Aile Kurumuna Eleştirel Bir Bakış: Mark Poster’in Görüşleri

tarafından
Ekim 23, 2025
4 dakika okuma süresi

Mark Poster kitabının önsözünde şöyle başlar: Aile bugün eş zamanlı olarak hem saldırıya uğramakta hem de korunmaktadır. Kadınları baskı altına aldığı, çocuklarda çeşitli travmalara yol açtığı için eleştirilmektedir. Buna karşın ahlaki değerleri yücelttiği, suçu belli ölçüde önlediği ve toplumsal düzeni koruduğu için övülmektedir. Geçmişten bugüne bakıldığında, evliliklerin daha kısa sürede sonlandığı, ancak aynı zamanda daha fazla evlilik yapıldığı görülmektedir. Aile, bireyin sığınmak istediği bir liman ya da sorunlarından kaçtığı bir yer olabilir. Ancak bazıları için aile, tam tersine sıkıcı ve oldukça kısıtlayıcı bir kurumdur. Aile hakkındaki bu ikili tartışmalar sürerken Poster, söz konusu tartışmaları derleyip sistematize ederek bir aile kuramı oluşturmayı amaçlamaktadır. Freud, Wilhelm Reich, Herbet Marcuse, Max Horkheimer, Erik Erikson, Talcott Parsons, Jacques Lacan, R. D. Laing ve Gregory Bateson gibi düşünürlerin konuya ilişkin çalışmalarını ayrıntılı biçimde çözümleyerek çok yönlü bir yaklaşım geliştirir.

Poster’a göre, aile teorisi ancak ailenin içsel psikolojik mekanizmalarıyla açıklanabilir. Ancak burjuva (çekirdek) aile modeli, aile araştırmalarında oldukça sınırlı bir statüye sahip olduğu için temel model olarak kullanılamaz. Kuşkusuz, içsel psikolojik süreçlere dayanan açıklayıcı bir aile teorisi oluşturmak mümkün değildir; çünkü aile, yoğun psikolojik süreçlerin yaşandığı özel bir duygusal dünya olmanın ötesindedir. Aile, aynı zamanda kültürel değerlerin ve uygulamaların nesneleştirildiği, yeniden üretildiği kolektif bir yaşam alanı, küçük çıkar ilişkilerinin yaşandığı bir dünya, kültürel ve biyolojik yeniden üretim kurumlarının bulunduğu, hatta mikro-politik bir evrendir. Bununla birlikte, Poster’in Freud eleştirisi yerindedir. Freud’un gözlemleri, burjuva ailesine özgü bir özellik olarak gördüğü Oidipus kompleksini insana ait doğal, evrensel ve değişmez bir nitelik olarak yorumlamasına dayanmaktadır. Bu yaklaşım, yer ve zamandaki farklılıkları göz ardı eden etnosantrik bir bakış açısıdır.

Poster’in Freud eleştirisinin temel noktası şudur: Freud’un ileri sürdüğünün aksine, psikanalitik terapinin varlığından, yani bilinç dışı aileden yola çıkarak bir hastanın aileye dönmesi yeterli değildir. “Bir çocuğun annesiyle birlikte hadım edilme kaygısı, insanın cinsel gelişiminin doğal bir parçası değil, burjuva ailelerinin karakteristik bir özelliğidir.” Poster’e göre Freud’un Oidipus teorisini, toplumsal yapıyla ilişkilendirmeden evrensel bir olgu gibi görmek hatalıdır. Her iki düşünürün ortak noktası, cinsel motivasyonları veya yasakları ailenin, akrabalığın ve sosyal organizasyonun temeli üzerinde açıklamalarıdır. Ancak bu “cinsiyet temelli” açıklamalar somut tarihsel gerçeklere dayanmamaktadır. Poster’in de belirttiği gibi, Freud’un yorumu özellikle orta ve üst sınıflara yöneliktir; “kişisel” gözlemleri, maddi hayatta kalma mücadelesi veren işçilerin deneyimlerini kapsamaz. Bu nedenle Freud’un açıklamaları eksiktir.

Poster, burjuva aile (ebeveynlerin çocukları üzerindeki güç, şefkat ve merhametin modeli olarak görüldüğü) iç yapısının yarattığı nevrozların, diğer aile biçimlerinde bulunmadığını vurgular. Örneğin, burjuva ailelerdeki cinsel kısıtlamalar, sıkı disiplin, katı hijyen kuralları gibi unsurlar diğer ailelerde görülmez. Aristokrat aile toplumsal hiyerarşinin kabulünü vurgularken, köylü ailesinde burjuva ailedeki gibi çocuklara yönelik özel bir ilgi veya yoğun bir psikolojik dünya yoktur. Çiftçi ve işçi ailelerin çocukları sokakta ya da doğada oynayarak kendilerini daha özgürce ifade etme olanağı bulurlar; ancak aynı zamanda fabrikalarda ya da tarlalarda çalışmak zorunda kalmak gibi insanlık dışı koşullar nedeniyle dezavantajlıdırlar.

Poster’in amacı, bu dört aile tipinin doğal ve evrensel olmadığını, etnik ya da kültürel farklılıkların tek başına açıklayıcı olamayacağını göstermektir. Poster; Marx, Weber ve Durkheim’ın aksine, ailedeki nesiller arası ve cinsiyet temelli çatışmaların da sınıf, ırk ve din çatışmaları gibi ele alınması gerektiğini savunur. Ona göre ailede kadın ve çocukların maruz kaldığı tahakküm süreci, yazılı olmayan ama zengin bir tarihe sahiptir. Bu hikâye toplumdan topluma değişebilir; ancak değişmeyen unsur, ailenin toplum içindeki konumudur. Kısacası aile, bireyin topluma katılırken aynı zamanda psikolojik bir yaş ve cinsiyet hiyerarşisi içinde yer aldığı bir kurumdur.

Sosyal kurumlar genellikle aile yapısı içinde dayatmaya dayalı ilişkiler geliştirir. Poster, burjuvazinin aile üzerindeki etkisini şöyle açıklar: Burjuvazi, çocuklara yeniden değer kazandırmış, onları ebeveynler için önemli varlıklar kılmıştır. Yeni yakınlık ve duygusal derinlik düzeyleri, bu sınıftaki ebeveyn-çocuk ilişkilerini tanımlar. Bu yeni annelik biçimi, kadınlar için doğal kabul edilir. Kadınlar yalnızca çocuklarının hayatta kalmasına değil, aynı zamanda toplumda saygın bireyler olmalarına odaklanırlar. Kendileriyle çocukları arasında öylesine derin bağlar kurmaya teşvik edilirler ki, çocuğun iç dünyası ahlaki mükemmellik anlayışına göre şekillenir. Sonuç olarak, kapitalizmin sonraki aşamalarında ailenin muhafazakâr bir yapıya bürünmesiyle birlikte kadınlar, annelik fikriyle eve ve çocuklara hapsedilmiştir. Kadınları aileye bağımlı kılan süreçler, aile ve toplum içindeki cinsel hiyerarşiyi yeniden üreterek babaların otoritenin “çağdaş” temsilcileri haline gelmesini kolaylaştırmıştır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Görünmeyenin Bedendeki Yankısı: Psikosomatik

Tıbbın en gelişmiş cihazları, kanımızda dolaşan

Beyaz Geceler: Bilinçaltının Gölgesinde Bir Aşkın İmgesi

Fyodor Dostoyevski’nin Beyaz Geceler adlı kısa