Birçok insan hayatı boyunca “Aşk Nedir?” sorusunun cevabını arar. Kimilerine göre bunun bir belirtiler listesi vardır ve sizin kaçına sahip olduğunuza göre teşhisiniz konur. Şiirlere baktığımızdaysa her bir şair farklı tanımlar aşkı. Peki, aşk sizin için ne demek?
Aşkın bilimde ve edebiyatta tamamıyla farklı tanımları olduğu görüşündeyim. Özellikle psikoloji aşkı formüle dökerken insanın aşka inancını dahi sorgulatabilir. Kısaca bahsedersem, psikoloji bir insana aşık olabilmemiz için ona yakın olmamız gerektiğinden bahseder. Bunun yanı sıra karşımızdaki kişi ile hem fiziksel hem de özellikler bakımından benzediğimizi söyler. Peki ya edebiyat?
Edebi eserlerde aşkı okurken insana pek anlamlı gelmez sözler. Lakin aşık olduğunuzda her bir sözcük kendi içerisinde apayrı anlamlara bürünür. Kendi kendinize düşünürsünüz, “Evet, bunu ben de yaşadım.” dersiniz. Aynı satırları tekrar tekrar okusanız da her bir satır sizin için ayrı anlamlara bürünür. Bunun nedeni her bir satırı okurken farklı bir anıyı düşünmeniz olabilir. Belki de aynı satırda aynı anıyı düşünürken farklı bir detayı yakalıyor da olabilirsiniz.
Aşık olan insanın gözlerinin parladığından söz edilir. Bence doğrudur bu. Daha farklı bakar aşık insan çevresine. Bir anda bütün dinlediği müzikler anlam kazanır, çevresindeki ağaçların dalları onun için dans eder. Bütün bunlar aşık olduğunu anlamak için yeterli işaretlerdir. Bunların yanı sıra atılan her adımda gülümsemek en sevdiğim belirtilerden diyebilirim. Düşünün, yolda yürüyorsunuz, karşınıza çıkan her kedi ve köpeğe gülümsüyorsunuz. Hatta biraz ileri gidip onlarla konuşuyor ve kafalarına minik “pat pat”lar yaparken buluyorsunuz kendinizi! Aşkın insanı neden bu kadar değiştirdiğini ve mutlu ettiğini bilemiyorum ama bu hissi seviyorum. Hayata dair birçok olumsuzluğu silmesini de çok seviyorum.
Bütün bu güzel yanlarına rağmen aşktan son zamanlarda o kadar da bahsedilmediğini düşünüyorum. Kimse artık eskisi kadar şiir yazmıyor mu yoksa ben mi göremiyorum? İnsanlar adeta aşkı bir zayıflık olarak görüyor ve kendilerini onun kollarına bırakmaktan korkuyorlar. Karşılarındaki kişiyi kaybetmek pahasına hislerini söylemekten çekiniyorlar. Ah, hatırlıyorum da bizden büyük ağabey ve ablalara baktığımda aşk bütün zorluklara el ele direnmek anlamına geliyordu. Birbirleri için çabalıyorlar, sonuna kadar değer göstermekten geri adım atmıyorlardı. Küçükken onlara ne kadar özendiğimi hatırlıyorum da, onların yaşına gelmiş olmama rağmen aynı şeyleri yaşayamıyor olmak beni üzüyor.
Bütün bu düşünce akışlarımı toparlamam gerekirse tek bir şey söyleyebilirim, aşk kesinlikle insanın dünyasını değiştiren bir şey! Biliyorum, çok pembe diziden çıkmış bir söz gibi duruyor. Klişe de üstelik! Yine de duyguları açıklamaya yetiyor. Aşık olduğunuz zaman çevrenize bakışınız değişiyor ve her baktığınız yerde aşkı görüyorsunuz. Sevmek için eğildiğiniz kedinin size sevgiyle bakan gözlerinde, uzakta bebek arabasında oturan bebeğin gülümsemesinde ve ağaçlardan uçuşan çiçek yapraklarında. Bünyenize işleyen bu aşk size öylesine fazla gelmeye başlıyor ki çevrenize dağıtmaya başlıyorsunuz. Her gördüğünüz çocukla oyunlar oynuyorsunuz, yaşlı insanlarla sohbetten keyif alıyorsunuz.
Son olarak yazımı herkesin bu bakış açısına kavuşması dileği ile bitiriyorum. Her biriniz için aşkın anlamı bu olmasa da ben dünyaya pembe gözlüklerle bakmanızı sağlayacak sevginin kalbinizden dolup taşmasını diliyorum. Her baktığınız bulutta sevginizden parçalar görmeniz dileği ile.

