Odysseus Dönerse Senindir, Dönmezse Zaten Hiç Var Olmamıştır

Christopher Nolan’ın yeni filmi ve Homeros’un başyapıtı olan ‘’Odysseia’’ son günlerde yalnızca sinema ve edebiyat dünyasının değil birçok farklı alanın tam gündeminde yer alıyor. Tüm dünya binlerce yıllık bu antik anlatıyı konuşurken de ister istemez akıllara gelen bir soru var: Nasıl oluyor da aklen, mantıken ve bilimsel olarak inanmamamız için elimizde yüzlerce sebep varken bu destanlar bizi inandırıp hala bu denli sarsabiliyor? İnanmamak için sebepler saymakla bitmez. Odysseus’un deniz canavarı Scylla ile savaşması, insanı domuza çeviren büyücü Kirke’nin adasına düşmesi, Poseidon’un oğlu tek gözlü canavar Polyphemos’un gözünü kör etmesi gibi olaylar akla ters gelen şeylerdir. Bu destanlar elbette ki sadece bir halka özgü veya bir halkın inanç sahasında değillerdir. Bizim kültürümüzdeki Ergenekon destanında demir dağı eriten demircilik mucizesi, yol gösteren bozkurt gibi örneklerden de burada bahsedilebilir. Dede Korkut’ta tepegözün varlığı ya da Manas‘ın beşikteyken konuşmaya başlaması gibi anlatıların fiziksel evrende hiçbir karşılığı yoktur. Tarihsel bağlamda incelendiğinde bu metinlerin neredeyse hepsi abartılarla, zaman kaymalarıyla, efsanevi süslemelerle doludur. Yani aklımız ve mantığımız bize açıkça ‘’bunlar gerçek değil uydurma’’ der. Buna rağmen bizler, araya binlerce yıl girmiş olsa bile, sözlü olarak aktarılıp yüzyıllar sonra yazıya geçirilen metinlerden kolektif olarak etkilenmeyi ve onlara inanmayı seçeriz. Peki neden? İşte bu sorunun ardında ‘’toplum olma arzumuz’’ yatar. 

İlk olarak, inanmayı seçeriz çünkü insanoğlu olarak doğrusal, kimi zaman belirsiz ve soğuk bir dünyada yaşamak bizi bireyci bir varoluşsal yalnızlığa iter. Ünlü tarihçi Mircea Eliade’nin ‘’homo-religiosus’’ (kutsalı arayan insan) kavramı tam da bu seçimin ardını açıklar. Eliade, ‘’Mitlerin Özellikleri’’ ve ‘’Kutsal ve Dindışı’’ isimli kitaplarında, insanın gündelik zamanın kaotikliğinden kurtulmak için kutsal bir başlangıç zamanına sığındığından bahseder. Sıradan bir tarih bize yalnızca savaşların, yıkımların ve sıkıcı istatistiklerin soğuk yüzünü verir. Oysa destan bize bir anlam, bir köken ve bir kimlik sunar. Ergenekon’dan çıkışı veya Odysseus’un eve dönüş mücadelesini okurken ya da izlerken zihnimiz tarihsel gerçekleri aramaz. Toplumsal varlığımızı anlamlı kılacak ‘’kutsal bir köken’’ arar. İnanmayı seçmek; kaotik, gündelik dertlerden ve sıkıcı, düzlemsel tarihten sıyrılarak anlamlı bir köken inşa etmek demektir. Böyle bir kökene bireysel olarak bağlanmak kolaydır belki ancak toplumca bunu yapmak için destan harikulade uygun bir anlatıdır.

Elbette ki bu seçim sadece felsefi veya dini bir bağlanış değil, psikolojik de bir teslimiyettir. Carl G. Jung un geliştirdiği analitik psikoloji kuramına göre zihnimiz tüm insanlığın ortak inşası olan kolektif bir bilinç dışına ve bu yapıyı şekillendiren arketiplere sahiptir. Akıl ve mantık düzeyinde tek gözlü devler veya dağları eriten kutsal demirler olamaz desek de bilinçdışımız o sembolleri anında tanır ve kavrar. Odysseus’un yolculuğundaki deniz canavarları aslında insanın kendi içindeki karanlık korkularınarzuların ve bastırılmış duyguların birer simgesidir. Zaten metni anlamını kavrayarak okuyan herkes görecektir ki Odysseus’un yolculuğu aslında içsel bir yolculuktur. Odysseus’un nefret edilecek yanları vardır. Askerden kaçmak için tarlasına tuz eken bir korkaktır. Kibrine yenik düşüp tek gözlü canavara ismini açıkça veren bir egoisttir. Savaş hileleri kullanmak konusunda hiçbir çekince hissetmeyen bir hilebazdır. İşte bu yolculuk, Odysseus’u sonunda kendi eşi tarafından dahi tanınmayacak bir dilenci kılığına sokan ve ona kendi kötü yanlarından arınma fırsatı veren kadim bir yolculuktur. Yalnızca denizleri ve ormanları değil, kendi tabularını da aşarak gitmesi gerekir. Ergenekon’daki kapalı kalmışlık ve dağın eritilmesi ise bireyin veya toplumun yaşadığı büyük krizlerden, travmalardan ve çıkmazlardan kurtulma isteğinin dışa vurumudur. İnanmayı seçeriz çünkü destanlardaki bu olaylar fiziksel dünyada gerçekleşmemiş olsa bile bizim iç dünyamızda her gün yaşanan psikolojik hakikatlerin birer karşılığıdır. 

  Destanlara inanmayı seçeriz çünkü onlar olmadan toplumsal bir gelecek inşa etmek de imkansızdır. Joseph Campbell  ‘’Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’’ adlı eserinde dünya üzerindeki tüm destanların ‘’monomit’’ adını verdiği ortak bir şablonu takip ettiğini söyler. Kahraman evinden kopar, karanlığa çekilir, felaketlerle savaşır, olgunlaşır ve toplumunu kurtaracak olan ödülle geri döner. Campbell’a göre bu yapı, insanlığın binlerce yıldır kullandığı ‘’yaşam ve ayakta kalma kılavuzudur’’. Bir toplum toplu bir travmayla, savaşla veya yıkımla karşılaştığında bilimsel formüller ona moral veya yaşama sevinci vermez; ona ilham veren şey destanındaki kahramanın o karanlıktan nasıl çıktığıdır. İnanmayı seçeriz çünkü destanlar bize felaketlerin bir son olmadığını, ardından bir doğuşun geleceğini gösteren metinlerdir. 

Doğa yasalarına aykırılığını, mantıksızlığını ve fiziksel imkansızlığını kanıtlayan onlarca sebebe rağmen destanlara inanmayı seçeriz. Çünkü insanoğlu yalnızca etten ve kemikten değil; anlamdan, umuttan ve toplumsal hafızadan oluşan bir varlıktır. Bahsettiğimiz destanlar tarihsel bir veri değillerdir. İnsanlığın en derin korkularını, umutlarını ve zaferlerini ölümsüz bir sembol haline getiren metinlerdir. Bu doğrusallıktan çıktıkları için günümüze kadar ulaşabilmişlerdir.  İnsanlık kendi içindeki devlerle savaşmak, kendi karanlıklarından çıkış yolları bulabilmek ve bir arada kalabilmek için bu ölümsüz alıntılara inanmaya, onları izlemeye, okumaya ve yaşatmaya devam edecektir. 

KAYNAKÇA

Campbell, Joseph. (2017). Kahramanın Sonsuz Yolculuğu (Çev. Sabri Gürses). İstanbul: İthaki Yayınları.

Eliade, Mircea. (2017). Kutsal ve Dindışı (Çev. Ali Berktay). İstanbul: Doğu Batı Yayınları.

Eliade, Mircea. (2018). Mitlerin Özellikleri (Çev. Sema Rifat). İstanbul: Alpha Yayınları.

Homeros. (2014). Odysseia (Çev. Azra Erhat – A. Kadir). İstanbul: Can Yayınları.

Jung, Carl Gustav. (2015). Analitik Psikoloji (Çev. Ender Gürol). İstanbul: Payel Yayı

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Bunu Kaçırma!

Dürüst Olamayınca Karalamak Kolay

Al bu cümleyi, kaç biçimde düşünürsen

Sıfır Noktası Değil, Yön Noktası

Göz kamaştırıcı başarılara hayranlıkla bakarız oysaki