Al bu cümleyi, kaç biçimde düşünürsen düşün. Her seferinde haklı çıkıyor vakur bir şekilde. Birine dürüst olamazsın, onun hatalarını sayar kılıf yaparsın mesela. Bir durumla başa çıkamazsın, yine onu suçlarsın. Sanki tek mağduru senmişsin gibi. Daha basit bir yerden bakalım. Günlük hayatımıza çevirelim merceklerimizi.
Kendiyle vakit geçirmeyi bilmediği için ömrünü “sıkılma” hissi ve onun korkusuna yaptığı ziyan eylemlerle geçiren gençlerle, nasıl faydalı kullanacağını öğrenmediği için interneti şeytan ilan eden yetişkinlerle dolu etraf. Bir şeyi yapamayınca onun boş olduğunu öne süren tembeller; hayallerine ulaşan insanları kıskanınca “Keşke ben de!” diyemediği için hakaretler saydıran acizler…
Oysa çok da zor bir pratik değil bunların hiçbiri, başta da dürüstlük. Hayatta imkanlar kısıtlı, herkesin potansiyeli ve sınavları bambaşka, şans dediğimiz meret de çok rastgele, biliyorum. Bunların hepsine tüm benliğimle inanıyorum. Ama bunun boşa yaşayan, kolaya kaçan, körelen, çürüyen bir insana dönüşmeme bahane sayılmasını reddediyorum.
Bir tane ömrümüz var, gerisini ise bilmiyoruz. “Ne çıkarsa bahtıma” cümlesini genele yayılmış bir koyvermişlik olarak yorumlamak çok pesimist bir postmodern yaklaşım olur. 🙂
Dönelim başa ve oradan da sona doğru uzanalım. Bu hayatta en korktuğum şeylerden biri kapana kısılmak, kafeslerde olmak. Bunu başkası bize yapmaya çalışıyorsa direnmek, kaçmak, kendimize yapıyorsak da at gözlüklerini çıkarıp aşmak gerekiyor. Geçiştirmenin hemen her versiyonundan nefret ederim. Kendimize, içimize, farkındalıklarımıza, yaşayışımıza, fırsatlara ve bakış açılarımıza olacak olansa en korkuncudur herhalde.
Dilerim dürüstlüğü gerektiğince düstur edinir ve karalama işini yalnızca çizime merakı olan insanlara bırakırız. Güzel yarınlara…
