıplara uğradı. Başkentlik kararının gündelik hayattaki karşılığı buydu. Cumhuriyet’in ilk yıllarını anlamak için Meclis salonundaki karara bakmak kadar, o salonun dışına çıkıp Ankara’nın sokaklarında nelerin değiştiğini sormak da gerekiyor.

Kaynaklar

Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (t.y.). İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi. https://ankara.ktb.gov.tr/TR-259778/is-bankasi-iktisadi-bagimsizlik-muzesi.html

Bozkurt, İ. (2021, 11 Nisan). Jansen Planı. Atatürk Ansiklopedisi. https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/450/Jansen-Plan%C4%B1

Cengizkan, A. (2003). Ankara 1924 Lörcher Planı Raporu. Belleten, 67(248), 153–192. https://doi.org/10.37879/belleten.2003.153

Çapa, M. (2020). Devlet merkezinin inşa sürecinde Ankara Şehreminliği ve şehreminleri (1924–1930). Atatürk Yolu Dergisi, (67), 75–115. https://doi.org/10.46955/ankuayd.850309

Çapa, M. (2023, 25 Aralık). Ankara Şehreminleri (1924–1930). Atatürk Ansiklopedisi. https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/1421/Ankara-%C5%9Eehreminleri-%281924-1930%29

Çuha, N. (2021, 9 Şubat). İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası. Atatürk Ansiklopedisi. https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/745/%C4%B0kinci-T%C3%BCrkiye-B%C3%BCy%C3%BCk-Millet-Meclisi-Binas%C4%B1

Hâkimiyet-i Milliye. (1929, 20 Temmuz). [Gazete nüshası, s. 1]. Gaste Arşivi. https://www.gastearsivi.com/gazete/hakimiyeti_milliye/1929-07-20/1

Millî Saraylar Başkanlığı. (t.y.). Ankara Palas. https://www.millisaraylar.gov.tr/Lokasyon/17/ankara-palas

Türkiye Büyük Millet Meclisi. (1926, 4 Mart). TBMM Zabıt Ceridesi (II. Devre, C. 23, 66. İçtima, ss. 50–58). https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d02/c023/tbmm02023066.pdf

Takip et

Ben Sinem Gümüş. Tarihe duyduğum ilgi, zamanla akademik ve mesleki yolculuğumun merkezine yerleşti. Tarih alanındaki lisans eğitimimi başarıyla ve dereceyle tamamladım; bugün ise akademik gelişimimi yüksek lisans eğitimiyle sürdürüyorum. Araştırmayı, okumayı ve geçmişin izlerini farklı kaynaklar üzerinden takip etmeyi; edindiğim bilgileri yazı ve içerikler aracılığıyla paylaşmayı seviyorum.

Köşe yazarlığı ve öğretmenlik deneyimlerim, araştırma ve akademik yazım becerilerimin yanı sıra anlatım ve iletişim yönümü de geliştirdi. Sosyal sorumluluk çalışmalarında aktif görev alarak LÖSEV Kulübü’nde başkanlık yaptım. Tarihi yalnızca geçmişte yaşananları öğrenmek olarak değil; insanı, toplumu ve bugünü daha iyi anlayabilmenin yollarından biri olarak görüyorum. Öğrenmeye, üretmeye ve kelimeler aracılığıyla paylaşmaya devam ediyorum.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın tarihsel gelişimini konu alan görsel.

İlan Gününden Millî Bayrama: 29 Ekim 1923

29 Ekim’in Cumhuriyet’in ilanından millî bayram

Prens’ten Cumhuriyete: Sevgi ve Korku Üzerine Yeniden Düşünmek (Düşünsel Bir Deneme)

Prof. Dr. Gaetano Mosca’nın “Siyaset Biliminin